Oktay Mahmuti takımlarının artık gelenekselleşen özelliği sezona yavaş girmeleri. Düşük tempolu, keskin, yardımlaşmalı disiplin oturana kadar sancılı bir süreç hep yaşanıyor. Sonra düzlüğe çıkıyorlar. Gerçi bu yapı ve iletişim sorunları sonda da büyük sorun oluyor ama o başka zamanın problemi. Efes’in şu anki krizini bu ögeye bağlamak mümkün.
Dün G.Saray önünde bir şeyler üretmesini beklediği ellerden birinci yaratıcı Planinic ve birinci bitirici Savanovic tel tel dökülünce zaten iyi bir hücum beklememek gerek. Henüz takım disiplinine ulaşmayan savunma ise Doğuş girene kadar evlere şenlikti. İki kere arızalanan skorbord bile daha çok sorun çıkardı G.Saray’a. Yeri gelmişken ülkenin en yoğun basketbol salonunun teknik altyapısı ligin başlamasından önce nasıl elden geçirilmez o da ayrı mesele.
G.Saray'ın ritim bulduğu zaman nasıl ölümcül bir takım olduğunun örneklerini bol bol gördük dün. Oyun temposu en önemli konu sarı-kırmızılılar için. Hızlandıkları zaman sahada o kadar çok topa yön veren isim var ki sürekli o çabukluktan bir şey yaratabiliyor, bütün oyun için fırsatlardan yararlanabiliyorlar. Keza belirli şutörleri olmadığı ama hemen her oyuncu şut tehdidi yaratabildiği için hep en doğru oyuncuyu bulup en doğru oyuncudan değil, en doğru pozisyondan şut tehdidi yaratıyorlar.
Daha 11. dakikada 30-13 öne fırlarken 4 farklı oyuncudan 3 sayı isabeti bulmuşlardı. Maç sonunda 16 üçlük isabeti kaydettiler. İyi şut atmak büyük oranda ritim meselesi. Zaten kalburüstü şutörler, ritimlerini bulduğunda ve doğru pozisyonda topla buluştuğunda sonuç bu oluyor.
3. çeyrekte 30’a çıkardı farkı G.Saray. Sahadan sildi Efes’i. Gerçi Efes o ana kadar pek silinmesi gereken bir iz de bırakmamıştı ama G.Saray’ın da henüz form yakalayamayan isimleri var. Jawai, Ender ve Domercant’ın zamana ihtiyaçları olduğu kesin. Ama dün en azından o gruptan sıyrılan Erceg oldu. Şu ana kadar felaket görünen Erceg dün 19 sayı, 5 ribaunt, 4 asistle sahanın en iyisiydi.





