2 Ocak 2026, Cuma
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVSahi; iş Valencia'ya neden kalmıştı?

Sahi; iş Valencia'ya neden kalmıştı?

Basketbol yazarı Adnan Onaran, THY Euroleague'de Fenerbahçe Ülker ile Efes Pilsen'in elenme hikayesini yazdı.

Efes Pilsen'in ardından Fenerbahçe  Ülker de elendi ve artık basketbolda Avrupa'daki tek takımımız Pınar Karşıyaka kaldı da rahatladık. Düşünsenize; Efes'in ardından; Fenerbahçe de turu geçseydi, hele bir de kazara birbirleriyle eşleşselerdi 'final-four'da yerimiz garanti olsaydı ne yapardık! Normal olmayan bu heyecan şimdilik fazla bize. Ne güzel alıştık biz son 5 yılda 'top 16'ya kalmak bile takımlarımız için sürprizdi ne de olsa. Efes Pilsen'deki yapısal ve mantıksal sorunlar apayrı  bir yazı konusu olur.

Fenerbahçe Ülker başlığında ise Eurolig hikâyesinin giriş ve gelişme bölümü oldukça başarılı ancak sonuç ufak çaplı hayâl kırıklığı. Yazının hikayesiyse Fenerbahçe Ülker Şube Direktörü  Nedim Karakaş’ın yaptığı “Valencia’ya kalmaması  lazımdı” açıklaması. Sarı-lacivertlilerin sezon başında yaptığı plana kağıt üzerinde karşı çıkılabilecek kimse yoktu sadece eklenti yapılabilirdi; Atletik bir 5 numara ile Engin'in sakatlığında bir gard takviyesi belki.

Spahija'ya ise kimsenin ne şimdi ne de o zaman laf diyebileceğini zannetmiyorum. Çok saygın, başarılı ve oldukça da kariyerli bir koç. 

Sahi; işler Valencia’ya neden kalmıştı?

Aslında Fenerbahçe Ülker'in vedasını rakamlarla istatistiklerle açıklamak olacak iş  değil. Sakatlıklarla açıklamak da aynı şekilde. Birinin diğerini tetiklediği şüphe götürmez ama bahaneler bunlar olmamalı.

YATIRIMIN SONUCU

Yeri gelmişken şunu da söylemek gerek; bu yıl elenmek Fenerbahçe için dünyanın sonu değil. Doğru bir yola girildi gibi, umarım hayâl kırıklığıyla gereksiz işler yapılmaz. Aydın Örs tepedeyken biraz zor aslında (Ey Efes Pilsen duy sesimizi!)..

Tanjeviç'in koçluğu ve oyun içerisinde verdiği kararlar tartışılabilir ancak onun yıllar süren kalkınma planının, o olmadan ve doğru hamlelerle iyi bir sonuç  verebileceği görüldü bu sezon. Tabii daha öncesinde Ülker-Fenerbahçe birleşmesi ve Aydın Örs'ün yaptıklarını unutmadan..

Ancak sonuçta onun Emir ve Vidmar yatırımları ve “Beni Türk uzunlarına emanet edin” düşüncesinin sonuçları ortada. Emir; Ukiç'li, Saras'lı, Lavrinoviç'li takımın bir anda eline baktığı adam oldu çıktı, iki yıl önce yuhalanan Vidmar'ınsa ardından bu sezon ağıt yakmayan yok. Ömer'le Semih ise şimdi Pasifik ötesinde. Tabii bunları  yazarken de bitirmek için elinden geleni yaptığı Ömer Onan'ın da muhteşem performansını unutmamak lazım.

İşin açıkçası takım bir yılda dipten zirveye çıksa, oldukça garip, hatta Aziz Yıldırım'ın Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğunun ardından yaptığı 'tesadüf' açıklaması kendi takımı için zuhur etmiş olurdu. Bir yılda takımın Peter Parker'dan Örümcek Adam'a dönmesine şahit olduk ancak 4 yıldır büyük maçlarda yaşanan atalet bu kez rakibin adı büyük olmasa da (tamam son Eurocup şampiyonu ama bir Maccabi değil!) maçın isminin ağırlığı altında kaldı. Oradaki nüans ise farkı yaratabileceklerin top yekûn çökmüş olmasıydı.

TOPYEKÛN ÇÖKÜŞ

Geçtiğimiz yıla oranla farkı  yaratabilecek değişik yüzler kimlerdi; nispeten Ukiç, Saras, Lavrinoviç, Tomas, May ve Kaya.. İsimler ortada ama performanslar da.. Sezonun belki de en önemli son 3 maçında Ukiç-Saras-Tomas-May,Lavrinoviç ve Kaya'nın toplam verimlilik puanı 80. Yani maç başına sürenin toplam %55'inde oyunda kalan bu altılının katkısı %30 civarında.

Takım kurulurken pek bir hata gözükmüyordu, teoride yoktu da. Giden Semih-Aşık ikilisinin yeri olgunlaşan Vidmar ve geçtiğimiz sezonu iyi denebilecek şekilde kapatan Lavrinoviç'le doldurulmuştu. Tomas ise ne de olsa geçtiğimiz yıl tek başına yokluk içindeki Cibona'da direnişin sembolüydü. Saras ile May'i bir tutmak saçma ama ikisi de geçmişinin gölgesinde jübilelerini bekleyen isimler; Saras'ın -adı yeter ama yetmedi)- büyük başarılarla dolu Avrupa, May'inse NCAA kariyeri. Lavrinoviç  desen geçen yıl sezonun ilk bölümünün MVP'siydi ve iç-dış dengesi açısından önemli bir stratejik hamleydi. Kaya da vasat son birkaç yıla rağmen bulunabilecek en kaliteli Türk uzunlardandı. 

Sıkıntı Ukiç'in 'top 16'da özellikle de son virajda o 'teenage' zamanlarındaki gibi ne yaptığını bilmez hale bürünmesi, Saras'ı artık görerek attığı pasların sarmaması, May'in dizlerini toparlamak için iyi bir paraya Avrupa'ya gelmesi, Tomas'ın Fenerbahçe'yi yer yer Cibona sanması, Lavrinoviç'in şut sokmayı unutması, Kaya'nın da basketbolu sadece savunma sanmasıydı. Pek ufak sorunlar değil aslında..

Bu kadar kaliteli oyuncunun da formunun hep beraber ve aynı zamanda dibe vurması da kaderin ağlarını iki ters bir düz ördüğünün göstergesi denebilirdi. Merak ediyorum; acaba geçmişte bu denli toplu bir formsuzluk yaşanmış mıdır? Ancak bu bile kendi kendine bir işin Valencia'ya kalmasının sebebi değil..

Tüm bunlara rağmen Fenerbahçe, Zalgiris'i yense bugün son 8'deydi. İşin o kısmını da tıpkı  Olympiakos maçında olduğu gibi beceriksizlik tamamladı. Zalgiris karşısında oyunu dikte edemeyen önde olduğu dakikalarda içeriyi kullanması gerekirken dışarıyı, dışarıdan vurması  gerkirken de Marjanoviç'li boyalı alanı zorlayan şaşkaloz bir takım çıktı karşımıza..

Keza Olympiakos karşısında 10 sayılık farkı yakaladıktan sonra tribünden gelen hakaretlere sinirlenen Papaloukas'a tek başına boyun eğen takımla Barcelona'yı  Katalunya'da, Olympiakos'u da Pire'de yenen aynı takım. İstikrarsızlık mı arıyorsunuz o da var!

LİGİN KALİTESİ!

Bir de unutmadan tüm takımlarımıza erken geri dönüş bileti kestiren bir ligimiz var. Makas açıldıkça bu tepedekilerin yararına değil zararına oluyor.. Banvit ile Beşiktaş  Avrupa'da ilk turda, Galatasaray, Efes Pilsen ve Fenerbahçe de ikinci turda elendi. Tek Karşıyaka yoluna devam ediyor.

Mesela; Eurolig'de Fenerbahçe tura daha yakın olan takımımızdı. Sarı-lacivertliler ligde 19 maçın 17'sini kazandı. Ve bunu yaparken de rakiplerini ortalama 16 sayı farkla mağlup etti. Avrupa'nın en iyi takımı olarak gösterilen Barça bile kendi liginde ortalama 15.2 sayı fark atabiliyor rakiplerine.

Bu kategoride Yunan devleri rakipsiz. Panathinaikos ortalama 30 sayı farkla kazanırken, namağlup Olympiakos ise 20 sayının üzerinde galip geliyor her maçında. Oradaki sorun da Türkiye'yle aynı. Sadece çok çok milyon dolarlık Olympiakos ile PAO Avrupa'da tur atlayabilen takımlar. Ki zaten o iki takım için de finalden gerisi başarısızlık. Ve ikisi de bu sezon finale, belki de 'final-four'a kalamayacak gibi gözüküyorlar.

Varmak istediğim konu rekabet. “Ligde rekabet, Avrupa'da başarı” sloganı en çok İspanyollar'a uygun herhalde. Eurolig son 8'de 4, Eurocup son 8'de ise 2 takımları var. Keza İtalyanlar'ın Eurolig'de tek, Eurocup'ta ise 2 takımları var.

Sonuçta Fenerbahçe zorlanmadığı  için, Efes Pilsen ise yeteri kadar iyi olmadığı sebebiyle kendi liginde zorlandığı için Eurolig'deki sertliğe belirli bir yerden sonra cevap veremedi.  

Anlayacağınız beceriksizlik, şanssızlık, formsuzluk, kalite eksikliği hepsi bir arada işi Valencia'ya kadar getirdi. O kader anında ise Pesiç'in sözünü göz kırpmadan yapan Valencia, travmalı yılların etkisinden henüz kurtulamayan Spahija'nın Fenerbahçe'sini eledi.

Kısa lafın uzunu bu…

* Adnan Onaran'ın yazılarını mamleba.blogspot.com sitesinden okuyabilirsiniz.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler