Artık başımızda birkaç yıl içinde Avrupa basketbolunu yönetmeye aday bir başkan olduğuna göre, ben de bu hafta her ülkede kulüplerin başını ağrıtan bir soruna değinsem iyi olacak…
Federasyon seçimi geride kaldı. 23 yıl koltukta oturan rahmetli Osman Solakoğlu’ndan bayrağı 1992’de devralan Turgay Demirel, selefinin rekorunu tarihe gömmesini sağlayacak dört yıllık vizeyi kopardı genel kuruldan…
Duyduk ki, seçim öncesi Başbakan’dan aldığı randevuda Demirel, artık FIBA Başkanlığı için iddialı olduğunu, bu koşullarda görevini bir dönem daha sürdürmesini gerektiğini vurgulayarak destek rica etmiş. Başbakan da desteği esirgememiş elbette… Hangi iktidar, bir “adamının” uluslararası alanda etkin bir pozisyona gelmesini istemez ki?
Şimdi başımızda birkaç yıl içinde Avrupa basketbolunu yönetmeye aday bir başkan olduğuna göre, bu yazıda her ülkede kulüplerin başını ağrıtan bir soruna değinsem iyi olacak.
NBA AKILLI, YA BİZ?
Basketbolseverlerin bildiği üzere, 2013’ten itibaren erkeklerde Avrupa Şampiyonaları 24 takımla oynanacak. Daha önce de yazmıştım; elemelerin neredeyse hiçbir anlamı yok artık… 31 ülkenin buluştuğu gruplardan 15 ülke final vizesi alıyor. Maçlar tam yerel liglerin arefesinde, dört haftaya sıkıştırılarak oynatılıyor. Fakat dört haftalık “kısa koşu” için, milli takımlar iki buçuk ay kamp yapıyorlar.
Her alanda olduğu gibi, burada da paranın bir aklı var. NBA oyuncularının elemeler için Avrupa kıtasına gelmemeleri bu yüzden… Kimileri (bizim Ersan ve Ömer gibi) kontrat senesi olduğunu söyleyerek, kendini sakatlık riskinden uzak tutuyor… Kimilerine de oynadığı kulüp izin vermiyor. Oysa Avrupa’daki kulüpler aynı hamleyi yapabilecek kadar güçlü değil.
Bir an için kendinizi Aliağa Petkim’in koçu Burak Bıyıktay’ın yerine koyun. İki gün sonra Eurochallenge’da eleme turuna çıkacaksınız ve anahtar oyuncularınızdan Orhan, Azerbaycan Milli Takımı’nda olduğu için tüm yazı sizden uzakta geçirdi. Yeni arkadaşlarıyla tanışamadı, takımdaki yeni rolünü öğrenmesine fırsat olmadı… Veya Anadolu Efes koçu Oktay Mahmuti’nin koltuğuna oturun kısa bir süre… Birkan Batuk’u büyük ümitlerle transfer ettiniz ama şu ana dek ona savunma prensiplerinizi öğretecek bir zaman dilimi yaratamadınız. Çünkü Tanjeviç oyuncunuzu alıp, sadece birkaç dakika oynattıktan sonra daha geçen hafta geri gönderdi.
Bu dert, hemen her ülkede antrenörlerin başında. Kulüplerin avuç dolusu para saydığı oyuncular, anlamsız maçlar uğruna haftalarca kamp yapıyor ve uzun yolculuklara çıkıyorlar. Asıl takımlarıyla birlikte çalışma fırsatı bulamadan, fundamental eksiklerini gideremeden sezon gelip çatıyor.
YENİ BİR FORMÜL
Madem ki, Avrupa Şampiyonaları artık 24 takımla oynanacak… Turgay Demirel, FIBA Başkanlığı’na aday olduğunda yeniden 16 takıma dönmeyi öneremeyecek (bunu söylerse seçimi kazanamaz)… Bu durumda akılcı düzenlemelerle kulüpleri mağduriyetten kurtarmak gerek. Nasıl mı? Çok basit.
Altyapı turnuvalarında uygulanan küme düşme sistemiyle… 2013 Avrupa Şampiyonası’nda gruplarında son sırayı alan dört takımın küme düşeceğini varsayalım. Bu takımlar ve bu yılki elemelerden çıkamayan 16 takım, 2014 yazında eleme oynarlar. Diğer 20 ülke bir sonraki şampiyona için otomatikman vize alır. Zaten şu an uygulanan eleme sisteminde de pek sürpriz olmuyor, hep aynı ülkeler finallere gidiyor. Öyleyse, her şampiyonada sadece dört yeni ülkeye şans vermek neden olmasın? Üstelik 20 takımın yarıştığı, yalnızca dördünün vize alabildiği bir eleme turu çok daha zevkli ve çekişmeli olur. Bu yeni uygulamaya geçerken, takvime de bir el atıp, eleme maçlarını Ağustos sonlarında bitirmek şart. Eleme oynayan oyuncular, Eylül aylarını kulüplerinde geçirmeli.
Böyle bir değişim, NBA oyuncularını da büyük ölçüde rahatlatır.





