19 Mayıs 2026, Salı
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVSonsuz Aşk / MURAT MURATHANOĞLU

Sonsuz Aşk / MURAT MURATHANOĞLU

- Advertisement -
- Advertisement -

John Wooden normal bir insan değildi. Maç yönetirken de diğer coach’lardan çok farklı bir duruşu vardı, antrenman yaptırırken de, özel hayatında da. Ölümünden hemen sonra yazdığım yazıya ilgiden dolayı özellikle de yeni jenerasyon basketbolseverler, Radyospor’da İsmet Badem ile birlikte Salı ve Cuma günleri gerçekleştirdiğimiz “Asist” programına çok sayıda e-mail ve sms yollayarak efsane coach ile ilgili bir yazı daha yazmamı istediler. Verdiğim sözü iki haftadır tutamadım, çünkü araya başka çok özel bir insan olan Manute Bol’un ölümü girdi. Daha sonraki haftada NBA Draftinde Erman Kunter’in bir oyuncusu daha draft edilince fazla zaman geçmeden bu başarıyı da yazmam gerektiğini düşündüm. Ama geçen hafta özellikle Radyospor’u dinleyen basketbolseverler verdiğim sözü hatırlattı. Zaten unutmamıştım, ama Wooden ile ilgili bu yazıyı da mutlaka yazma vaktinin geldiğini biliyorum.

John Wooden çok özel bir coach veya antrenördü, ama o kendisini sadece bir eğitici olarak gördü. İngilizce öğretmeni olarak başladığı profesyonel kariyerini basketbolun belki de gelmiş geçmiş en büyük eğiticisi olarak noktaladı. John Wooden çok özel bir eğiticiydi. O oyuncularını sadece basketbol veya rekabet veya kazanmak konusunda eğitmiyordu, aynı zamanda hayat ve hayata bakış açılarından eğitiyordu. Eğitici olarak özel olabilir ama en önemlisi John Wooden çok özel bir insandı. “Özel” bir insan nedir diye sorarsanız. Evet 10 NCAA şampiyonluğu kazandı, yedisi artarda, bu rekorun kırılması veya yaklaşılması mümkün görülmüyor ama bu onu özel yapan bir özelliği değildi. En azından insan olarak! NBA’e yolladığı oyuncu sayısının haddi hesabı yok, ama bu da onu insan olarak özel yapan değildi. Onun görüşleri, felsefeleri ve yaklaşımları A.B.D’de bir çok dev firamanın C.E.O’larına genel müdürlerine yol gösterdi ama bu da onu özel yapmadı.

John Wooden’ı özel yapan eşi Nellie Riley ile olan ilişkisiydi. Bu kadar basit. Bir kadın, bir erkek. Bir koca, bir eş. Bir ilişki, bir evlilik, bir ömürboyu ve ölüm sonrası devam eden bir aşk. Sonsuz aşk. Bence John Wooden’ı herkesten ayrı kılan en önemli gerçek buydu. Ne U.C.L.A hanedanı, ne kazandığı şampiyonluklar, ne NBA’e yolladığı onlarca oyuncu, ne yol gösterdiği yüzlerce yönetici veya politikacı! Bunların hepsi hikaye. En önemlisi John ve Nellie Sonsuz Aşk. Wooden’ın hayata nasıl sarıldığını, basketbola bakış açısını anlamak için bu ilişkiyi bilmek ve daha da önemlisi anlamak lazım. Kolay değil böyle bir tutkuyu, böyle bir sadakatı, böyle bir sevgiyi anlamak. Özellikle de bugünün dünyasında. Ancak biraz anlayabilmek bile önemlidir diye düşünüyorum.

Wooden kendisinden 25 yıl önce vefat eden eşi için, “Nellie Riley benim lise aşkımdı. Nellie sevdiğim veya sevmek istediğim hayatımdaki tek kızdı. İlk karşılaştığımızda aramızda bir elektriklenme oldu, ve onun özel olduğunu, onunla evleneceğimi hemen anladım ve o elektriklenme halen devam ediyor. Evliliğimiz hiçbir zaman mükemmel değildi, ama sevginin, aşkın ne olduğunu ikimizde çok iyi biliyorduk. Aşk paylaşmak demek. Aşk özveri demek. Aşk sabretmek demek. Aşk affetmek demek. Aşk öğrenmek demek. Ve en önemlisi aşk karşındakini anlamak demek.” diyor ve ekliyor “Bir babanın çocukları için yapabileceği en önemli şey annelerini sevmektir. Kayıtsız , şartsız.”. Bugünün dünyasında, bugünün kadın erkek ilişkilerinde, bügünün evliliklerinde John Wooden yadırganabilir. Hatta onu tiye alan, onunla dalga geçenlerin sayısı hiç de az olmayabilir. Kılıbıklar yarışında uzak ara yapabilir. Ama Wooden’ın başarısının, Woodon’ın büyüklüğünün, ve Wooden’ın ulaşılmaz olmasının çok önemli bir parçası Nellie, ikisinin paylaştıkları ve onunla olan ilişkisiydi.

John Wooden 100 yaşına dört ay kala vefat etti. Torununun torununu kucağına almaya haftalar kala gözlerini kapattı. Torununun torununu tutmak, koklamak, kucaklam, sevmek! Bu inanılmaz olurdu. Tanrı Wooden’ı sevmiş. Bu kesin. Tanrı Wooden’ı özel kılmış. 53 yıl boyunca ona eşlik eden kadın dışında hiçbir kadını sevmemiş, hiçbir kadına ilgi duymamış, hiçbir kadına sarılmamış veya öpmemiş birisinin özel bir ödülünün olması kimseyi şaşırtmamalı. Eşinin vefatından sonra Wooden, 25 yıl boyunca Nellie’nin doğduğu günün anısına her ayın 21.inde eşine bir aşk mektubu yazdı ve yastığının üzerine bıraktı. Ertesi sabahta o aşk mektubunu aldı ve tüm aşk mektuplarının bulunduğu bir kutuya kaldırdı. “O mektupları gönderecek yerim, veya yollayacak kişim artık yoktu. Ama onları yazmam gerekiyordu, ve yazmak istedim. Hayatım boyunca lise yıllarımdan beri sadece bir kişi benim ilham perim oldu. O da ne yaparsam, ne düşünürsem, ne hissedersem hep Nellie oldu. O hep arkamda durdu, hep bana destek oldu, bana hep inandı.” diye hislerini dile getiren birisinin başka bir şey yapmasını kimse bekleyemezdi.

Bir çok basketbol üstadına göre Wooden gelmiş, geçmiş en büyük coach’du. Ne Phil Jackson, ne Red Auerbach, ne Red Holtzman, ne Pat Riley, ne Jerry Sloan, ne Gregg Popovich, ne Dean Smith, ne Bobby Knight, ne Adolph Rupp. Hiç biri değil, John Wooden! Hem de uzak ara diyenlerin sayısıda hiç az değil. Wooden’ın ölümünde onun anısına eski oyuncuları bir araya geldi Kareem Abdul Jabbar, Bill Walton, Jamaal Wilkes, Keith Erickson, Walt Hazzard, Gail Goodrich, Marques Johnson, David Meyers, Henry Bibby, Sidney Wick, Michael Warren ve diğerleri. Hepsi hayatlarına yön veren, onları şekillendiren onları sadece NBA’e değil, hayata hazırlayan insan ile ilgili anılarını anlattılar. Herşeyi sorgulamayı öğreten bu hocaları, aynı zamanda onların kurallara uymalarını ve disiplinden vazgeçmemelerini de sağlamıştı. Bu nasıl bir bileşimdi? Bir eğitmen kendisinden ne kadar emin olabilir, kendisine ne kadar güvenebilirdi de böyle bir şeyi cesaretlendirir, teşvik edebilirdi? Jabbar UCLA’de okurken Müslümanlığa ve İslam’a ilgi duymaya başladığını, ve Wooden’ın da yabancı olduğu bu din ile ilgili herşeyi öğrenmek için harcadığı zamanı anlattı. İşin ilginç tarafı Lew Alcindor Müslüman olan tek eski Wooden öğrencesi değildi. Keith Wilkes da daha sonra Jamal Abdul-Lateef Wilkes olarak adını değiştirdi ve Müslüman oldu.

Wooden coach olarak emekli olduktan sonra 35 yıl boyunca hepimizi eğitti. Bugün onu hatırlayanların, ona hayranlık duyanların çoğu onun oyuncusu değildi, çoğu onu bir maçı yönetirken bile izlemedi. Wooden’ın önemi de burada diye düşünüyorum. O bize hayatı, sporu, basketbolu, kazanmayı, kaybetmeyi, kaybederken kazanmayı hayattayken öğretti, yol gösterdi. Şimdi ise ölümünden sonra sonunda Nellie’sine kavuştu. Artık yıllardır aşk mektupları yazdığı, ölümünden sonra bile 25 yıl sadık kaldığı, hayatındaki herşeyi paylaştığı, ona en kötü zamanında destek olan, kendisine güvenin sarsıldığında onu yücelten ve ona inanan, en iyi zamanında da onunla mutluluğu paylaşan Nellie’si ile birlikte. Sonsuz Aşk bir film oldu. Sonsuz Aşk bir şarkı oldu. Ama John ve Nellie sonsuz aşkın ta kendisiydi. Bu kadar özel bir coach, bu kadar özel bir insana da ancak özel bir aşk yakışırdı. Sonsuz Aşk.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler