Efes Pilsen zor günler geçiriyor. Belki de en şiddetli fırtına ile 1-2 yıldır boğuşuyorlar. Çok zorluk görmüştür o kurum. Sadece basketbol aşkı ve gençlere spor aşılamak için kurulmuş o müessese sayısız buhran görmüştür; çünkü toplumun etkilendiği her şeyden etkilenir bir spor kulübü.
Ancak bu kadarıyla, zihniyet savaşıyla ve elinde istediği yasayı kılıç gibi sallayabilen iktidarla ilk kez karşı karşıya gelmiştir.
İşler iyi gitmiyor… Baskı malum…
Tüm bu zorlu savaşın karşısında takımın içinde olanlar direnç sorununu doğuruyor. Maçlar kolay kazanılamıyor. Euroleague'de herkes eli yüreğinde izliyor maçları… Deplasmanlarda yokları, iç sahada silik oynuyor. Maçın bitiminde Engin Özerhun hakemlerin yanında alıyor soluğu… Çünkü öylesine stres altında izliyorlar ki maçı, taşacak, sebep görülecek kişiler aranıyor.
Ender Arslan TOP 16’nın açılış maçında kadroda değildi. Şaşırdık mı hayır? Üzüldük mü? Kesinlikle. Çünkü artık Perasovic ile Ender arasındaki durum onarılmaz yere doğru gidiyor. Birinin el koyması ilişkiyi düzeltmesi gerekiyor. Çünkü Pera’nın Ender takıntısı kansere doğru gidiyor. Ender’e karşı bu tavır sürerse takıma yayılır. O zaman tedavi kurtarmaz; bir şeyleri kesip atmak gerekir.
Ya Ender alır başını gider ya da hoca. Hoca gitmişse zaten iş bitmiştir demektir.
Efes Pilsen altın madeninin en değerli taşlarından biridir Ender Arslan.
Perasovic de hocadır, keser; kadro dışı da bırakır, takımdan gitmesini de ister…
Ancak arkadaşları eşofmanlarla sağa sola koştururken ortada hiçbir anlaşılır neden olmadan başarılı bir oyuncuyu hırkayla reklam panosunun arkasında bırakmaya hakkı yoktur.
Çünkü bir dahaki sefere oyuncuya hırkanı çıkar, sahaya çık dediğinizde çok geç olabilir.
Efes Pilsen’in profesyonelleri zorlu süreçte biraz daha doğru işler yapmalı. Verdikleri kararların bu dönemde daha çarpıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkına varmalı.



