13 Şubat 2026, Cuma
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVMiami Thrice / MURAT MURATHANOĞLU

Miami Thrice / MURAT MURATHANOĞLU

1980’li yılların unutulmaz dizisi Miami Vice’ı hatırlarsınız. Sonny Crockett, Ricardo Tubbs, Martin Castillo ve tabii ki timsah Elvis. Marinada teknesinde yaşayan, beyaz Ferrari kullanan, ceket içi beyaz veya uçuk renkli tişörtler giyen, beyaz pantolon altına çorapsız aykkabı giymeyi bile moda yapmayı başaran bir beyaz polisin (Crockett) uyuşturucu mafyası ve baronlarıyla mücadelesi. Siyahi ortağı Tubbs da ağır abiydi ve o da bir BMW kullanırdı. Hesap vermeleri gereken yüzbaşı Castillo ise pek gülmezdi. Elvis ise Crockett’ın marinadaki teknesini koruyan timsahıydı. Televizyon dizilerinde bir devrim gerçekleştirmişlerdi. Taş bebek kızlar, pahalı ve ulaşılmaz arabalar (Tamam peki kızlar da çoğumuz için ulaşılmaz tiplerdendi), hızlı ve lüks tekneler, pahalı mekanlar. Hatta ve hatta pembe flamingolar. Onlar jenerikte yer alırdı ama jeneriği bile televizyon açısından yeni bir dünya açmıştı. Jenerikte yer alan elektro gitar bölümü benzerleri daha sonra çok taklit edildi.

Bu sezon öncesi Miami Heat’in Heatles tanıtımını ve açılışını izlerken nedense o dizi aklıma geldi. Heatles’ın akıl hocalarının vakti zamanında sıkı bir Miami Vice hayranı olduklarını düşünmeye başladım. Gece kulübü atmosferine dönmüş Amerikan Airlines Arena, 13.000 hayran ve müzik sonuna kadar açık, duman şov, kıvılcımlar yağıyor ve bir rock and roll konserinde görülmeyecek bir ortam. Crockett, Tubbs ve Elvis (Bu kesinlikle Bosh’un ağzını bir timsah kadar açabilmesiden dolayı değil. O gece onu izlerken Crockett ve Tubbs bir akşam dışarı çıktıklarında Elvis’i de yanında götürselerdi o da kendini bu kadar tuhaf hissederdi diye düşündüğümden). Miami’yi tekrar ele geçiriyorlar. Geçen günler, geçen haftalar ve geçen aylar bu inancımı daha da güçlendirdi. Allen Iverson ile başlayan NBA’de ki hiphop kültürü bir değişim geçirecekti ve “Miami Thrice” bunun öncülüğünü yapacaktı. LeBron James-Dwyane Wade-Chris Bosh (Burada hem parke üzerindeki performans hem de Miami Vice tiplemesi olarak Amare Stoudemire çok daha uygun olurdu) üçlüsü bunu gerçekleştirecekti. Süper şık giyinen, eğlenmesini ve yaşamasını bilen, hiçbir partiye hayır diyemeyen ama iş vakti geldiğinde de bileği bükülmeyen Miami Thrice. Onlar basketbolun kendisinden daha büyük olacaklardı. Moda dergileri en az spor dergileri kadar onları kapak yapmak için yarışacaktı. Hatta defilelerde boy gösterecek, film ve müzik yıldızlarıyla sosyalleşecek, filmlerde, videolarda, sahnede yer alacaklardı. Onlar yeni modalara imza atacaklardı (Esasında NBA’de üçü bir arada modasını veya hevesini başlatmış bulunuyorlar bile), çocuklar ve gençler onları izleyecekler, onlar gibi olmak isteyecek, onlar gibi giyinecek ve en azından hayallerinde onlar gibi oynayacaktı.

Plan buydu! Örnek vermek gerekirse Chris Bosh’ın Toronto günlerini hatırlayın. Chris Bosh predator-avator devriminden sonra şu anda saç stili, bakımı ve giyim tarzına bakın. Kendine nasıl dikkat ediyor? Saçlar, kılık kıyafet hepsi çok farklı. Bu esasında müthiş bir proje. Böyle bir şeyi belki başka alanlarda yapabilirsin, ancak sporda kolay değil. Bu bir televizyon dizisi olabilir. Hiç birimiz sanki Crockett ve Tubbs’ın yaşadığı hayat standartlarına baktığımızda, “Acaba iki polis memuru, memur maaşıyla bu hayat standartlarını nasıl tutturuyor ve sürdürüyor” diye düşünmedik mi? Escobar’ı her yaklaşıp ellerinden kaçırdıklarında, “Tabii ya, şimdi anlaşıldı” diye aklımızın en uç köşesinde böyle bir düşünce dans etmedi mi? Bu kadar düşük bir maaşa kazanamayacaklarını bildikleri bir mücadelede, meslektaşları satın alınırken, kimin dost kimin düşman olduğu netliğini koruyamazken, kime güvenip kime güvenemeyeceklerinden emin olmadıkları bir işe niye devam ediyorlar sorusu mutlaka bizi rahatsız etmiştir. Ama orası televizyon. Orası sanal bir dünya. Spor öyle değil.

Bir kere bu kıyafeti giyeceksen beraberinde getireceği her şeye de katlanmak, her şeyi kaldırmak ve her şeyi taşıyabilmek zorundasın. Gözyaşı dökemezsin. Hele hele sezon ortasında 4-5 maç art arda kaybettin diye. “Dünya çok daha iyi bir yer oldu çünkü Heat kaybediyor” deme hakkını kaybediyorsun. Bu kıyafeti giyerken tüm dikkatleri üzerine çektiğini bileceksin ve herkesin seni yenmek istediğini bilerek yola çıkacaksın. Kafa ve vücut olarak buna hazır olacaksın. Bunu yaparken de “Miami Thrice” hayatı sürdürmek mümkün olmayacaktır. Ne kadar yetenekli olursanız olun, özellikle de NBA’in bütçe kurallarıyla etrafınızdaki destek verecek kadronun bazı açıkları ve eksikleri olacağını ve bu açıkları bütçe oranındaki yüzdenizi göz önüne alarak bir şekilde sizin kapatmanız gerektiğini bileceksiniz. Bunu yapabilmek için de herkesten çok çalışacaksınız, karakterinizin izin verdiği kadarıyla olabileceğiniz en iyi lider ve örnek olacaksınız.

Heatles’ı oluşturmak herşeyin daha kolay olacağı anlamına gelmiyor. Cleveland’da LeBron hep etrafında yeterli destek olmadığından şikayet etti. Coach Mike Brown’ı suçladı. Chris Bosh ne yazık ki Toronto’ya sınıf bile atlattıramadı. Sadece kendi istatistiklerinin iyi olmasıyla yetindi. Bu ikilinin bir NBA şampiyonluğu kazanmış Dwyane Wade ile birleşmelerinin nedenlerinden birisi olarak da bu gösteriliyor. Üç yıldız ve üçünün taşıyacağı bir baskı, stres, beklentilerin paylaşılması. Ama durum öyle değil. Üçü bir araya geldiğinde beklentiler o kadar artıyor ki baskı ve stres üçe bölünmüyor, belki üçle çarpılıyor. Zorlu rakiplerinden “elit” olanlar karşısında (Los Angeles Lakers hariç) aldıkları yenilgilerin, maç sonunu en kötü oynayan NBA takımı olmalarının da nedeni bu. Baskının azalmış olması değil, kat ve kat artmış olması. LeBron ve Bosh yağmurdan kaçarken doluya yakalandılar diye bakabiliriz bu duruma. Kulüp başkanı eski efsane koç Pat Riley de bunun farkında. LeBron’ın son dakikalarını çok kötü oynadığı ve mağlubiyeti hazırladığı diyebileceğimiz ikinci Boston Celtics mağlubiyetinden sonra, “Koç benim 44 dakika, Dwyane’in ise 40 dakika oynayıp maçın sonuna diri kalamayacağımızı bilmeli” sözleri esasında Riley’e bir davetiyeydi. Riley zarfı bile açmadı. Riley, Heatles’ın zoru yaşamasını, zora alışmasını ve zoru başarmasını istiyor. Onun hedefi Shaquille O’Neal ile olduğu gibi bir şampiyonluk değil. Onun hedefi Boston Celtics’in yaşlandığını düşünerek Doğu’nun uzun süre en iyi takımı olmak. Finallere abone olup birçok şampiyonluk yüzüğü kazanmak (Evet Chicago bu hesapları bozabilir). Bunun için de üç yıldızının emek bölümünü, özveri bölümünü, liderlik bölümünü çözmelerini istiyor. Bu Phil Jackson veya Jerry Sloan gibi eski toprak koçların takımları sahada dökülürken mola almamaları gibi bir şey. Oyuncuların bazı şeyleri kendilerinin çözmesini istiyor.

Akıl hocalarından mı kaynaklandı, takım sahiplerinden mi, dünyadaki spor ile promosyon evliliğinin genel gidişatından mı bilemiyorum ama Miami Thrice işe ters taraftan başladı. Üçü bir araya geldikten sonra belki engellenemezdi daha mütevazi ve daha sıradan bir başlangıç yapmak ama o başlangıcında tepkileri fazlasıyla çoğalttığı bir gerçek. Herkes Miami’yi yenmek istiyor. Herkes Miami başarısız olsun istiyor. Herkes Miami ağzının payını alsın istiyor. Bunu değiştirmek de Heatles’ın elinde. Ama önce herkese basketbol dersi vererek başlayacaklar. Basketbola gereken saygıyı göstererek ve o yönde çabalayarak başlayacaklar. Yoksa karşılarındaki herkesi “Escobar” olarak görmeye devam edecekler.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler