1 Ocak 2026, Perşembe
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVCüneyt Erden: Basketbolu bırakmadım!

Cüneyt Erden: Basketbolu bırakmadım!

Beşiktaş Kulübü ile yaşadığı sorunların ardından bu sezon hiçbir takımda forma giymeyen basketbolumuzun tecrübeli ismi Cüneyt Erden, Fanatik Basket'e çarpıcı açıklamalar yaptı.

İşte o röportaj:

* Türk basketbolundaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsun?

Açıkçası fazla takip edemiyorum. Televizyondan baktığım kadar bilgim var. Beşiktaş ile kariyerimize yakışmayan davalarla uğraşıyorum. O yüzden tam anlamıyla ilgileniyorum dersem yalan olur. Avrupa’da Top 16’ya kalan ekiplere biraz baktım. Onları da şu aralar büyük bir düşüş içinde görüyorum. İlk canlı maçımı Konya’daki Türkiye Kupası müsabakalarında takip ettim. İnsanlar basketboldan uzaklaştığımı zannetmesinler diye geldim. İyi ki de geldim. Burada izlediğim kadarıyla takımlar kendi oyunlarını oynamıyorlar.

* Anadolu’dan İstanbul’a geldiğinde hangi süreçleri yaşadın?

İlk deneyimim Tofaş’ta idi. Tofaş, Efes ile birlikte Türkiye’nin en büyük kulübüydü. Bunu Tofaş’tan dışarıya çıktığımız zaman gördük. Yani esas büyüklüğünü o zaman gördük, oradan ayrıldıktan sonra. Birazda hayatı öğrenmeye başladık. Yeniden kendimi kanıtlamak zorundaydım. Tofaş’ta David Rivers’ın arkasında çok oynama şansı yakalayamadık. Alt yapınız ne kadar da iyi olsa A takıma çıkınca bazı şeyleri kanıtlamaya çalışıyorsun. 1995-98 arası bunu azda olsa göstermiştik. 1998-2000 arası çokta oynama şansı bulamadık. Hedeflerden dolayı. İkinci guard olarak kaldık. Sonra iki sene Telekom oldu. Telekom’a geçtikten sonra Ercüment abi bana çok büyük şans verdi. Tofaş’ta bir sene evvel 2-3 dakika oynarken Ercüment abi 35 dakika oynatmaya başladı. Her maç oynuyordum ve ilk 5’te çıkıyordum. Kendimi kanıtlama fırsatı buldum. Ama İstanbul’un dışında olduğunuz için pek göz önünde olmuyordunuz. Ne kadar iyi performans sergileseniz, ne kadar iyi oynarsanız oynayın İstanbul her zaman farklıdır. Orada hep göz önündesiniz. Herkesin olmak istediği yer orası. Milli Takım’da da oynamak istiyorsanız, İstanbul’da bulunmalısınız.

Telekom ile iyi bir iki sene geçirdikten sonra Karşıyaka’ya geçtim ben orada 3-4 aylık bir tecrübem oldu. Oradan apar topar anlaşamayacağımız anlayınca Halil abi sayesinde Darüşşafaka’ya geçtim. Orada da çok iyi bir uyumla 2.5 sene oynadım. Ondan sonra Ülker maceramız başladı. Ülker’le Ergin Ataman’ın gitmesinden sonra kendimi göstermem daha farklı oldu. Murat Özyer’in gelmesinden sonra kendimi daha çok gösterip ilk 5’teki yerimi almıştım. Ve sezon sonunda da kimsenin inanmadığı bir takımda iyi bir sistemle şampiyonluk yaşadık.

Daha sonra Efes Pilsen’e geçtim. İlk dönem çok karmaşıktı. O sezonda da kupalar kazandık ama istediğim gibi olmadı hiçbir şey. Kısacası vitrin İstanbul’dur.

İLK BASKETİMDEN SONRA GÜVENİM GELDİ

* Ülker-Efes maçındaki uzatma maçı çok konuşulmuştu. 40 dakikayı 2 sayıyla kapattın. Uzatmada 13 sayı. Ne olmuştu orada?

Sanırım finalin ikinci maçıydı. 2-0 öndeydik seride. Yenseydik rahatlayacaktık. Rakibin direncini kıracaktık. Benim mantalitem point-guardın ilk önce takımı oynatmasıdır. Topu herkesin eline verip, sıcak elli kimse ona odaklanmaktır. Eğer hiçbir şey olmuyorsa skorer bir guard ise ondan sonra atmayı düşünüyorum. Bazen çok atarsınız, bazen de hiç atamazsınız. O müsabakada da 2 sayı atabilmiştim maçın sonuna kadar. Ama takımı oynatıp müdafaa yaptığım için daha fresh kalmıştım. Zihin olarak da hücum olarak da çok iyi kalmıştım. Uzatmalarda insanların yorgun olduğu dönemlerdir. Bunu anladıktan ve ilk şutum girdikten sonra inanılmaz bir güven geldi ve o gün çok iyi bir müsabaka çıkardım.

O final serisinde kampa girip otelde yatıyordum. Arkadaşlarım evlerine gidiyordu. Çocuklarım yeni doğmuştu. Zor bir süreçte çok güzel bir şampiyonluk yaşamıştım.

* Alt yapılara nasıl bakıyorsun?

Efes’in Pertevniyel ile yaptığı iş birliği çok güzel. A takımda yer alamayan genç yetenekler orada pişiyorlar. Şuanda Bandırma’nın çok büyük bir yatırımı var. O da Bandırma Kırmızı. Bence ön önemli yatırım bu. Selçuk Ernak’ın alt yapı koordinatorü olmasıyla beraber, çok büyük bir yapılanmaya gidildi. Ve bir ara satılma durumu vardı takımın ama devredilmediği çok iyi oldu. Çünkü orada oynayan çocuklar ve yetenekler çok iyi şans bulduklarını düşünüyorum. İleride de alt yapı antrenörlüğüne soyunmaya başlayacağım yavaş yavaş. Oyunculara bakacak, okulları gezeceğim. Ve biraz insanlarla konuşup araştıracağım bilgi edinip ilgilenmek istiyorum. Genç yetenekler alt yapıda daha çok çalışsınlar önlerindeki yabancılara oynama şansı vermesinler. Göstersinler onlara ihtiyaç olmadığını.

* Gelelim asıl konuya; Beşiktaş’ta ne oldu?

Beşiktaş’ta muhatap yok. Kötü yönetim var. Ne kadar bana Deron Williams’ı getirseler de, Arroyo’yu getirseler de Odom’u getirmeye çalışsalar da işin içinde olan basketbol camiası her şeyi biliyor. Bu pek umurumda değil. Çünkü yönetim kötü…

Bana 2011 Haziran’da söylenen şubat ayından itibaren 5 aylık alacağım vardı. Onun üzerine Haziran ayında, ‘Ergin Ataman’ın bizi istemediği eğer geçici olan ikinci seneye ait kontratlarımızı feshedersek geçmişe ait alacaklarımızı yatıracaklarını” söylediler. Ben de ‘onlar zaten sizin borçlarınız, geçen seneden alacaklarımız onları yatırın, bu seneki kontratlarımızı oturalım konuşalım. Ben istediğim gibi bir takım bulduğumda aradaki farkı siz ödersiniz geri kalanını diğer kulüp öder anlaşırız ayrılırız’ dedim.

Kabul etmediğimiz için Haziran’ın ikinci haftasında bize bir tebligat ulaştırdılar. Tebligatta, ‘Haziran’ın 15’inden Ağustos’un 15’ine kadar idmanların başlayacağı” söylendi. Ara vermeden günde üç idman. Bir gün sabah 8’de Belgrad Orman’ı, öğlen salonda şut idmanı sonra kulüpte basketbol. Bir gün yine sabah Enka atletizm, öğlen yine şut, akşam yine basketbol. İki ay boyunca bu program yollandı bize. Nedeni de? Bu oyuncuların bir önceki sezon kötü performans sergilediği, performanslarımızdan memnun olmadıklarını onun içinde önümüzdeki sezonun erken başladığı özel idmanlar olduğu yazılıydı tebligatta. Biz de 2 senelik kontratımız olduğu için idmanlara başladık.

İdmanlar 15 gün sürdü. Haziran 30’da tutanakla bitirdiler idmanlarımızı. Üç kişilik (Serhat, Bekir, ben) Şeref Yalçın adına Murat Mürtezaoğlu bir tutanak tuttu. Şubat’tan Haziran’a kadar para almamamıza rağmen Temmuz sonuna kadar bekledim. O zamana kadar muhatap bulamadık. Temmuz sonunda artık ben avukatıma bilgiyi verdim. Temmuz’dan itibaren de benim için bir süreç başladı.

Ağustos’un 25’in de sezon açılışı vardı ve ben oraya gittim. Sonuçta kontratlı oyuncuyum. Gitmek zorundayım. Hazır olarak bütün oyuncularla sahadaydım. Ergin Ataman, Murat Mürtezaoğlu aracılığıyla bana haber yolladı. İdmana çıkmamı istemediğini ve bu yıl beni düşünmediğini iletti, idmana çıkmamamı istedi. Ben de kontratlı oyuncu olduğumu söyledim ve burada bulunmam gerektiğini söyledim. Orada bir hafta boyunca antrenman izledim. İdmana sokulmadım ve idmanları izledim.

BEN İZİN İSTEMEDİM

Ardından Ergin Ataman önüme kendi imzasının bulunduğu bir kâğıt getirdi; ‘Sana 2,5 ay izin veriyorum git’ dedi. Ben izin istemediğimi ve kontratlı oyuncu olduğumu söyledim. Ataman iki gün sonra beni çağırıp bundan sonra alt yapıyla antrenmana gitmek zorunda olduğumu söyledi. Bu yasal süreçte hepsini yazılı istedim ama kimseyi muhatap bulamadım. Alt yapıya gittim ve orada alt yapı menajeri ile tanıştım. Bu adam sonradan öğrendim ki Beşiktaşlı genç oyuncu Kartal Özmızrak’ın babası olduğunu anladım. Ona bir program veriliyormuş. Oraya gitmek zorunda değildim. Ama bu süreçte antrenmansız kalmak istemiyordum. Oynamak istiyordum bu sezon. Oynamak istediğim için de genç takımla idmanlarımı yaptım. Bir ara ayağımda ağrılarım vardı. Ben de yazılı olarak tedavi olmam gerektiğini kulübe bildirdim. Sonra anlamsız olarak genç takım idmanına noter getiriyorlar ve 3 gün zabıt tutturuyorlar. 3 gün noter geliyor 4. gün gidiyorum. Aynı noter, nedensiz şekilde sivil kıyafetle orada oturduğum zaptı tutuluyor ve Ekim’in ortasında bana fesih kâğıdı yollanıyor. Nedeni genç takımın idmanına gelmiyormuşum ki ben genç takımla kontrat yapmadım. A takımın kontratlısıyım. Şu an bunları yaşadığım ve anlattığım için utanıyorum. Ama bazıları bunları yaptığı için hiç utanmıyor.

FEDERASYON REDDETTİ

Fesihte kontratımın tek taraflı feshedildiği ve bundan sonra alacaklarımın bilinmediğine dair bir kâğıt yolladılar. Ben bunu federasyona yolladım ve 15 gün sonra ret kararı çıktı. Fesih edemezsiniz kararıyla tahkime gittiler, daha 24 saat geçmeden ondan da ret çıktı. Şuan hala ödemeleri gereken paralar var. Onlar kendi akıllarınca feshettikleri için bir şey ödemeyeceklerini sanıyorlar. Bütün durum bu… Ben bunu kendim için yaptım.

* Torino’daki çeyrek finali hala hatırlıyor musun?

Hatırlamaz mıyım. O maçtan sonra çok dualar aldık çok da kulaklarımız çınladı. O maçta çok iyi oynadık. O maçta yöneticilerimiz bile bize maçtan sonra neden seyircilerinizle sevinmediniz dediler. Maçta 7’de 0 ile oynamıştım ve sonda Murat Özyer’in çizdiği oyunla sonuca gittik ve elim ayağım dolaştı. Ben yendik mi falan derken en öndeyim ve sahayı baştan sona koşup soyunma odasına gitti. Sonradan gördüm ki ilk 5 ve bench arkamkan kosuyor. Nedenini bilmiyorum ama biz o maçta sevincimizi koşarak yaşadık ve soyunma odasını darmadağın ettik. Onlar aklımda kaldı sevinç anım ve 8’de 1’le oynamam.

* Basketbola ne zaman nokta koyacaksın?

Bu dönem bana iki üç sene daha kazandırdı diyebilirim. Çünkü vücudum dinlendi. Özel idmanlarla kendimi hazır tuttum. Hala antrenmanlara devam ediyorum. Hedef’te Haluk abi var. Hüseyin Beşok’un da hedefi Haluk. Haluk’un şimdi iki rakibi var…

“Atamanla ilgili bir problemin var mı?” sorusuna Cüneyt Erden hiç tereddütsüz, kesinlikle Ergin Ağabey ile bir sorunum yok dedi ve ekledi: Ülker’e de beni alan kendisi. Benim kendisine ne bir jestim ne bir mimiğim hiçbir şeyim olmadı. Her zaman hatırını sorduğum insandır

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler