A Milli Takım ve Banvit'in coachu Orhun Ene, Eurosport'a önemli açıklamalar yaptı.
Milli takımla olan geleceğinin sezon sonunda belli olacağını söyleyen Ene, “Sezon sonunda oturup konuşmalıyız. Bu görevi devam edip etmeyeceğimize federasyon karar verecek” dedi.
Banvit'in bu sezonki hedefi ne? Yarı final mi, final mi? Yoksa şampiyonluk mu?
Banvit olarak en önemli hedefimiz her sezon gelişme kaydetmek. Misal bu benim Bandırma'da üçüncü senem, tabii ki yeni gelen oyuncularla beraber bir kimya yakaladık ama iskelet kısmı da korumayı başardık. Oyuncularımız organizasyon içerisinde geliştiler. Bizim bütçemiz Türkiye'de çoğu takımdan iyi olabilir ama tepedeki kulüplerin altındayız. O paraları verebilecek gücümüz yok. Belki şampiyon olma şansımızı yüzdeye vurduğumuzda diğer takımlar kadar yüksek rakam çıkmıyor ama biz iyi ve parkede bütünlükle başarıyı yakalayan bir ekibiz. Herkesi yenebileceğimize inanıyoruz. Basketbol anlamında da Türkiye'de final oynama, başarılı olma adına bir şansımız var ama bunun için de çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Kademeli ilerlemeli ve tünelin ucunu sonradan görmeliyiz. Bizim kulüp olarak böyle hedefleri baştan belirleme şansımız yok.
Kalin Lucas'dan biraz bahsedelim. Michigan State ile göz alıcı bir kolej kariyeri, aşil tendonu sakatlığı ve ardından Yunanistan macerası. Olympiakos'ta pek etki bırakamadı belki ama Lucas'ın Avrupa'ya daha yatkın bir basketbol stiline sahip olduğu hep söyleniyordu. Transfer sürecini ve takımdaki yerini anlatabilir misiniz?
Transferde seçici davranıyoruz. Bulunduğumuz coğrafya itibariyle de bazı sıkıntılar içerisinde bulunduğumuz bir gerçek. Üst seviye oyuncular forma giyecekleri takımın büyük şehirde olup olmadığına, Avrupa'da düzenli oynayıp oynamadığına bakıyor çünkü. Kalin de bizim esasen sezon öncesi ilgilendiğimiz bir oyuncuydu. Keza sene başında ilgilenmeseydik muhtemelen bu transferi kolay kolay gerçekleştiremez, Kalin'i Bandırma'ya getiremezdik. O sezon başında haliyle devreye Olympiakos girince başka bir kulüple temasta bulunma gereği hissetmedi. Euroleague'de forma giyme ve Avrupa'da bu kadar önemli konumda yer alan kulübün birçok unsuru hâliyle her oyuncuyu cezbeder. Ardından gelişen süreçte Yunanistan'da yapamadı ve Olympiakos kadroda değişime gitme ihtiyacı hissetti. Biz de tekrardan diyaloğa girdik ve Kalin Bandırma'ya geldi.
Fiziksel özelliklerinin belirli standardın çok üzerinde olmaması onu dediğiniz gibi Avrupa basketboluna daha uygun hâle getiriyor. Çoğu kez NCAA'de harika bir kariyeri geride bırakmış oyuncuların bu kıtada iz bırakamadıklarını gördük ama bence Kalin onlardan biri olmayacak. Hücum yetisi, saha içi liderliği ve onu diğerlerinden farklılaştıran birçok özelliği Lucas'ın Avrupa'da kalıcı bir yer elde etmesini sağlayacaktır.
Yavaş yavaş milli takıma geçelim. 1979-80 jenerasyonu Türk basketbolundaki aktif rolünü artık diğer nesillere devretti. Hidayet özelinde bir soru sormak gerekirse, onu gelecek dönemde kadroda görecek miyiz?
Milli takım bir ekip organizasyonu. Bu ekip içerisinde tabii ki benim düşüncelerim kadar başka parçalar da var. Ancak şöyle söyleyeyim, ben Hidayet'in hâlâ basketboluyla beraber kişilik anlamında da bir süre daha milli takımda bulunmasının ülkeye katkı sağlayacağını düşünüyorum. Avrupa Şampiyonası, Dünya Şampiyonası oynamak kolay değil. Herkes belirli süre düşünecek, ardından kararını verecektir. Kalmasını isterim. Hidayet basketbol zekasıyla ve takıma yaptığı liderlikle buraları fazlaca tecrübe etmiş, çok çabuk vazgeçilmemesi gereken bir oyuncu.
Milli takımdaki göreviniz sıkça speküle ediliyor. Basında sürekli “Orhun Ene gidiyor mu?” şeklinde haberler var. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Ben açıklama yapma gereği görmüyorum. Federasyonla beraber oturup sezon sonunda, liglerin bitiminin ardından konuşacağız. Konuşmamız gerek. Ben ülkenin beklentilerinin olduğu bir dönemde, başarının geldiği bir şampiyonanın hemen sonrasında milli takım antrenörü oldum. Litvanya'da istenilen düzeyde değildik ama bunun üzüntüsünü ben de yaşadım. Kamuoyunun o kadrodan beklentileri yüksekti ve biz de bunu karşılayamadık. Aksini söylemiyorum. Ancak çok ince detaylar bizi farklı yerlere götürdü. Çeyrek final maçına çıkmadan önce Avrupa'nın en iyi beş takımıyla oynadık mesela. Hiçbiri mazeret değil elbette, bunları kazanmak bizi bu süreçte farklı kılacaktı. Bir mücadele verdik ama istediğimiz şekilde sonuçlanmadı. Bu görevi tekrardan üstlenip üstlenmeyeceğimize federasyon karar verecek.
Belki biraz klasik bir soru ama ev sahibi olduğumuz şampiyonalarda aldığımız sonuçlar ile yurt dışındaki turnuvalar neden bu kadar farklılık gösteriyor? Bir türlü başarı gelmiyor çünkü.
Bu devamlılıkla alakalı bir sorun. Biz daha sürecin başındayız. Büyük takım olmak için belki Litvanya'da istediğimiz sonucu alamadık ama gösterdiğimiz dirençle yurt dışı turnuvalarında da sözü geçer konuma geldik. Polonya'da Yunanistan'a son topta kaybetmiştik örneğin. Siz çok iyi hazırlansanız da, isteseniz de böyle bir evreye geçmek için belirli zaman gerekiyor. Bugün Makedonya önemli bir başarı elde etti ama onlar için esas önemli olan bir sonraki turnuva bence. Kalıcılık kilit nokta.
Son açıklanan kadro pek çok konuda tartışma yaratmıştı. Tutku Açık, Furkan Aldemir'in olmayışı, Semih Erden'in durumu, İzzet'in katılımı gibi konular gündemden uzun süre düşmedi. Oyuncu seçimi konusunda ne gibi kriterleri göz önüne aldınız?
Tutku ligde kesinlikle saygıdeğer bir performans sergiledi ama Sinan, Kerem Tunçeri ve Ender Arslan Dünya Şampiyonası'nın devamını oluşturan ekibin bir parçasıydı. Onları ayırmak istemedim. Semih sakatlığı nedeniyle turnuvaya katılamayacağını bize söylediği zaman çok az bir süre kalmıştı, biz de onu hemen kadrodan çektik. Biz takıma katılacağına kesin gözle bakıyorduk oysa. Galatasaray da Euroleague elemesi için Furkan'ı daha yeni almıştı, hazırlanmaları gerekiyordu. Biz de Semih'in geleceğini düşündüğümüz için Furkan'ı çağırmadık kadroya. Oğuz, Ömer, Enes, Ersan o pozisyonda varken zaten Furkan'ın kadroda yer almasının sonucu çok da farklılaştıracağını düşünmüyorum zaten. Tabii ki bir katkı verecekti ama uzun oyuncu rotasyonumuz oldukça güçlü bizim. Durumu değiştirmezdi. İzzet konusunda ise, o tip oyuncuların milli takımda 12. kişi olarak kafilede bulunması her zaman ülke basketboluna katkı sağlar bence. Geleceğe hazırlık niteliği taşır çünkü, en nihayetinde o ortamı teneffüs ediyor. Ancak tekrar ediyorum, biz turnuvanın başlamasına dört gün kalaya kadar Semih'in kadroya katılacağını sanıyorduk. Kerem Gönlüm'ün de sakatlanması derinliği azalttı tabii.
Yeni gelen jenerasyon hakkında neler düşünüyorsunuz?
Çok yetenekli oyuncularımız var. Enes'in halen çok fazla gelişebileceğini düşünüyorum. Banvit'te oynayan çok kaliteli kısalarımız var. İleride daha da tecrübe kazanacaklar. Ersan'ın bu kadroda her zaman yeri var. Üst seviyede tecrübe gerektiren maçları kaldıracak şekilde gelişmeliyiz. Bu özgüveni olan, tansiyonu kaldırabilecek isimler olmalı. Oyuncuların buna küçük yaşta ulaşması lazım. Jenerasyonun hemen gençleştirilmesi ya da sürekli tecrübeli oyunculardan kurulu olması gerekmiyor. Önemli olan dengeyi kurabilmek. Türkiye'de genç oyuncuların rol bulması kolay değil ama daha zengin bir genç oyuncu havuzumuz olduğuna inanıyorum.
Özellikle oyun kurucu yetiştirmede sıkıntı yaşıyoruz. Siz de eski bir guard olarak ne söylemek istersiniz? Kenan Sipahi'den beklentileriniz nedir?
Ben Kenan'ın bir iki sene içinde çok tecrübe kazanacağına inanıyorum. Oyun kurucu yetenekleri dışında liderlik özelliği beni etkiliyor. Kenan'ın o kapasitede bir oyuncu olduğunu görüyorum. Şafak Edge de çok tecrübe kazandı. Onun da ileride İbrahim ile önemli işler başaracağına inanıyorum. Ufak tefek iniş çıkışlar olacaktır ama altyapılardan gelen çok kapasiteli oyuncular var. Önemli olan, özellikle Sırp takımlarında gördüğümüz gibi yaşı küçük de olsa maçı kaldırabilecek tecrübeyi oyunculara kazandırmak. Bunu sağlarsak ileride çok daha iyi sonuçlar alacağımızı düşünüyorum.
Tecrübe ve baskıyı kaldırmak dediniz. EuroBasket 2011'de %64 ile faul attık. Bunun nedeni o muydu?
Biz Dünya Şampiyonası'nda da çok yüksek yüzdeyle oynamamıştık. Bunun nedeni aslında bizim yaşam biçimimiz. Sadece basketbol sahasında değil hayatımızda da bu böyle gidiyor. İnanılmaz mucizeler de yaratabiliyoruz. Kapasitemizin üstüne de çıkabiliyoruz, çok kolay şeylerde de hata yapabiliyoruz. Bunlar çok ayrıntı. Belli bir tecrübe ve devamlılığı sağladığımız zaman kafamız daha rahat olacak. Faul çizgisine gelene kadar çok yıpranıyoruz. En sakin olmamız gereken yerde kafamızda pek çok şey olduğu için konsantrasyon ve rahatlık problemi çekiyoruz. Şut idmanıyla ya da faul antrenmanı ile çözülmez.
Gelecek planlarınızda Avrupa'da takım çalıştırma var mı? Erman Kunter, Ergin Ataman gibi bir kariyer planlaması yapıyor musunuz?
Antrenörlerin oyuncular gibi kariyer hedefi koymasını gerçekçi bulmuyorum. Yurt dışında ya da Türkiye'de iyi takımlarda, iyi organizasyonlarda olmak çok önemli. İkinci önemli nokta gittiğiniz takımı daha yukarı nasıl taşıyabileceğiniz. Ben ikinci ligde de antrenörlük yaptım. Orada da hedef koyup aldığınız başarı en az büyük liglerde, kulüplerde elde edeceğiniz başarı kadar sizi tatmin eder. Bu tip arzularım mutlaka var. Yurt dışında çalışmak, oradaki organizasyonu görmek isterim. Başka bir açıdan basketbolu görmek adına müthiş bir tecrübe olur. Oyuncuyken hedef koyabiliyorsunuz ama antrenörken daha gerçekçi düşünüyorsunuz. Her antrenörde olduğu gibi ben de yeni şeyler öğrenen bir insanım. Belki basketbolun doğruları herkes tarafından basit gözüküyor ama yaşadığınız her sene size tecrübe katıyor.
Siz de eski bir Galatasaray oyuncusu olarak, sarı-kırmızılı taraftarlar ile ilişkiniz iyi düzeyde. Bu sezon onların başardıkları hakkında ne söylemek istersiniz?
Ben çok başarılı buluyorum. Sadece sonuç olarak değil. Galatasaray kulübünün yönetim olarak gösterdiği hassasiyetle, kendilerine düşen görevi ısrarla yapmalarını saygıyla karşılıyorum. Çünkü Galatasaray harcamış olduğu parayla, camia olarak büyüklüğü göz önüne alındığında normal gözükebilir. Ama geçmiş dönemde yaşanan sıkıntıları düşünüldüğünde, diğer kulüplerin arkasına düşmüştü. Saygı duymamak elde değil. Ayrıca en istikrarlı, geleceği en parlak takım olarak onları görüyorum.
Bogdan Tanjevic ile ilişkiniz nasıl? Basında kendisinin başantrenör olduğu dönemler hakkında 'Kara dönem' tarzı benzetmeler olmuştu. Bu konu hakkında neler söylersiniz?
Başarılı olarak görüyorum aslında. Başarısızlık varsa bütün ekibe söylenmeli bu. Ben takımın başına geçtiğimden beri çok şeyin değiştiğini söyleyemem. Belli bir süreyi beraber geçiren, kimyası uyan bir ekibin devamı olarak görüyorum. Kendisi hem insan olarak hem de basketbol bakışı olarak bu ülkeye bir şeyler katmak istedi. Her zaman fikirlerimizi paylaştığımız, oturup konuştuğumuz biri kendisi. Kendisi bizim için iyi bir danışman. Bana fikir veren bir insan. Ama bunları uygulamak benim seçimim. Başarılı olan bir takımda her antrenörün farklı düşünceleri olur. Bu düşüncelerde farklılıklarımız oluyor. Ama başarılı olan bir takımı bozmak istemedim. O yüzden onun kurduğu iskeletin üstüne devam ettik. Maç içinde kararlarda ise özgürce ben karar aldım. Sonuç ne olursa olsun her iki taraf da alınan kararlara saygı duydu. Bu işte 30 sene tecrübesi var. Eğer dünyaya açık bir insansanız kendisinden çok şey öğrenebilirsiniz.
İstanbul'daki Euroleague Final-Four'unda favoriniz kim?
Son maçlar oynandıktan sonra pek çok insan sezon başındaki kararlarını değiştirdi. Bu tip maçlardaki performanslarıyla, Final-Four seviyesindeki oyuncu kadrosunu düşündüğümüzde Barcelona'yı CSKA'nın bir adım önünde görüyorum. Olympiakos, Siena karşısında harika bir performans gösterse de, bunun bir kriter olduğuna inanmıyorum.
Taraftarlardan gelen bir soru. İzzet'i milli takıma davet etmenize rağmen ligde çok süre alamıyor. Onun gelişimi hakkında ne söylersiniz?
Ben milli takıma alayım da, mucizeler yaratsın süre alsın demedim. Spora biraz aşina kişiler İzzet'in 12. oyuncu olarak kadroya katıldığının farkına varmıştır zaten. Ek olarak, İzzet'in inanılmaz bir yol kat ettiğini söylemem lazım. Ben ilk geldiğimde sadece 78 kiloydu, bugün 98 kilo oldu. Bizim açımızdan bu da çok önemli. Zaten onun basketbol yetenekleriyle ilgili hiç şüphemiz yok. Önceki koçları da aynı sıkıntıyı yaşamıştı, İzzet'in o dönem antrenmanı tamamlaması bile zordu. Devamlı bir şekilde oynaması sıkıntılıydı, potansiyeliyle çok önemli bir oyuncu. Belki benim de payım olan şanssızlığı o milli takım tercihiydi. Hiç istemesek de İzzet hedefte bir oyuncu oldu. Ama onun üstüne düşülmesi lazım, kendisi gayet özverili çalışan biri. Ben İzzet'i hiçbir zaman genç oyuncu olarak görmedim. Milli takımlar için farklı olabilir ama yukarıda oynayan takımlarda oyuncunun süreyi kendisinin alması lazım. Hata yaptığı anlar oluyor. Belki gelişimi uzun sürecek ama eğer başarırsa bütün oyuncuların ötesinde bir isim olacak. Bu potansiyeli gördüğümüz zaman antrenör olarak bizim işimiz oyuncunun üstüne eğilmek.
Yine taraftarlardan gelen bir soru. Banvit'i Euroleague'de seyretme şansımız nedir?
Oralara oynuyoruz ama bizim iyi bir Eurocup takımı olmamız gerektiğini düşünüyorum. Eurochallenge'dan başladık buralar geldik. Her sene biraz daha tecrübe kazanıyoruz. Bizim ligden daha çok oraya konsantre olmamız lazım. Bir iki takım dışında bütçeler belli. Takımların aralarındaki farklar daha çok. Oralarda hedef koymak bizim için ligde hedef koymaktan daha kolay olacaktır.





