18 Şubat 2026, Çarşamba
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİV'Yaşlı genç'lerin ülkesi Türkiye / BANU YELKOVAN

'Yaşlı genç'lerin ülkesi Türkiye / BANU YELKOVAN

Laura Dekker yelkenliyle tek başına dünya turu yapıyor; kendisi 15 yaşında. Jordan Romero geçen mayısta Everest’e tırmandı. Nüfus cüzdanında ‘yaş 13’ yazıyordu. Genç kızların sevgilisi şarkıcı Justin Bieber anılarını piyasaya çıkarmak üzere. Henüz 16 yaşında ve “Ne anısı yahu?” kıvamında. Gerçi ABD’yi kasıp kavuran meslektaşı Jackie Evancho’yla karşılaştığında duayen bir tarafı da yok değil; Jackie 10 yaşının baharında. Moda dünyasının fenomen bloggerı Tavi 14 yaşında, Vogue’un efsanevi editörü Anne Wintour’la defilelerde yan yana oturuyor. 11 yaşındaki John Woolley’nin yaptığı resimlerin değil orijinalleri, röprodüksiyonları bile şimdiden yüzlerce dolara alıcı buluyor.
Pedagoglar-psikologlar bu durumu, “Jenerasyonlar arasındaki farklar ortadan kalkıyor, günümüz anne-babaları çocuklarına yetişkin gibi davrandıkları, en ufak yeteneklerinin üzerine gittikleri, onlara değer verdikleri için daha kendine güvenli çocuklarla karşı karşıyayız” diyorlar.
Biz 18-19 yaşındaki ‘genç’ oyuncuları nasıl oynatacağımızın yollarını ararken, 25 yaşındakileri hâlâ ‘genç’ olarak lakaplandırırken, 22 yaşındakilerin yaptığı hataları ‘çocukluk hatası’ olarak adlandırırken al başına belayı. Sadece altyapılarımızı değil, kelimelerin anlamlarını bile elden geçirme zorunluluğuyla karşı karşıyayız. Üstelik, işin trajikomik tarafı, 12 yaşında evlenen, 13 yaşında bebeğini kucağına alan Ünzileler ülkesinde…

‘Ama benimki bambaşka…’
Bu ülkenin sorununun bir yandan yetenekli gençlere spor yaptıramama, diğer yandan kendi çocuğunun süper yetenekli olduğuna inanan anne-babalar olmasıysa daha da acıklı kuşkusuz. Etraf, kendi çocuğunun ‘bambaşka’ olduğunu düşünen anne-babalardan geçilmiyor. Eskiden çocuklar futbol oynamak için evden kaçarken, şimdi ünlü kulüplerin futbol okulları önünde sıra sıra lüks arabalar diziliyor. Altyapıyla haşir neşir hangi hocaya, hangi gazeteciye, hangi sponsora sorarsanız sorun, çocuklara en büyük baskıyı bizzat ebeveynlerinin yaptığını söylüyor. Çocuğun iyi bir okula girmesi de, spor yapması da amansız bir rekabet halini alıyor. Ancak herkesin kafasında bir ‘eşik’ var. O atlanınca hedefe ulaşılmış sayılıyor. Kimi sporlarda bu eşik ‘milli olmak’, kimisinde madalya kazanmak, kimisinde kapağı İstanbul takımlarından birine atmak. Nokta orada koyuluyor.
Gel gör ki çocuklar en çok ‘görerek’ öğreniyor. Kendisi televizyonda dizileri peş peşe dizerken, çocuğa düzenli aralıklarla ‘oku çocuğum‘ deyince çocuk okuma alışkanlığı kazanacak, kendisi çok maç seyrettiği için çocuğu Messi olacak sanan anne-babalar var. Oysa alsa eline bir kitap, bir dergi, çıkarsa çocuğu koşmaya bir çayıra olay kendiliğinden çözülecek.
Laura Dekker televizyonda yelken yarışları seyrede seyrede yelkenciliğe sardırmamış mesela. Anne-babasının çıktığı yedi senelik dünya turunun bir noktasında, Yeni Zelanda’da doğmuş. Hayatının ilk dört senesini teknede geçirmiş. 6. doğum gününde optimist yelken kullanmayı öğrenmiş. 10 yaşında ikinci teknesinin sahibi olmuş. 10 yaşındayken yaz tatillerinde haftalarca eve uğramadan tek başına yelken yapıyormuş. Tekrar ediyorum, 10 yaşında! Biz çocuklar denize düşer diye mavi yolculuğa çıkmıyoruz yahu.
Bu ülkeden neden daha fazla sporcu çıkmıyor diye ağlayacağımıza, dünya ve Avrupa üçüncüsü bir futbol takımı, dünya ikincisi bir basketbol takımı, güreşte, halterde, boksta, atletizmde çıkan onlarca madalyaya sevinsek daha yerinde olacak. Asıl tez konusu neden daha fazla çıkmadığı değil, bunların nasıl çıktığı…

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler