EUROLEAGUE'DE İstanbul derbisi… Galibiyetleri, mağlubiyetleri eşit, kadroları denk, koçları tecrübe abidesi… Salon tıklım tıklım, atmosfer şahane… “Bir sporsever daha ne ister” dedirten maçta, beklenildiği üzere iki takım da sert savunmayla başladı. Ancak Anadolu Efes'in ısıran savunmacıları daha baskındı. Hücumda çok etkili olamasalar da 5 dakikada 5 sayı şansı tanıdıkları F.Bahçe Ülker hücumlarını tıkadılar. Obradovic ise kilidi çözmek adına en ektili anahtarını sürdü sahaya. Emir Preldzic! Ve bana göre hem çeyreğin hem de maçın kaderini değiştiren isimdi. Konsantrasyonu bozuk Semih'in yerine Oğuz'la ikili oyunlarda hücumunu rahatlatan, ikiliye Vesely'nin katkısı eklenince F.Bahçe pota altında istediği üstünlüğü kurdu. Efes ise içerden üstünlüğü kuran dış oyuncularıyla yanıt verip oyunda dengeyi sağladı. Bu iç-dış savaşının maç sonuna kadar devam etmesi, skorun da bir takım adına kopmaması adına en önemli etkendi.
İKİ koçun taktik hamleleriyle birbirlerine kurduğu kısa süreli üstünlükleri izlemek oldukça keyifliydi. Ancak Goudelock'ın oyunda kaldığı sürede F.Bahçe savunmasında yaşanan zaaflar, bir kez daha gözler önüne serildi. 3. çeyrekte Nemanja Bjelica'nın hücumda ortaya yarattığı fark F.Bahçe adına oldukça kritikti. Maça başladığı savunma sertliğini bir türlü tekrar ortaya koyamayan Anadolu Efes, oynadığı 6 dakikada çok önemli işler yapan Doğuş'un sahada olmayışını çok hissetti.
SEMİH'İN 5 faul almasının ardından Zoric'in oyuna girişiyle Kenan, Hickman, Goudelock ve Bjelica'dan oluşan bana göre en verimsiz F.Bahçe 5'i, Efes'in sistemine adapte olmuş görenen Heurtel'in etkinliğini 2 kat artırdı. Fakat ilk çeyrekte olduğu gibi gidişatı yine Emir değiştirdi. Obradovic, Emir-Vesely hamleleriyle maçın sonunu ve sonucunu değiştirdi.
BOGDANOVIC'İN sakatlanmasıyla süresi artan Goudelock tüm maç boyunca Semih'ten sonra en çok eleştirdiğim isim olmasına rağmen maçı getiren 3'lüğün de sahibiydi. Abdi İpekçi'de her anlamda muhteşem bir basketbol gecesi yaşanırken F.Bahçe, hak ettiği bir galibiyeti aldı. Akıllarda kalan en üzücü nokta ise Bogdanovic'in talihsiz sakatlığıydı.





