1 Ocak 2026, Perşembe
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVYine beraber sevinemedik / CANER ELER

Yine beraber sevinemedik / CANER ELER

Eurolig’de artık er meydanının daha da çetinleşeceği Top 16’ya sadece iki adım kaldı. Hatta son 16 takım arasına katılmayı garantileyen 24 takımdan 9’u için sadece sıralama değeri ihtiva edecek kalan iki hafta. Fakat boştaki altın kabilinden son yedi bilet için avantaj-dezavantaj endeksi ne olursa olsun ve yahut şansı ne kadar az olursa olsun, her takım sonuna kadar mücadele edecek. Namağlup iki takımdan Kirilenko bunalımı (sakatlık+NBA’e dönme korkusu) yaşayan CSKA ve hala bazı detayları oturtmaya çalışan Barcelona bu hafta da kayıp yaşamadı. A Grubu’nda Basile’nin yine efsaneler arasına giren maç kazandıran “şuursuz üçlüğü” ile sıcak Bilbao deplasmanında buz gibi hava estiren Bennet Cantu, averaj hesaplarıyla grupta Fenerbahçe Ülker’in arkasında ikinci olmasına rağmen Top 16 biletini cebe atan ilk takım oldu. A grubu Eurolig tarihinin belki de en karmaşık matematiğine sahip grubu olarak uzun yıllardır çözülemeyen “Goldbach Kestirimi” yolunda ilerliyor. Bir yandan da Angela Merkel ve Almanya Eurozone’un çözümü zor sorunlarıyla boğuşa dursun, Almanlar basketbolda doğru yatırımları yapıp sistemi kurmanın ödülünü Eurolig’de Brose Baskets’in Top 16 biletine çok yaklaşmasıyla alacak gibiler. Bu hafta Rudy Fernandez’in veda maçında Real Madrid’de Nikola Mirotiç, Prokom’un Eurolig’e veda maçlarından birinde ise Donatas Motiejunas muhteşem bireysel performanslarıyla giden NBA oyuncularının yerinde olgunlaşan önemli genç yıldızlar oldular. Yıllarca Avrupa’nın güzide genç yeteneklerinin eğitim aldığı en mühim basketbol ekollerinden Union Olimpija ise yaklaşık 5 milyon Euro’luk borcu nedeniyle, maaşları ödeyemeyince oyuncular bir bir takımdan ayrılmaya başladı. Bu dev çınarın yaşadığı ekonomik problemler ve son yıllardaki yönetim tarzı, ibretlik bir hikayenin örgüsünü oluşturuyor. Şimdilik ekonomik buhrandan uzak duran takımlarımıza gelirsek, Anadolu Efes Top16 vizesi alan 9 takımdan biri olurken, Fenerbahçe Ülker ve Galatasaray MP ise son imtihanlar kaldı.

Efes düzeliyor yavaş yavaş

Anadolu Efes ve EA7 Milano’nun 1996’da Koraç Kupası final eşleşmesinden bu yana köprünün altından çok sular aktı. Milano, Avrupa’yı kasıp kavurduğu yıllardan sonra istikrarsız, düzensiz ve sistemsiz bir yola girerken, Efes istikrar konusunda daha başarılıydı. Hatta iki takım 11 kez karşılaştı ve dokuzunu Efes kazandı. Lakin iki takım da son yıllarda koyduklara hedeflere ulaşamıyorlar. Bu sezon başlarken de hem Milano hem de Efes ciddi yatırımlar yaparak F4 hesabıyla önemli yıldızları transferler gerçekleştirdi. Efes yeni bir takım olmanın sıkıntılarını ve uyumsuzluklarını hala yaşıyor olsa da iyi kötü bir savunma çizgisi tuttururken, Milano tecrübeli İtalyan koç Scariolo yönetiminde bireysel yeteneklere rağmen, takım olmayı ve karakter edinmeyi her iki tarfta da bir türlü başaramadı. Bu yılın belki de en büyük hayal kırıklığı oldular. Zira Milano için Sinan Erdem’deki maç top 16 umudu yolunda son şanstı. Ancak Efes, belki Tofaş mağlubiyetinin de itiş gücüyle, önceki maçlarına nazaran öyle bir savunma temposuyla başladı ki NBA’e dönen Gallinari dahi oynasa fark etmeyecekti. Hücumda da Vujaçiç daha önceki maçlardaki yanlış algıladığı sorumluluğu bu sefer doğru bir role dönüştürünce, sayı üretme düzleminde daha çok paylaşan bir Efes ortaya çıktı. Kerem darbe almasına rağmen (6 asist) ve Ilievski ( 5 asist) biraz olsun kendini bularak takımı çok iyi yönettiler. Sinan Güler’in (ekstra parantezli) ve Cenk Akyol’un kısa rotasyonundaki yükü giderek daha verimli bir şekilde paylaşmaları, Türk oyuncuların katkıları uzun rotasyonunu da rahatlatınca takım daha uyumlu ve paylaşımcı gözüktü. Bilhassa Kinsey’nin yokluğunda bu öne çıkış daha da önemliydi. Batista’nın rotasyondaki diliminin artması da takım düzeni açısından iyiye işaret. Ersan’ın Yeni Kıta’ya vedasında yaptığı saygı duruşu gibi bloklar ve ilk yarıda yenen sadece 27 sayı ise Efes’in savunmadaki konsantrasyon seviyesini simgeliyordu. Efes’in hala yapısal sorunlar mevcut ancak yine de bazı roller kabulleniliyor gibi.

Fener’den kritik galibiyet

Fenerbahçe Ülker sezona burada çok sık dile getirdiğimiz etmenlerin bileşimiyle ite kaka ve tökezleyerek başladı. Gözler ve akıllar hep geçen seneyi arıyordu. Adeta bir kimlik bunalımı ve biraz da amnezisi yaşıyordu takım. Geçen hafta Ukiç ve Jerrels’ın çift gard oynayarak sağladıkları etkinlik, Preldzic’in geçen seneye benzer role dönmesi, Oğuz-Gist başta olmak üzere uzunların yükselen formu, Bogdonaviç’in adaptasyonunun hızlanması derken FB Ülker, Olympiakos karşısında belki de sezonun en iyi maçını oynamıştı. Takımın neredeyse %70’i olan Nicolas Batum NBA’e dönünce çok zayıflayan Nancy karşısında da Fenerbahçe bu oyunu ve enerjisinin devamını getirecek miydi; merak konusu buydu. Bunun cevabı kısmi de olsa evet oldu. Bazı bölümlerdeki düzenden kopuş, felaket yüzdeyle oynayan Nancy’e zaman zaman eşlik ediş savunma ritmiyle giderilse de hala yapılacak, üstesinden gelinecek sorunlar mevcut. Lakin özellikle Fenerbahçe Ülker’in hedefleri doğrultusunda bu yükü taşımakta zorlanacağını düşündüğüm genelde eleştirdiğimiz Jerrells ve Gist’in müthiş katkıları ( toplam 30 sayı, 12 ribaund, 3 asist) galibiyetin anahtarı oldu. Bogdanoviç’in katkılarının yanı sıra takım olarak da Sefolosha’nın gidişini çok iyi omuzlayan FB Ülker, arap saçına dönen A grubunda kritik bir galibiyete imza attı. Geçen sene fırtına gibi başlanan ancak sona doğru çeşitli sorunlarla refüje çıkılan sezonun tam tersine, bu yıl sorunlarla başlanan ancak Son 16’ya doğru gidilirken direksiyonun hakimiyetinin sağlanmaya başlandığı ve belki de sonunun daha iyi geleceği bir sezon olabilir. Grup lideri olarak çıkma şansı belirdi. Fakat bu grubun içerdiği güç potansiyeli henüz FB Ülker’i asıl sınava tabi tutacak seviyede değil. Son 16 çok daha zor olacak. Diğer yandan Mirsad ve Tomas’ın yakın zamanda dönüşüyle yapılacak ince ayarlar da atlatıldığında FB Ülker’de karakter hatırlama süreci daha da hızlanıp yol üzerindeki çok daha keskin virajlar da aşılabilir… Biraz sebat etmek gerekecek.

Aslan tecrübe kazanıyor

‘’Bugün tecrübenin ne olduğunu birtakım şeyler görerek anlamıştır herkes. Söyleyecek bir şey yok. Kritik anlarda çok basit hatalar yaptık. Daha çok duygularımızla, mantığımızın dışında hareket ettik. Basit hatalar sonucunda kazanma şansını onlara verdik. ” Koç Oktay Mahmuti maç sonu görüşünü böyle dile getirirken aslında maçın ve GS’nin tecrübe sürecinin pürüzsüz bir özetini yapıyordu. Eurolig’de devamlılığın demirbaşları olan takım olma, karakter, istikrar, kimlik edinme, sistem, tecrübe gibi kelimeler Koç Simone Pianigiani ve Montepaschi Siena takımı için adeta yazılı olmayan bir anayasanın temelini oluşturuyorlar. Takımın bireysel yetenek anlamında belki de % 70’ini oluşturan Bo McCalebb, Kaukenas, Lavrinovic gibi isimlerin yokluğuna rağmen Siena’da, Pianigiani tarafından köşeleri çok kalın bir şekilde çizilen şablonda kim gelip görev alırsa alsın çarklar dönmeye devam etti. Bu geçen yıl Jariç geldiğinde olmuştu, bu yıl Türkiye’den mutsuz ayrılan Rakocevic o yolda ilerliyor. Galatasaray da Siena sisteminin yolcusu olarak yolun başındayken aynı istikrarı kazanma konusunda öğrenci olarak akılda kalıcı bir tecrübe edinmiş oldu. İlk yarıda boş şutları kaçıran Siena, 2. yarıda karşılıklı gelen serilerde bu sefer affetmemeye başladı. Maçın sonunu da özellikle Andersen ile muazzam oynadılar. “Türkiye Serbest Atış Kaçırma Şenlikleri”nin etkisinin yanı sıra ( 9 tane kaçtı) yapılan kritik 16 top kaybı, sakat Shipp’in olmamasının getirdiği zaten kısıtlı olan hücum cephaneliğinin iyice kadükleşmesi, Furkan’ın erken faul problemine girmesi belirleyici negatif etkenler oldu. Haluk Yıldırım’ın ilk kez forma giyip, bulduğu üçlük yüzleri güldürse de maçın sonu getirilemedi. İki büyük tecrübe Rakoceviç ve Andersen devrelerdeki yaratıcı skor gücünü paylaşınca Siena maçı alıp götürdü. Bu maça kadar sadece 46 saniye görev alan Michelori’nin hayati 9 dakikada “4 s, 3r, 1a” ile oynaması dahi Siena’nın Da Vinci’nin dahi hayran kalacağı şifrelerinden biri. Galatasaray ise Top 16 yolunda artık asıl hedef maç olan Union Olimpija maçının şifrelerini arayacak. Çok da zor olmayabilir.

Haftanın ‘en’leri:

Haftanın MVP’si: Mirza Teletoviç (Belki Mirotiç resmi ödülü aldı ama takımı kaybetmesine rağmen Teletoviç oyunun her yönünde olağanüstüydü)

Haftanın Beşi: Sergio Rodriguez, Julius Jenkins, Nikola Mirotiç, Mirza Teletoviç, Donatas Motiejunas

Haftanın Rekoru: Donatas Motiejunas ( Prokom’un Litvanyalı genç yıldızı aldığı aldığı 18 savunma ribaunduyla tüm zamanlar rekorunu kırdı, toplam 21 ribaundla da tüm zamanlar üçüncüsü konumuna geldi)

Haftanın Hareketi: 36 yaşındaki büyük tecrübe Cantu’lu Gianluca Basile’nin “Tiro Ignorante” (Şuursuz Üçlük) markalı maç kazandıran 9 metreden attığı üçlüğü

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler