Farkı yaratan isim olmak, ‘kupa finali’ gibi her topun değerinin ayrı bir anlam taşıdığı anda sahneye çıkmak, her babayiğidin harcı değildir. Bençten mücadeleyi takip ederken oyunu süzmek, eksikleri görmek, ne hamle yapacağını planlamak ayrı bir meziyettir. Sonradan kazanılacak bir şey değildir bu… Karakterdir ve kuşkusuz özgüven meselesidir.
F.Bahçe Ülker, finalin ilkyarısında Beşiktaş Cola Turka’ya karşı 1/10 üçlük atıp, 4/12 gibi bir serbest atış yüzdesiyle oynarken devreyi 37-37 berabere tamamlamak kolay bir iş değildi. Elbette yardımlaşma savunmasını hiç uygulamayan Siyah – Beyazlılarda 24 sayı atmasına karşın Ogilvy’nin, yanından geçen adama gözucuyla bakması, Cevher’in oyunun aksiyon yönünün tam tersinde bulunması, boyalı alanın ‘yol geçen hanına’ dönmesine neden oluyordu. Hücum ribauntları ve bire birde geçişler, F.Bahçe Ülker’in dengeyi korumasını sağlarken Emir Preldzic, yukarıdaki cümlelerdeki ‘karakteri’ ortaya koydu ve kupanın kulpundan tutup, takım arkadaşlarına teslim etti. İkinci yarıda takımının attığı 44 sayının 30’una imza atan Emir, inişli-çıkışlı, kontrolsüz performansının izlerini silip, kupa şampiyonluğunda başrolü oynadı.
Fark 16 sayıdan 5’e inerken Cevher’in tam ritm bulmasına karşın üçlüğü denemeyip, pasla top kaybetmesi, peşinden iki hücum ribaundu verilmesi, Sarı – Lacivertlilere bir G.Saray Cafe Crown ‘fobisi’ daha yaşatabilirdi. Ancak yine bu bölümde Preldzic öne çıktı.
Son sözler Mirsad Türkcan için… Tam formdayken, takımının ihtiyaç duyduğu anda komplekssiz mücadele eden Mirsad, çok kötü bir pozisyonda kendisinin basketbol hayatını tehlikeye sokabilecek bir sakatlık yaşadı. Tam Euroleague’de ‘Final Four’ hedefi iyiden iyiye kendini gösterirken bu sakatlık sonrasında hangi F.Bahçeli kupaya sevinebilmiştir ki?





