Beşiktaş Gain, JL Bourg karşısında Eurocup final serisinin ilk maçında stres faktörü ile baş edememenin bedelini çok büyük bir avantajı avuçlarının içinden kaçırarak ödedi.
Evinde bu sezon 11 maç kaybetmemiş olmak kağıt üzerinde önemli bir başarı olsa da bunu koruma içgüdüsün yarattığı ‘endişe’ profesyonelliğin de önüne geçmiş gibiydi. Ama tüm bunların ötesinde sezarın hakkını da sezara teslim etmeli… JL Bourg coachu Frederick Fauthoux dersine o kadar iyi çalışmış, takımını bu maça hem teknik, taktik hem de mental açıdan o kadar iyi hazırlamış ki, takdir etmemek mümkün değil… Bu açıdan bakıldığında daha geçen hafta ‘bileğinin hakkıyla’Eurocup’ta sezonun coachu unvanına layık görülen meslektaşı Dusan Alimpijevic’e, finalin ilk ayağında çok önemli bir darbe vurdu.
Zaten sezon sonuna doğru form grafiği olarak ivmelenmiş bir takım olan, 28 farkla kaybettiği Türk Telekom yarı final ilk maçının ardından rövanşta ve evindeki üçüncü maçta bunu sahaya ve skora yansıtan JL Bourg, Fransa Ligi’nde arka arkaya iki Euroleague ekibi Paris’i ve Monaco’yu büyük farklarla yenerek dikkatleri üzerine çekmişti. Dün de Beşiktaş’a karşı avantajlı olduğu noktaları çok iyi değerlendirip, savunmada da çıtayı çok yukarı çekerek ilk maçta istediklerini aldılar. Özellikle, Kamagate’nin olmadığı Siyah-Beyazlı ekibin, hücumda önemli silahı olsa da savunması sıkıntılı uzunu Zizic’in zaaflarını çok iyi kullandılar. Bourg, ilk uzun opsiyonu olan Kokila, daha 1. dakikada 2 faule ulaşmasına karşın, kenardan gelen iki uzun Agee ve Mitchell ile Beşiktaş savunmasının tüm dengesini alt üst etti. Her iki uzun da 3 sayı çizgisinin gerisinden etkili olunca, Gach ve Mokoka gibi atletik kısalara potaya gitme fırsatı doğdu. Uzunlara yapılan yardımlarda cezayı kısalarıyla kesen Bourg, ribaund üstünlüğünü de elinde tutup, müthiş savunma ile Beşiktaş’ı çoğu zaman zor şutlara itti. Siyah-Beyazlılar’da çizgi gerisinden ‘felaket’ bir gününde olunca, özellikle de Matthew, Anthony Brown, Dotson, Morgan ve hatta Yiğit 35 dakika boyunca adeta çemberi döverek Bourg’un ekmeğine yağ sürdü.
Brown’ın son bölümde üst üste bulduğu 3 üçlük sadece farkın erimesine olanak sağladı. Serbest atış çizgisinde dahi isabet oranının yüzde 50’de (9/18) sınırlı kalması, Beşiktaş’ın final stresi ile baş edemediğinin de en net göstergesiydi. 7/34 3 sayı (% 20,6) isabetiyle de kazanmaları çok zordu zaten… Sonuçta Siyah-Beyazlılar, normal sezonda İstanbul’da 30 farkla olmak üzere 2 kez yendiği Fransız ekibine finalin ilk ayağını, evindeki yenilmezlik unvanı ile birlikte kaybetti.
Elbette dünyanın sonu değil bu yenilgi… Ancak üç ayaklı bir seride evinde tüm sezonun emeğini cömertçe harcadı Beşiktaş Gain… Toparlanıp, Fransa’daki rövanşta durumu eşitlemek elbette mümkün… Ama dünkü koşulların tamamıyla değişmesi gerekiyor ki o da hiç de kolay değil… Artık ‘kaybedecek bir şeyi olmayan takım’ konumuna gelmiş olmaları belki stres ve baskıyı ortadan kaldırabilir… Fakat sert savunmaya karşı skor üretiminin bu kadar aşağıda sınırlı kalması ve boyalı alandaki sıkıntıların ortadan kalkması için Fransa’da çok ekstra bir efora ihtiyaç olacak…





