Dünya Şampiyonası başlamadan önce ilk 8'e girmeyi çoğumuz beklemiyorduk, hatta ben gruptan çıkamama korkusu yaşayanlardandım. Biraz fazla heyecanlı da olsa ikinci tura yükseldik ve Avustralya'yı yenip çeyrek finale kaldık. Kötü bir günümüze tesadüf etmese Litvanya'yı da aşıp yarı finale çıkabilirdik. Sonuç olarak başarılı bir turnuva geçirdik.
Ama… Geriye dönüp baktığımızda, milli takım ruhunu yeniden hareketlendirmenin dışında ne kazandığımız konusunda söyleyecek şey bulamıyoruz. Avrupa'da şampiyonluklar yaşayan Ümit ve Genç Milli Takım kadrolarından Cedi Osman'ın dışında alınabilecek birkaç oyuncu ile ilk 8'e kalamasak dahi, geleceğe dönük kazanımlarımız daha fazla olabilirdi. Bu proje tercih edilmedi.
Gerek altyapı Avrupa Şampiyonaları, gerekse Dünya Şampiyonası gösterdi ki, Türk basketbolcusu set hücumlarını oynamayı yeterince bilmiyor. Koçların, yetiştiricilerin, geliştiricilerin buna kafa yorması gerekiyor. Bu eksikliğimizi telafi etmeye çalışmanın yolunun da baskılı savunmalar olduğunu gördük. Gerek Genç Milli Takımımız, gerek Ümit Milli Takımımız, gerekse A Milli Takımımız baskılı savunmadan çok ekmek yedi. Set hücumlarını daha iyi oynamamız gerçeği ile birlikte “Saldıray” savunmaları Türk Basketbolu'nun karakteri olarak kabul edebiliriz.
İspanya 2014'te Türkiye'nin dışına çıkarsak, basketbolun Avrupa kıtasında durgunluğa girdiğini ve yeni büyük oyuncu çıkaramakta zorlandığını söylemek acaba yanlış olur mu? Komünist düzende sporu kurtuluş yolu olarak gösteren Demirperde, rejim değişikliği ile birlikte basketbolu eskisi gibi cazip şekilde sunamadığı için basketbol öncelikler arasındaki yerini kaybetti. Artık o topraklarda yaşayan çocukların başka meşgaleleri, para kazanabilecekleri başka işleri var.
Diğer Avrupa ülkelerinde de çok iyi takım çalışmalarını izledik ama bilinen isimlerin dışında çok fazla yeni oyuncu görmedik.
Avrupa'daki bu durgunluğa karşılık diğer kıtalar makası daraltıyor. Dominik Cumhuriyeti, Angola, Meksika, Senegal Avrupa'ya kafa tutacak yolda ilerliyor.
Basketbolda fundamental özellikler şart ancak koşmak, zıplamak, savunmaya sağlam oturmak, tempolu oyuna adapte olmak daha şart. Fundamental ile atletizmi en iyi birleştiren Amerika da bu nedenle rakiplerine açık ara yaptı. Yani fundamental ile atletizm birbirlerine alternatif değil, ikisi de olmazsa olmaz…