Şöyle bir geriye dönüp bakınca… Görüyoruz ki; 2005 yılında evimizde düzenlenen Avrupa Kadınlar Basketbol Şampiyonası’nın üzerinden sadece 6 yıl geçmiş…
İlk kez adım atmıştık o zaman bu turnuvaya… Ve bu kısa sürede Türkiye, ilk 8’e girmekten öteye gidemezken dün zirveye tırmanıp madalyayla evine dönmeyi garantilemişti… Ne kadar büyük bir başarıdan bahsettiğimizi, kimlere kafa tutup nasıl bir mücadele verdiğimizi anlatmak için Polonya’da yaşanan ‘peri masalı’nın satırlarına bakmak yeterli.
İkinci tura galibiyetsiz çıkıp Belarus gibi bir devi devre dışı bırakarak çeyrek finallere uzanan Ay – Yıldızlılar, önce namağlup Karadağ’ı ardından da son şampiyon Fransa’yı podyumun dışına attı. Fizik olarak dezavantajlı olsa da Periler, yürekleriyle, savunma arzusuyla, inançlarıyla, inatlarıyla, tırnaklarıyla kazıya kazıya geldi finalin kapısına…
Rakip Rusya’ydı dün gece… Bizden her pozisyonda uzun, her açıdan deneyimli, her yönden kuvvetli bir takıma karşı mücadele ediyordu kızlarımız. 2001 yılından bu yana hep final oynayıp 2 kez (dün gece ile 3) altın madalya alan, dünya şampiyonalarında üç gümüşü müzesine götüren, olimpiyatlarda iki bronzu olan bir takıma karşı meydan okumaktan bahsediyoruz…
Meydan okumak… İşte doğru tabir bu… Kadın basketbolunu takip eden her kişi dezavantajlarımızı madde madde döker kağıt üstüne… Ama bu kızlar boşuna ‘Peri’ olmadı. Geri adım yok bu oyuncularda ve teknik heyette.
Net bir oyun kurucusu olmayan Ruslara karşı baskımız, maçtan düşmememiz, tempomuz çok önemliydi. Ancak en büyük sorun ribauntlardı. Rusya’ya ilk turda kaybettiğimiz maçın bir kopyası oldu sanki. Ribauntları verdik, geri dönmeye çalıştık, top çaldık, hızlı koştuk ama yetişemedik. Önce Birsel sonra Işıl farkı eritmeye çalıştı ama Ruslardan ‘daha çok mücadele etmemize karşın’ fizik dezavantajına ve deneyime yenildik.
Evet; kaybettik dün gece ama kazandığımız başarı yıllar geçse de konuşulacak. Turnuvanın en büyük sürprizini yapıp gümüş madalyayı boynuna takan Perileri alkışlıyor, onlarla gurur duyuyoruz.
Ve biliyoruz ki… Türk kadını isterse her şeyi yapar, sizler de bunu kanıtladınız Polonya’da…



