Galatasaray basketbol genel koordinatörü Murat Özyer merak edilen tüm soruları yanıtladı.
Özyer Galatasaray Basketbolunun son iki senesini bugüne kadar konuşulmayanlara da değinerek en özel ayrıntılarıyla Galatasaray Dergisi Ekim sayısına anlattı.
Söyleşi: Eren Loğoğlu
Dergide yer aldığı haliye o röportaj:
Özyer ile yaptıklarını ve bundan sonra yapacaklarını dile getirirken eleştirileri, projeleri, AŞ olmayı, Almanya’ya taşınmayı, 17 Haziran duruşunu, Aziz Yıldırım ile ne konuştuğunu, yüksek lisans eğitimini, Işıl Alben’i, bir transferin gerçekleşme aşamalarını, scouting ve analiz departmanlarını, devşirme meselesini, büyüyen ve başarılar kazanan altyapıyı, koçların idareci olmasını, medya ile ilişkileri, İzmir’deki fiziksel saldırıdan sonra Karşıyaka ile son durumu, bütçeyi ve daha birçok alt başlıkla basketbolumuzu konuştuk.
2014-15 TAKIM KİMYALARI
Yeni sezonla başlıyoruz sohbetimize. Bu yaz baya hareketli geçti. Erkeklerde ve kadınlarda omurgalar ciddi anlamda korunurken çok sükseli transferler de yapıldı. Her gün bir ismi duyurma stratejisiyle gündemini sıcak tutan ve hazırlıkların başlangıcına kadar açıklamalarını sürdüren şubemiz taraftarı da aslında takıma dair hep heyecanlı kalmaya sevk etti. Galatasara Liv Hospital; İtalyan Milli Takımından Pietro Aradori, Duke mezunları Nolan Smith ve Martynas Pocius, Yunan pivot Ian Vougioukas, CSKA’dan Vladimir Micov ve tecrübeli milli oyuncu Kerem Gönlüm ile bir kez daha çok iddialı bir takım kurdu. Big Nate Jawai tekrar döndü. Arroyo usta bir sene daha bizimle. Umutlanmak için sebep çok. Galatasaray Odeabank; Nevriye Yılmaz, Şebnem Kimyacıoğlu'nu ve Sancho Lyttle'ı ikna etmeyi başarırken Kelsey Bone'u da takımda tuttu. Avrupalı yıldız Jelena Dubljevic, İspanyol ateşi Nuria Martinez ve Queralt Casas ile Barbara Turner, Ayşegül Günay, Deniz Çolakoğlu takviyeleri yaparak gücünü korudu. Murat Özyer’e takım kimyalarını soruyoruz ilk olarak, bu seneki ekiplerin nasıl kurulduğunu. İlk geldiğinde 2012’de iki senelik kontratlar yapılırken artık 1+1 yapılmasının sebebini de öğrenmek istiyoruz. Özyer “İlk geldiğimiz sene uzun dönemli kontratlar yaptık. Kulüp kurulu düzeninin üstüne çıkmak istiyordu. Eurocup’ta mücadele ediyorduk o zaman. Ama hedef Euroleague’de kalıcı takım olmak üzerineydi ve verdiğimiz mesajın bu yönde olmasını arzuladık. Bir de Ergin Ataman ile beraber onun sistemine uygun bir takım iskeletinin kurulmaya başlanması gerekiyordu. Bu seneye baktığımız zaman; bir defa arka arkaya sportif başarısıyla, organizasyonuyla Euroleague organizasyonuna girmeyi başaran bir ekip oldu Galatasaray Liv Hospital. Omurgayı oturttuk ve onun üzerinde ufak tefek oynamalar yapıyoruz. 1+1 senelik sözleşme yapmamızın sebebi Türkiye Ligi’ndeki yabancı kontenjanının artırılması ve oyuncuların motivasyonlarının artacağını düşündük. Üçüncü bir sebep de yönetimimizin sözleşmelerin bu şekilde olmasına yönelik aldığı stratejik karardı. Diğer takımlara göre geç de olsa ki bu konuda çok eleştirildik, içinde bulunduğumuz şartlar göz önüne konup kağıt üzerinde takımımızı değerlendirdiğimizde çok yönlü, alternatifli bir takım kurduk. Birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilecek oyuncuların daha fazla olduğu ve geçmiş senelere göre daha ekonomik bir takım görüyoruz. Takım kimyasından bahsedebilmemiz için bunun aşamaları var. Gözlemlerim Kasımın sonuna doğru bu takıma Ataman takımı diyebiliriz şeklinde. Dünya Kupası oynandı, buradan gelen isimler oldu. Belki ilk zamanlarda iyi oynayacaklar ama mental yorgunluklar baş gösterebilir. Kadınlarda ise strateji çok farklı. Ülkemizdeki başarılı jenerasyon son zamanlarını yaşıyor ve az kişiler, 15 kişilik bir gruptan bahsediyoruz. Ve bu isimlerden bir kısmı Dünya Kupası’ndan sonra milli takımı bırakacak, bir kısmı da basketboldan emekli olacak. Arada nesil boşluğu gözüküyor. Federasyonun şu anki uyguladığı sistemde Türk oyuncular çok çok değerli. Daha fazla süre alan yerli oyuncular takım başarısına doğrudan etki ediyor. Biz bir dezavantaj yaşadık. Işıl Alben bu sene Dinamo Kursk’ta oynayacak. Işıl Alben iyi bir oyuncu, iyi bir Galatasaraylı. Ve Ekrem Memnun ile beraber kariyerinin en üst noktalarına doğru bir yolculuğa başladı. Müthiş bir uyum yakaladılar, Ergin Ataman-Carlos Arroyo gibi. Işıl da Memnun ile buluşmasından özel bir sinerji ortaya çıktı. Bizim için büyük kayıp çünkü başka takımlar Milli Takımda oynatarak Türkleştirdikleri oyuncularla kendilerine avantaj sağlıyorlar. Bu sistem adalet içermiyor. Bir yabancının bir Türk gibi, Işıl-Nevriye gibi sahada kalabilmesi bir antrenörün iki dudağının arasında olmaması lazım. Ciddi bir ligde kitapta yazan kurallar çerçevesinde bu iş düzenlenir. Seçilmeyen ama Türk pasaportuna sahip olanlara bir eşitsizlik yapılıyor. Bunu değiştirmek için biz çalışıyoruz. Sekizli Finale gitmeden önce Nisan ayında Işıl’ın bize Kursk’a imza attığını söylemesinden sonra o bölgeye Nuria Martinez’i ve Ayşegül Günay’ı getirdik. Ana omurgada Alba Torrens de vardı. Sezon ortasında o da seneye Galatasaray’da devam etmeyeceğini, buradan çok keyif aldığını, mutlu olduğunu ancak yeni bir tecrübe edinmek istediğini iletti. Bizden aldığının da iki katı bir paraya gitti Ekaterinburg’a. Bunlar hep kimyamızı değiştiren durumlar. Bardağın dolu tarafından bakıyorum. Pozitif bir insanım her zaman. Zirveye ulaşmış bir takımdan konuşuyoruz. Avrupa ve Türkiye Şampiyonu, Türkiye Kupası sahibi bir takım. Bazen yapının üzerinden rötuşlar, dokunuşlar yapılması da ayrı bir motivasyon sağlayabilir. Şampiyon bir takıma gelen oyuncu maksimumunu göstermek isteyecek. Bizler; koç, teknik ekip, idari kadro bu oyuncu topluluğuyla büyük başarılar elde ettik. Şimdi yapılan değişikliklerle oluşan yeni takımla bunu yakalamaya çabalayacağız. Bu da bize ayrı bir enerji ve heyecan veriyor” diyor.
BASKETBOLA YENİ DÜŞÜNCELERLE YÖN VEREN GALATASARAY
Bu sezon Türkiye Basketbol Ligi’nde 5+1 yabancı kuralı oynanacak. Bunun etkilerinin neler olacağını merak ediyoruz. Özellikle geçen sezon Galatasaray Liv Hospital’ın Euroleague’de çeyrek finale kalan tek Türk takımı olarak aslında lige sonradan konsantrasyon sağladığını ve Avrupa’daki uzun macerası sayesinde biraz da havasını koruduğunu hatırlatmak istiyoruz koça. Özyer “Erkeklerde açıkçası takımları yeni seyretmeye başlıyoruz. Kupa maçları biraz işaret verecektir. Geçen sezon Banvit’in en büyük avantajı Çarşamba günü Eurocup oynayıp ligde de rakipleriyle Cumartesi-Pazar karşılaşmasıydı. Euroleague takımları ise Perşembe-Cuma Avrupa maçına çıkıp hafta sonu lige döndü ilk yarı takviminde. Banvit bunu normal sezon liderliğiyle “play offlara” kadar avantaja dönüştürdü Bunu örnek verme sebebim her şeyin playofflarda belli olduğunu anlatmak için. Öngörüm Avrupa’da olmayan takımlara karşı oynanan ilk iki aydaki maçlarda sürpriz yenilgiler alabilir EL takımları. Daha sonra lig oturur. Biz Euroleague’i ve Türkiye Ligi’ni beraber, aynı paralelde götürmek zorundayız. Çünkü A Lisansımız olmadığından yerel yarışmada en üst seviyeye gelip Euroleague’de oynamayı sürdürebiliriz bu sezon. Kadınlarda ise Kayseri KASKİ’nin ve İstanbul Üniv. BGD’nin atak yapacağını düşünüyorum. Her iki takım da Fenerbahçe ile beraber aynı anda sahada dört yabancıyla oynama avantajına sahip. Bir sürü takımın kimyasında değişiklik oldu. Gene çekişmeli bir lig bekliyorum. Euroleague Women’da geçen sezonki gibi süpriz takım olamayız. Herkes şampiyona karşı oynayacak. Bir de yendiğimiz son iki takım; UMMC ve Fenerbahçe daha hırslı olacak. Prag her zaman iyi bir takım, kimyayı doğru kuran bir koçları var, oyun kurucularından vazgeçmiyorlar. Dinamo Kursk 'u unutmuyorum. Bu sene sistem de değişti, Final Four olacak” diyor. Biz bu fikri verenlerden biriydik değil mi? Bunu da söyleyelim yeri gelmişken. Geliştirme Ligi talebimiz olmuştu diyerek araya giriyoruz. Özyer “Sunduğumuz projeler ve düşüncelerle diğer takımları ikna etme konusunda başarılıyız şube olarak. Biri sekizli finalden dörtlüye geçilmesiydi. Türkiye Ligi’nde de uzun senelerdir Kulüpler Birliği’nden bahsediliyordu. Bunun tutkalı olmayı başardık. Basketbolun gelişimine katkı sağlama, liderlik etme kısmında Galatasaray’a düşen görevi yerine getiriyoruz. Alain Digbeu’yu saha içinde ve saha dışında üst düzey profesyonelliğini gençlere aktarsın, bilgi-beceri ve fundamental katsın diye bireysel antrenör olarak getirdik. Bu hamlenin devamı olarak da bir Ümit Takım kurduk ve A2 dedik, ismi farklı olsun istedik. Çünkü daha önce denenmiş Ümitler Ligi başarısız olduğundan ötürü projenin geçmişle ilişkilendirilmemesini, yeni bir marka yaratmayı istedik. Özellikle Tofaş’tan Tolga Öngören ile beraber ve diğer altyapı takımlarıyla da konuşarak. Güzel bir proje olmasına karşın Federasyon Başkanını ikna edemedik. Yabancı sayısının da artırılmasını talep etmiştik daha önce ve zamanla bu noktaya gelindi. Biz artırılmadan önce de ara jenerasyonun ikinci ligde yetişmeyeceğini, orada da farklı rekabetin olduğunu, sponsorları olan takımlar var ve onların genç oyuncu yetiştirmekten ziyade lige gelmek istediklerini belirttik. Orada farklı bir basketbol oynanıyor. Genç Takım ile A Takım arasında sıkışan yeteneklere kendi aralarında yarışmacı bir ortam, deplasmanlı bir geliştirme ligi kuralım dedik. 8 takımla başlasın ve devamı zamanla gelsin, çünkü her kulübün üst seviye bir genç takımı olmayabiliyor. Biz bunları söyledik. Bunu söyledikten sonra Ümitler Şampiyonası oynandı, sonra Gençler Şampiyonası oynandı. İkisinde de Avrupa Şampiyonu olduk. Şimdi insanlar bu çocukları nerede ve nasıl oynayacak diye kara kara düşünüyor. Gelecekleri nokta gene burası olacak bence, tek kurtuluşları bu. Bu jenerasyonu harap etmeyi göze alamazlar” diyor. Ege Arar da o takımların parçasıydı. Göktürk daha önce oynadı. Kızlarda müthiş bir neslimiz var, Küçük-Yıldız kategorilerinde şampiyon olarak geliyorlar. İki sene zarfında altyapının gelişimi hakkında neler söylersiniz diyoruz. “2006’da Ülker’den Galatasaray’a baş antrenör olarak geldiğimde uzun senelerdir altyapımız Türkiye Şampiyonalarına gidemiyordu. O gün Sinan Ömeroğlu ile bir yapı kurduk. Bayrağı iyi bir ekibe teslim edip ayrıldık. Sonra onlar da tekrar bize teslim ettiler. Bu süreçte altyapı biliyorsun; nadasa bırakılarak verim alınır. Alt kategorilerde iddialı olmak, İstanbul’da yetenek bulmak zor. Erkeklerde çok üst düzey profesyonel çalışan kulüpler var, ciddi paralar alıyor insanlar. Biz bu sene alt yapımızda Burçin Badem ile kendine has bir idari-teknik bir organizasyon çizdik. Kızlarda A Takımı destekleyecek altyapımız şu an hazır. Birkaç sene içinde kendi öz bünyemizden çıkan çocuklar forma giyecek. Türkiye Ligi’ndeki yerli statüsü değişmezse bu sefer de. (Gülüyor) Çünkü Türkiye’de bazı kulüplerin dezavantajlarını avantaja dönüştürmek adına kurallar değişiyor. Dolayısıyla uzun vadeli altyapı plan yapmak bu açıdan pek mümkün değil. Altyapı şampiyonlukları unutulur ama onun yanında oyuncu yetiştirirsen tadından yenmez. Şimdi mesela 1999 doğumlu İnci Güçlü, Nevriye ve Sancho’nun olmadığı dönemde idmanlarda kendini hazır tutarsa ve hazırlık maçlarında iyi bir performans sergilerse koçundan dakikalar alabilir. Zaza Pachulia Ülker’de çok genç yaşta süre aldı ve oradan NBA’e gitti. Şans kapıyı çaldığı zaman elbisenle hazır olmalısın kapıda. Erkeklerde Nikolov konusuyla uğraşıyoruz, Ege ve Göktürk var. Doğukan, Can, Sertaç ve Muhammed de bu projenin parçalarıydı. Onlar da altyapımızda eğitim alıp bir dönem A Takımda oynayıp başka bir ortamda eğitimlerine devam edecekler. Ormanın içerisinde kendilerine yol bulurlarsa gelecekleri yer belli. Genç oyuncuların iddialı kulüplerde yer alması kolay değil. Ama olmaz diye bir şey yok, mücadele etmeye buradan başlayacaklar. Altyapıyı toparlarsak düşünce anlamında yeniliklerimiz oldu. Performans Analiz Merkezini kurmamız bunlardan biri. Öncü kararlarımızdan biriydi bana kalırsa. Her işi bütçe üzerinden yapamıyoruz. İlişkilerimizi, sosyal çevremizi de kullanarak gerçekleştiriyoruz. Semih Eroğlu koordinasyonunda, doktorlarımızın ve kondisyonerlerimizin eşliğinde altyapıda tespit ettiğimiz oyuncuların bütün taramalarını, fiziksel-psikolojik olarak yapıp, hatta sezon içinde üç kez bunu gerçekleştirip, gelişim analizlerini gözlemleyip, nasıl ilerlemeleri gerektiğine karar veriyoruz. Beslenmesine varıncaya kadar özel kararlar verebiliyoruz. Sporcularımıza bilimsel bir yol haritası çıkarıp gelişimlerini takip ediyoruz. Her oyuncu aynı programla çalıştırılmaz, farklı reçeteler sunmak lazım her birine. A Takımda ise oyuncu sakatlıklarını önleyici çalışmalar üzerinde duruyor bu ekip. Sakatlanan oyuncuların daha sağlam geri dönmesine yardımcı oluyorlar. Biz bu sisteme sponsor bulup klinik haline getirmek gayesindeyiz. Bir sonraki adımımız Performans Analiz Merkezi kapsamına “genetik” araştırmaları da koyabilmek. Ekibiyle, binasıyla beraber kalıcı olsun istiyoruz. En az sporcu yetiştirmek kadar değer verdiğimiz bir hamle bu da” diye ekliyor.
TRANSFERİN AŞAMALARI VE SCOUTING
Bir transfer nasıl yapılıyor, iç yüzü ve aşamaları ne diye soruyoruz. Bir sakatlık olduğunda kısa sürede reaksiyon gösterip hamle yapabildiğimiz gözlemini de belirterek. Özyer “Bütçe konusunda başkanımız, bizden sorumlu yönetim kurulu üyemiz, CEO’muz ve koçumuzla konuşuyoruz. Bütçe belirlendikten sonra koçlarımızın kendi listeleri oluyor. Listelerin en üstünden yer alan isimden başlayarak bütçe elverdiği oranda transfer etmeye gayret gösteriyoruz. Menajerlerle görüşmeye başlıyoruz. Devamında da bir veya iki oyuncuyla konuşmaya başlıyoruz. Kontrat safhasına geçiliyor. Orada devreye hukuk birimi giriyor. Onlara çok teşekkür ediyorum. Bizim kahrımızı çekiyorlar. Mesai saatlerini genişlettik onların. Çok fedakârlık yapıyorlar. Ama üç sene sonunda artık sözleşme hususunda Galatasaray’ın bir standardı oldu. Maddeler her oyuncuda % 90 aynı. Oyuncuyla ve diğer yan haklarla ilgili pazarlıklar kâğıt üstünden devam ediyor. Yönetim Kurulumuzdan onay alıyoruz ve transfer gerçekleşiyor. Reaksiyonun hızlı olması, birimler arası iletişimin iyi olmasından ve iki senenin verdiği birikimden kaynaklanıyor” diyor. Analiz merkezinde olduğu gibi bir scouting departmanı da kurulabilir mi diye genişletiyoruz konuyu. Özyer “Maliyetli bir konu. NBA takımlarının oluyor. Avrupa’da da bazı takımlarda var. Bizim asistan koçlarımız hem kendi takımımıza hem rakiplere hazırlanırken bir yandan da bütün yaz çalıştıkları oyuncuları da takip etmeye devam ediyorlar. Burada da dışarıdan yardım alıyoruz. Yani birtakım teknolojik şirketlerden internet üzerinden oyuncularla ilgili video ve istatistikleri satın alıyoruz. Onlardan ham alını alıp gözlem ve yorum halini yine staffımıza bırakıyoruz, hata payını minimize etme adına. Menajer ve kaset üzerinden oyuncu alma devri bitti, biz bunu kullanmıyoruz. Bir tuşla genç jenerasyonlar her oyuncunun bilgilerine ulaşıyor ama burada mühim olan bakıp ne gördüğün. Koçun sistemine uygun oyuncuları da yardımcıları biliyor. Scout olayını büyük bölümünü şimdilik online biçimde çözüyoruz. Geniş oyuncu havuzu bulunan koç ve ekipler avantajlı. Üç yazdır ümitler ve gençler turnuvalarını da seyrediyoruz. Ergin Ataman’ın tarzı farklı, daha tecrübeli oyuncuları seçiyor çünkü bu baskıyı kaldırabilen oyuncular Mayıs-Haziran’da kararı verenler oluyor. Kadın takımında da aşağı yukarı aynı yöntemle çalışıyor. İki koçumuz da yıldız oyuncuları idare edip maksimum verimi alabilen isimler. Bu anlamda şanslıyız” diyor.
EŞOFMANDAN TAKIM ELBİSEYE GEÇİŞ-NEXT ACADEMY
Murat Özyer'in koçluk kariyerinin olmasının transferlerin genel olarak başarısındaki payını soruyoruz. Özyer “Yaptığım işi uzun sürelere yayabilirsem; hem saha deneyimi olan, teknik bilgisi bulunan hem de idari konularda kendini geliştirmiş kişilere emsal teşkil edebilirim belki. Bazı kulüplerde bu konuda atılımlar da var. Oyuncu ile medya, oyuncu ile koç, koç ile yönetim arasında bir köprü oluşturup koçlara ve oyunculara kendi işlerine daha çok konsantrasyon gösterme şansı veriyorsun. Koçluk yapmam koçlara karşı empati kurmamı sağlıyor. Elbette avantaj. Ama koçlarımızın bana sormadıkça radikal fikirler vermem. Kendi düşüncelerim oluyor ama onları rahatsız etmemek adına bunu saklarım. Sorduklarında söyleyip onları tekrar düşünmeye sevk edebilirim ama ısrarcı olmam. İki koçumuzla da çok iyi bir ilişkimiz var, hem iş hem dostluk anlamında. Birbirimize bir renk söylediğimiz zamansa, beyazsa beyazdır; kimse onu gri algılamaz” diyor. İki sene zarfında yöneticilik adına ne tür kazanımlar edindiniz diyoruz. Özyer “Kariyerimde verdiğim radikal bir karardı. Geriye dönüp bakınca doğru yaptığımı düşünüyorum. İnsanın olduğu yerde sorun var. Mühim olan bunları çözmek. Birinci senenin ortalarında kendime bir söz verdim ve ölüm hariç her şeyin çaresi var ve çözüm üretmeye odaklanmalıyım dedim. Bir çözüm yoksa kendi çözümümü üretmeye çalışıyorum. Yol yoksa yolu sen yap denmiş ya işte; bu benim için bir şiar. Hayata bakışım böyleydi ama bu karardan sonra biraz daha netleşti. Bunun dışında basketbolda yönetimsel açıdan birtakım boşluklar var. Bu boşlukları projelerle, yaptığım yeniliklerle doldurup insanların ufkunu açabileceğimi düşünüyorum. Bu sebeple kendime de meydan okuyup bu yaştan sonra yüksek lisans yapmaya başladım. 2013 Mart’ta girdim, ikinci dönemim olacak. Pazarlama İletişimi, sosyal medya ve yöneticilikle ilgili bir eğitim. Bilgi Üniversitesi’nde Next Akademy’de yüksek lisans yapıyorum. Çok kaliteli hocalarımız var. İsminden anlaşılacağı üzere akademi bizi geleceğe hazırlıyor. Bu da düşüncelerime farklı bir yön veriyor açıkçası ve beni canlı, aktif tutup genç jenerasyona yetişmeme ön ayak oluyor. Saha ve soyunma odası tecrübesiyle iletişime hakimim belki ama yöneticiliğin teori kısmı da önemli. Bunu da tamamlamak istiyorum. Geceleri ve hafta sonları sabah öğrenim görüyorum. Kotardım gibi. (Gülüyor) Üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul Üniv. Davranış Bilimleri’nde yüksek lisans yapmıştım. Bir buçuk sene gidebildim. Mehmet Baturalp A Takıma yardımcı antrenör yapınca devam edemeyip bırakmıştım. İçimde ukde kaldı. 50’li yaşlara geldiğim sırada yakalamak güzel oldu” diyor. Koçluğu özlüyor musunuz, çıkarayım şu takım elbiseyi dediğiniz oluyor mu diye duygusal bir atak yapıyoruz. Özyer “Artık eşofman giyemiyorum hakikaten. Ceket giymeyince çıplak zannediyorum kendimi. Yöneticilik bir karardı. Bunun arkasında durmam lazım artık. Bunu deneyen, çok sevdiğim büyüklerim oldu. Türkiye’de bir yeniliğin, projenin isimler üzerinden devam edebilmesi için sportif başarıya ihtiyaç var. Projenin kendisi, cazibesi tek başına yeterli olmuyor kamuoyunda. Nur Germen Galatasaray’da, Aydın Örs Fenerbahçe’de yaptı. Çetin Yılmaz Efes’te, Tolga Öngören Tofaş’ta teknik ağırlıklı yaptı. Bu örnekler çoğalırsa Türk basketbolunda daha çok gerçekçi proje ortaya çıkabilir ve koçlar, oyuncular daha rahat çalışabilirler. Bu yüzden de eşofman giyenlere yardım eden takım elbiseli olmaya devam etmek istiyorum” diyor. Sosyal medyayı kullanmasını ve demeçlerini biraz açmasını rica ediyoruz. Özyer “Bilgi Üniversitesi’nde en çok almak istediğim ders sosyal medya. Serdar Kuzuloğlu veriyor. Öyle bir güne koyuyor ki; Perşembe günü Euroleague maçları var, söz konusu olmuyor. Yazılarını okuyorum ve başka destekler de alıyorum. Bilgi paylaşımı açısından ilk zamanlarla bugün arasında bir fark görüyorum kendimde. Sosyal medya genel olarak eleştirel anlamda kullanılıyor. En azından düşünce anlamında insanlara değebilme şansınız var. Mümkün olduğunca, zaman zaman rakiplerle ilgili tartışmalara da giriliyor belki ama, sosyal medyayı kullanmayı öğrenmeye devam etmek istiyorum” diyor.
SOSYAL SORUMLULUKTA DA ÖNCÜ
Galatasaray son iki senede sportif başarısının yanına olağanüstü sosyal sorumluluk projeleri ekledi. One Team, Van için 1’iz, Otizm ve Down Sendromuna dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak için yapılan etkinlikler, Soma’yı anmak, Dünya Kadınlar Gününe özel sporcularımızın kutlamaları. Spor Kulübü olmanın gereği mi diyoruz. Özyer “Galatasaray büyük bir marka. Eurocup oynadığımız sezonda sadece Euroleague takımlarının yer alabildiği One Team projesine dahil edilen takımız. Ve biz burada zoru seçtik. Euroleague oynarken bu işlerle ilgilenmek kolay değil. Bizim misyonumuz olduğunu düşündük. Diğer takımlar kendi şehirlerinde projeler tasarlarken biz projenin olduğu şehre gittik. Van’a gittik. Birçok takım projelerini değiştirirken biz bu projede sürekliliğe inandık ve hala devam ediyoruz. Galatasaray’ın farkını burada gösterdik. Türkiye’deki bazı takımlar da biz yaptıktan sonra benzerini gerçekleştirmeye çalıştılar. Kolay değil dedim biraz önce, çünkü sponsor, emek ve enerji gerektiriyor. Mutfağımızda basketbolu ve Galatasaray’ı sevdikleri için çalışan çok genç arkadaşlarımız var. Onların hepsine tek tek teşekkür ediyorum. Van için 1’iz projemiz hala sürüyor. Van’daki kardeşlerimize, çocuklara hayatlarına basketbolun yön verebileceğini göstermeye çalıştık. Beden eğitimi hocalarını yurtdışına götürüp seminerlere katılmasını ve dönüşünde bunları çocuklara aktarmasını sağladık. Çocuklar İstanbul’a da geldiler, onları ağırladık. Şimdi bize yurtdışı ağırlıklı başka proje teklifleri de gelmeye başladı. Projemizin ses getirmesi bizi de keyiflendiriyor” diyor. Artık klasikleşen medya günlerini soruyoruz hemen. Galatasaray diğer kulüplere nazaran çok şeffaf ve demokratik bir tavır sergiliyor basketbolda basın mensuplarına ve kendisine yakışanı yapıyor. Onlarla aynı ortama girmekten çekinmiyor. Kapıları kapatmıyor. Yorucu olmasına rağmen medya günleri düzenliyor. Bunun bir getirisi de yok esasen. Birkaç gün sonra yalan yanlış bir haberle de karşılaşabiliyoruz. Medyayla ilişkilerin iyi olması bir strateji ürünü mü yoksa olması gereken mi diye soruyoruz. Özyer “Eleştiri işimizin doğasında var. İletişime açığız. Alvin Toffler’in tanımına göre toplumun üç dalgası var. Tarım, sanayi ve şimdi de bilgi çağı. Böyle bir çağda sen istediğin kadar kapıları kapat bunun yayılmasını engelleyemezsin. Bizlerin medyayla diyaloga girmesi bir şeffaflık oluşturuyor. Tabii ki her konuya giremeyiz. Mahremimiz, sınırlarımız, bizde kalması gerekenler olacak. Üç sene zarfından birçok kritik konunun dışarıya sızmamış olması da özelimizi iyi koruduğumuzu ve doğru insanlardan bir ekip oluşturduğumuzu gösteriyor” diyor. Medya ilişkilerinden laf açılmışken kendisine çokça eleştiri yöneltilen konulara da açıklık göstermesini istiyoruz. İlkan Karaman ve Lindsay Whalen’ın ayrılıkları çok konuşuldu. Kalmaya ikna edilenler pek övgü konusu olmaz keza işinizdir ancak giden sevgilinin ardından dökülen gözyaşı hep daha çok ses getirir. Özyer “İstemediğimiz olaylar yaşadık. Eleştiriler aldık. Bir oyuncu ayrıldığında yergilerle karşılaştık, sosyal medyanın etkinliğini sürdürdüğü bu yıllarda bu davranışın çok doğal olduğunu düşünüyorum. Kişi kendini bilmeli, yaptığı işe ve kendine inanmalı, Ben de böyle bakıyorum meseleye. Tek tek değerlendirebiliriz. İlkan Karaman konusu ilk geldiğim dönemdeydi. Ülkerli yöneticilerle konuştuğumda yanlış bir eylemde bulunduklarını kabul ediyorlar. Şu an İlkan Karaman’ın nerede olduğunu da irdelemek lazım, sporcunun kafa yapısını gösteriyor aslında. Yaşananları kol kırılır yen içinde kalır diyerek bugüne kadar paylaşmadık. Lindsay Whalen sözleşmesinde feshetme hakkı vardı ve bunu kullandı. Bize açık davranmadı. Gitmeden önce iki gün teyzesini, annesini Amerika’dan çağırmış. Bir gece evvel koçla transfer edilmek istenen bir oyuncu hakkında görüşlerini paylaşıyor. Ona benzer durumda olan oyuncular da vardı ancak onların tamamı takımda kalmaktan yana tavır gösterdi. Sadece oyuncudan ve Galatasaray’da kaynaklanan bir konu olmadığını ve bu işin altında başka organizasyonlar bulunduğunu düşünüyorum. Işıl Alben konusunda da; başkanımız ve yönetimimiz genel kurul yapılana kadar hiçbir sporcuyla sözleşme imzalanmaması ve rakamlara dair bir söz bile verilmesini istemedi. Işıl’ın bizden sözleşme talebi oldu. Ben de ona takım kaptanı olduğunu, hem kulübün, hem koçun hem de benim onun kalmasını istediğimizi ancak resmi bir teklif yapamayacağımızı ilettim. İki ay sonra başkan ile görüştüğünde kaptana bunu yüz yüze de bizzat anlattı. Takım Sekizli Finale gitmeden önce, Işıl, ben ve Lutfi Arıboğan Bey, Lutfi Bey’in ofisinde görüştük. Ve kaptanın ikna olduğunu hissettik. Daha sonrasında ise Işıl, Dinamo Kursk ile imzaladığını bize bildirdi. Avrupa’da ve ligde şampiyon olduk. Bunun ardından kendisi Galatasaray’da kalmak istediğini yineledi. Başkanımız da ona kariyer planı yaptı. Bütün yurtiçi ve yurtdışı bağlantılarını kullanarak, hatta konuyu hukuksal boyutlara da taşıyarak birtakım hamleler gerçekleştirdik. Ama Kursk böyle kaliteli bir Avrupalı guard bulmuşken tüm ikna çabalarımıza rağmen bırakmak istemedi. Işıl hedefleri olan, Avrupa’nın her takımında başarılı olabilecek biri. Kafa yapısı çok sağlam. Bence Türk sporcusunun bu hamleleri yapması gerekiyor. Ve bunu bizim elimiz zayıflamasına karşın söylüyorum. Cesur bir adım attı. Sonuna kadar eski kaptanımızı destekliyoruz. Galatasaraylı ve Türk kadın sporcu olarak Türk kadınının basketbolda neler yapacağını gösterdi, yurtdışında da gösterecek. Başarılar diliyorum kendisine” diyor.
KARŞIYAKA’DA SALDIRI-YILDIRIM NE SÖYLEDİ?-PRİUS ZAFERİ
Tatsız olaylar deyince aklımıza İzmir’de Karşıyaka maçında uğradığı fiziksel saldırı da geliyor. Saldırı. Sporda şiddetin önüne geçemiyoruz bir türlü. Özyer “Türkiye’de 100 yılı geçmiş kulüplerin sayısı az. Karşıyaka da değerli bir camia, ben kendimi bildim bileli basketbola yatırım yapan ve geleneği olan bir kulüp. Bizler gibi şahıslar geçici ama kulüpler baki. Kötü bir sene yaşadık hem İzmir’de hem de İstanbul’da. Ertesi sene başkan ve yöneticiler değişince, ilk maçı kimin sahasında oynarsak beraber oturup mesaj verelim istedik. İzmir’deydi ilk maç, ben de gittim şube başkanı Taner Bey ile başkan Fatih Bey’in yanında oturdum. Bundan sonra da oturmaya devam edebilirim, bu konuda hiçbir problemim yok. Çünkü bireyler camiaları birbirine düşürmemeli. Protokolde oturmayı seven bir insan da değilim. Abdi İpekçi’de taraftarlar arasında yerimi alıyorum çünkü maçı yaşayan biriyim. Ama o maç orada, temsiliyet açısından bulunmam gerekiyordu. Kısmetsiz, tatsız bir olaydı. İlk defa oynamadık, son defa da oynamadık. Bu iki camia senelerce daha karşı karşıya oynayacak. Karşıyakalıların da bu hususta çıkarımı oldu ki şube başkanı ve başkan beni korumak istedi. Şu anda da iyi bir diyalogumuz var. Umut ediyorum ki bunu tribüne de yansıtırız. Hepimiz çocuk yetiştiriyoruz. Onlara pozitif bir spor dünyası bırakmak, sadece yönetici olarak değil ebeveyn olarak da görevimiz” diyor. Ardından TKBL final serisinde Aziz Yıldırım’ın maç bitiminde kendisiyle bire bir diyaloga girmesini soruyoruz, ne söylediğini bizimle paylaşıyor Özyer. “Türkiye’de basketbolu bir otorite idare ediyor. Bu otorite herkese eşit mesafede olmalı. Bu otorite Basketbol Federasyonu ve içindeki kurular. Her salonda aynı disiplini ve otoriteyi kurmaları lazım. Bunu ellerinden kaçırdıkları zaman sonra sorumluları bunların kulüpler oluyor. Bütün maçlar aynı şartlarda oynanabilmeli. Biz o salonda iki senedir düzgün koşullarda oynamadık. Benim de o maçlardan önce kimisini sosyal medyadan kimisini yazılı medyadan ve televizyondan yaptığım uyarılarım oldu. Ve elbette bunu seviyeyi koruyarak, yaptım. Maçın içerisinde Fenerbahçeli yöneticiler karşı tribünden tepkilerini bana gösterdi işaretlerle. Maçın sonunda da başkan Aziz Yıldırım benimle diyaloga girmek istediğini işaret edince ben de bekledim. Necati Demirkol da vardı yanımda. Bana “Sosyal medyayı kullanarak ortamı geriyorsun. Ben seni takip ediyorum, genç bir yöneticisin. Farklı bir yöneticisin. Diğer yöneticilere de örnek olman lazım. Bundan sonra da sen basketbolda yönetici olacaksın, centilmen tavrını koru. Benim ailemde de Galatasaraylılar var, ben buna çok dikkat ederim” dedi. Ben de “Keşke serinin başında bu konuşmayı yapmış olsaydınız sayın başkan, fikirleriniz için teşekkür ediyorum” dedim ve gittim. Duruşumda bir değişiklik olmaz” diyor. Duruştan bahsetmişken kişiselden kurumsala bir geçiş yapmak istiyorum. Galatasaray Liv Hospital TBL final serisi yedinci maçına haklı sebeplerle çıkmadı. İnsan sağlığını tehdit edici boyutlara ulaşan güvenlik sorunları, TBF’nin Galatasaray’a verdiği cezaları Fenerbahçe’ye verememesi, kimine 4 günde kimine 24 saatte yaptırım açıklaması, getirdiği insan haklarına aykırı otopark-seyirci kısıtlaması, Markoishvili’ye yapılan faulü vermeyip şampiyonluğun kaderiyle doğrudan oynayan ve daha önce şikeye karışmış bir hakemin son maça atanması gibi pek çok sebep. Süreci bir de Özyer’den dinliyoruz. “Kadınlarda başlayan bu gerilim oraya bağıra bağıra geldi. Bunu biz de, güvenlik güçleri de farkındaydık ve buna önlem almaya gayret ettik. Ülker Arena’nın yapısıyla, Abdi İpekçi’nin yapısı aynı değil. Ülker Arena’da istenirse misafirler locada ağırlanabiliyor. Ülker bizi kendi locasında ağırladı. Bizim tırmanan tansiyondan ötürü korumalı bir bölgede seyrettirmemiz gerekiyordu maçları. Ve öyle bir bölge Abdi İpekçi’de yok. Loca yapılabilecek bir alan yok, salon eskimiş durumda. Federasyon süreci doğru yönetemedi. Otorite boşluk bıraktığı an o kapı aralığından geçmen gerekiyor. Çünkü rakibin geçti sen geçmedin, bu kez camiandan tepki görüyorsun. Ve büyük kitleleri temsil ediyoruz. Orada çıkıp oynamayı isterdik. Ama yönetimimizin bütünüyle ortaya koyduğu gerçekler var. Bize karşı olumsuz anlamda bir çifte standart olduğu açık, kamuoyu da bu yöndeydi. Olayların buraya doğru ilerlediği beşinci maçtan sonra az çok belliydi. Federasyondaki görevliler tecrübelerini kullanarak yedinci maçın oynanmasını sağlayabilirlerdi diye düşünüyorum. Ancak defalarca uyarmamıza rağmen, Galatasaray’ın 17 Haziran duruşunu sergileyemeyeceğini, zannettiler. Kararlı olduğumuzu göremediler ve iletişime yedinci maça kısa bir süre kala geçmeleri de bunun göstergesidir. Bu iletişim beşinci maçtan hemen sonra başlasaydı federasyon adına tarihi bir başarı olurdu, bu fırsatı kaçırdılar. Bu kupaya Prius zaferi diyebiliriz“ diyor.
ALMANYA-BASKETBOL AŞ.-VELİ OKULU-KAZANMA KARAKTERİ
Gazetelerde çıkan Galatasaray Almanya’ya taşınıyor meselesinin gerçekliğini soruyoruz. Özyer “YK kararı doğrultusunda Almanya ve Adriyatik Ligiyle ilgili görüşmelerimiz oldu. Fakat şu anki şartlar o liglerde düşünülen yapının kurulmasına uygun değildi. Başkanımızın bir projesi. Süreç nasıl işleyecek göreceğiz. Galatasaray’ın menfaatine olacaksa bunun üzerinde çalışılmaya devam edilecektir” diyor. Başkan Aysal’ın 42 milyon TL harcama var, gelirler bunu karşılamıyor, basketbolda AŞ fikrine dair görüşünü merak ediyoruz. Sponsor, iddia, isim ve yayın gelirleri dışında neler yapılabilir diyoruz. Özyer “Yayın ve isim hakkı gelirleri çok düşük. İddia’dan iyi bir gelir elde ediliyor. Federasyon verdiğini geri alıyor, problem burada biraz. Tam tersi gelirleri artırmaya yönelik bir çalışma içine girmeleri gerek. Bir şirketle anlaşıp merkezi pazarlama sistemine geçtiler. Merkezi pazarlamadaki sponsorlukları ön plana alıp kulüplerin kendi sponsorluklarını arka plana almayı düşünüyorlar. Bu ciddi ve radikal bir karar. Ama yayında, reytingi fazla olan kulüplerin gelirleri de fazla olmalı. Çünkü reytingi yüksek kulüpler gelir kaybına uğrarsa lig de reyting kaybına uğrar. Eğer biz kendimize Avrupa’nın en iyi ikinci ligi diyorsak gelir anlamında da bu noktaya ulaşmamız lazım, kulüplerin büyüklüklerinden bağımsız olarak. AŞ olma süreci yaşayabiliriz bundan sonra. Bir geçiş dönemi olması gerekir. Bu konuda da kafamda birtakım projeler var. Gelir getirici projelerden biri de çocuklarla, öbürü velilerle ilgili. Bir senedir üzerinde çalıştığımız bir projemiz var. Başlangıç için sponsor gerekiyor, bulduğumuz an uygulamaya geçeceğiz. Bir başka projemiz veli okulu kurmayı planlıyoruz. Altyapı turnuvalarına gittiğimde velilerin çocuklar üzerinde kurduğu baskıyı ve basketbola bakış açılarını gördüm. Velilere basketbolu anlatmak, hakemlik yaptırmak, antrenörlük deneyimi kazandırmaya varan çeşitli eğitimler olacak. Bu sene içini doldurup ücretsiz olarak kendi velilerimizle bunu başlatmak istiyoruz. Çok başarılı bir jenerasyon geliyor altyapıdan. Onların basketbola ve sosyal medyaya bakış açılarını geliştirebileceğimize inanıyorum. Avrupa’daki jenerasyonlarının önüne geçmeleri için bizim onlara başka bir şeyler daha katmamız gerek. Biz onlarla birkaç saat vakit geçirebiliyoruz günde ama aileleri çok daha fazla vakit geçiriyor. Ailelerin daha fazla bilgi sahibi olması çocukların da gelişimine yardımcı olacaktır” diyor. Laf lafı açıyor, konudan konuya atlıyoruz. Ergin Ataman'ın milli takıma gitmesini ve Dünya Şampiyonasını değerlendirmesini istiyoruz koçtan. Özyer “Ergin Hocanın milli takıma gitmesi futbolda yaşanan benzer olaydan ötürü aynı kategoriye koyuldu. Basketbolun takvimi daha farklı. Ulusal turnuvalar yazın oluyor, dolayısıyla ikisini bir arada götürmek daha kolay. Birbiriyle kesişmeyen zaman dilimlerinde gerçekleşiyor. Her Türk antrenörünün olduğu gibi onun da hedeflerinden biriydi Milli Takımda çalışmak. Bence Türk Milli Takımının formasının değerini yeniden hak ettiği yere geri getirdi. Halkımızdan da pozitif bir tepki aldılar. Şimdi bunun üstüne yeni gelen ve alt kategorilerde başarı yakalamış genç jenerasyonla eskileri harmanlayacaktır Ataman ve bu işleri çok sever. Arkasına rüzgarı alacaktır. Heyecanlı bir yaz geçirdik onların sayesinde, tekrardan teşekkür ediyorum Milli Takım formasının değerini hatırlattıkları için” diyor. Ataman demişken Arroyo’yu da soruyoruz. Özyer “Bazı antrenörler ve oyuncular bir araya geldiklerinde 1 + 1’den 3 elde edebiliyorlar. Ergin Ataman ve Carlos Arroyo da böyle bir ikili. Carlos çok değerli bir oyuncu. Onun üç hali var. Maçtaki Carlos, soyunma odasındaki Carlos ve özel hayatındaki Carlos. Üçünün de değişik güzellikleri var. Sahada bir lider, kaybetmeye asla tahammülü olmayan, devamlı oyunda kalmak ve oyuna karar veren olmak isteyen biri. Soyunma odasında arkadaşlarının esprilerine espriyle karşılık veren eğlenceli biri. Özel hayatında da detaycı, iyi bir baba. Tanıdığıma sevindiğim bir oyuncu” diyor.
BAŞARI FORMÜLÜ-CAMİA-FUTBOL
Ataman ve Arroyo demişken Murat Özyer’in kariyerine de değinelim istiyorum biraz. A Milli Takımla Avrupa 2.liği, Ülker'i final serisinde yönetip şampiyon yapma, Galatasaray ile Eurocup'ta son dörde kalma. İdareci olarak erkeklerde lig şampiyonluğu, Euroleague’de Çeyrek Final ve kadınlarda TKBL, Euroleague. Başarı kazanmış insanların bir arada olması başarının anahtarı mı diyoruz. Özyer “Basketbol şubemizin yükselişin formülünde; çalışmak, birliktelik, geri adım atmamak ve inatçı olmak yatıyor. İki koçumuz, idarecilerimiz, yöneticilerimiz, Lutfi Arıboğan’ın önceki son şampiyon takımın kaptanı olması, Ülkerspor’da senelerce üst düzey yöneticilik yapması, başkanımız Ünal Aysal'ın Avrupa başarılarını kovalayan vizyonu. Galatasaray'ın dünya markası olduğu söylemi. Tüm bunların bileşkesi başarı yolunu açıyor. Herkesin idealleri bir noktada buluşuyor. Yaptığımız işten keyif almamız, iletişim ve güven duygusu başarıyı getiren faktörler. Kazanma karakteri olan, geçmişte de şampiyonluklar yaşamış, bu havayı teneffüs etmiş oyuncuların, koçların, idarecilerin bir araya gelmesi başarıya giden yolu kısaltıyor. Taşlı, çukurlu, çamurlu yollardan geçiyoruz ve o yoldan geçmeyen insanlar için işler zorlaşıyor. Bizde birisi düşse bile onu ayağa kaldıracak bir başkası var. O tecrübemiz olduğundan az hasarla aşabiliyoruz yolları” diyor. Özyer Galatasaray Liseli. Aynı zamanda bir taraftar. Basketbolun tüm alt kategorilerinde çalışıp bu pozisyona gelmiş, yuvadan yetişmiş biri. Bunun faydasını görüyor musunuz diye soruyoruz. Özyer “Camiayı ne zaman çok iyi tanıdım diyebilirim, bilmiyorum. Galatasaray yaşayan bir yapıya sahip. Dinamikleri devamlı değişen bir kültür. 500 küsur senelik bir kurum. Öğrenme süreci hiç bitmiyor Galatasaray’da. Biz işimizi en iyi şekilde yapmak, bize teslim edilen bayrağı zirveye çıkarmak ve bunu yaparken de geleneğimizden beslenmek istiyoruz” diyor. Son olarak biraz da futbol diyoruz ve Hikmet Karaman’ın basketboldaki ABD’nin sistemini futbola uygulama planının mümkün olup olmadığını soruyoruz. Özyer “Takip ettiğim kadarıyla fark yaratarak oyuncularına motivasyon ve konsantrasyon sağlamaya yönelik metotlar deniyor. Dans ettirdi yanlış hatırlamıyorsam. Oyuncuları rutininden çıkartıp algılarını açıyor esasında. Futbolun basketboldan faydalanması mümkün ama tersi pek teknik olarak olası durmuyor. Çünkü dinamizm açısından çok farklı bir oyun basketbol. Yanlış hatırlamıyorsam Bülent Uygun’un Aydın Örs ile konuşup zone prese benzer uygulamalar yaptığını okumuştum. Kayseri’deyken Ertuğrul Sağlam da alan savunmasına benzer bir etki gözlemledim” diyerek tamamlıyoruz söyleşiyi.



