Basketbol adına, derbi adına, finalist olmak adına, Euroleague'e direkt katılma aşkına Galatasaray'dan Oktay'dan bir değişiklik bekliyorduk. Farklı bir hücum düzeni belki… Bence Oktay pek ortak olamadıkları son iki maçın analizini ve ve çözümünü doğru getirdi sahaya dün gece. Önce Lucas, Güksenin ve Dedovic'ten ikisi hatta üçünü sahada tutarak fiziksel olarak eşitlemek istedi oyunu. Ayrıca bütün sezon onları taşıyan pick-and roll, perdeleme ve devrilmeleri daha önceki iki maçta tutmayınca hücum önceliğini çabuk geçişler üzerine kurdu. Potaya yüzü dönük bire bir gidebilen Dedovic ve yıpratıcı driplingleri ile Lucas da oyunun başaktörleri oldular. Son 4 dakikaya kadar bu düzende oyunu götürdükleri maçın son yarım çeyreğini hem şanssız oynadılar hem de verimsiz. Doğru basketbollarına en büyük engel yine en büyük handikapları olan serbest atışlar ve üçlük yüzdesiydi. Birçoğumuz bu kadar güzel giden maçta Zafer Yılmaz'ın teknik faulünü konuşacağız. Keşke Zafer Yılmaz hiç kimsenin birşey söylemeyeceği o düdüğü üflemesiydi. Ama ondan daha önce G.Saray'da Furkan'ın içeri devrilmesiyle kazanılan baskete çalınan hatalı yürüme ve alamadıkları iki hücumdan Hawkins ve Arroyo'dan yedikleri beş sayı onların arzu ve hızlarını kesen pozisyonlardı.
Bu güzel seriyi gerçek güzellikleri ile bitirelim. Deron Willams ile sıradan bir oyuncu gibi ve gittikten sonra takımın lideri ötesinde davranacak üst düzey oyuncu karakteri ile Hawkins'i en başa koyarız. Arroyo, F.Bahçe maçında Akatlar'daki son üçlüğü ile kader tayin etmeye başladığı playofflar'da Ülker Arena, Abdi İpekçi, Sinan Erdem'de üstüne koyarak büyüdü de büyüdü. Serhat basketbolunun zirvesine çıktı, Mehmet Yağmur'u da aldı çekti yanına. Zoran istenileni eksiksiz verirken, Ataman'ın savaşçılığına büyük katkı yaptığı Ervin Dudley ona teşekkürü en güzel günlerde verdi. Galatasaray finali kaybetse de oyunu daha iyi öğrendikçe kumaşı ve saha görüşü üst düzey olan Dedovic'i kazandı, Cevher ve Göksenin ise önümüzdeki sezonun güvenini verdi.





