Neresinden tutarsanız tutun, istatistik kağıdına yansıyan, yansımayan tüm detaylarıyla ilginç bir derbiydi.
Galatasaray'da Engin ve Cenk'in, Beşiktaş'ta da Muratcan ve Jerrels'ın uzunların işini yapıp toplamda 14'er ribaund toplaması, neredeyse sahadaki tüm kısaların “en iyi yaptıkları işi unutup” 3 sayı çizgisinin gerisinden (Hawkins ve Jerrels hariç) çuvallamaları, iki taraf adına da oyunun garip bir çizgide seyretmesinin başlıca faktörleriydi.
Beşiktaş'ın, 10'u ilk yarıda olmak üzere toplam 17 top kaybı ile oynadığı, daha devrede 3 sayı çizgisinin gerisinden 1/8'de kaldığı bir maçta 2 kez 15-14 sayılardan geri gelip maça ortak olması ancak yukarıdaki “acayipliklerle” mümkün olabilirdi, oldu da… Tabii bu durum iki cephede de yoğun Avrupa-Türkiye trafiğinin yıpranmışlığının göstergesiydi. Sonuçta Galatasaray, geçen sene ezeli rakibine karşı aldığı hemen bütün yenilgilerde başlıca faktör olan David Hawkins'i bu defa “en büyük silahı' olarak kullandığı maçta Beşiktaş'ı “eski silahıyla” vurup yoluna devam etti.
BİYONİK HAWKINS
Hawkins demişken ABD'li oyuncuya ayrı bir parantez açalım. Öyle bir profesyonel ki onun için forma farketmiyor. Hangisinin içinde olursa olsun gereğini yapıp, takımının başarısı için vargücüyle çabalıyor. Geçen sene 100 yıllık Beşiktaşlı gibi terinin son damlasına kadar mücadele ederken, bu kez de “kökten Galatasaraylı” gibi canını dişine takıyor ve hedefi buluyor; helal olsun!..
Hawkins'ten bahsederken Cenk Akyol'u da pas geçmeyelim. Galatasaray savunması O'nun ve Hawkins'in oyunda olduğu süreçlerde kıvam buldu. Belki şut sokamadı ama savunma direnci, 6 ribaund, 3 asist, 4 top çalma gibi tüm 'pis işlere' soyunup takımına üst düzey katkı sağladı.
Beşiktaş Daniel Ewing'le oyun kurucu pozisyonuna “yerinde” bir takviye yaptı. Ancak eğer THY Euroleague'de yoluna devam etmek istiyorsa Vidmar'ın yanına mutlaka bir “tamamlayıcı” uzuna da ihtiyaç olduğu bir gerçek…





