Geldik çeyrek finale. Rakip Slovenya… Hani geçen yıl tıkır tıkır işleyen takımımızla Sırbistan, İspanya gibi devleri yendikten sonra sonun başlangıcını hazırlayan takım. Son baskette kaybetmiştik o mücadeleyi. Slovenya o günden bu yana daha da güçlü. Üstelik Beno Udrih, Sasha Vujacic, Lorbek kardeşler ve Nesteroviç gibi Euroleague hatta NBA ayarında beş çıkarabilecek eksikleri bile var. Geçmişten beridir zaten bireysel yetenekleri ile hep favori olurlardı. Ama bu yetenekleri topluca iki çember arasında göstermekte zorluk çekerlerdi. Son yıllarda takımı salt yıldızlar yerine biraz da görev adamlarıyla kurup takım olma yolunda çok ilerleme kaydettiler. Üstelik psikolojik dirençlerini ve savunma sürekliliklerini en üst seviyeye taşıdılar. Açık konuşmak lazım, Türkiye ile beraber şampiyonanın en formda takımı Slovenya. Ve bize çok ters gelecek basketbol yapıları var.
OYUNCULARININ HEPSİ ÜST DÜZEY AMA…
Gardları Dragiç ve Lakoviç dünya çapında iki isim, gerek delici penetreleri gerek şut seçimleri gerekse takımı yönlendirmeleri neredeyse eksiksiz. Şutörler Becirovic ve Udrih Euroleague klasmanındaLAR… Jagodnik üçlükçü ve sert bir forvet. Nachbar ise oyunun her yönünü oynayabilen, ABD'lilerin swingman dediği her işi yapabilen bir forvet. Uzun forvetler Zupan ve Slokar hem içeriden hem dışarıdan sayı tehdidi olan ve savunma yapmayı seven üstelik takım savunmasına yatkın isimler. Brezec yıllardır NBA deneyimi olan bir pivot, Fenerbahçe'den tanıdığımız Vidmar'ın ise ne derece etkin ve hırslı olduğunu diğer maçlarda gördük. En büyük silahımız alan savunmasına karşı gerek pas trafiği gerek şut tehdidi olarak çok iyiler.
Ama tüm bunları art arda koyduğumuzda bile favori Türkiye.
Neden mi? İstatistikleri bakın… Attığımız sayı onlardan fazla, yediklerimiz daha az. Genel şut yüzdemiz, asist, ribaunt, top çalma, blok kategorilerinde hep biz üstteyiz. Sadece faul yüzdemiz onlardan daha geride.
BİRAZ EMPATİ YAPALIM
Bu ciddi bir gösterge mi? Elbette kağıt üzerinde kazanılmıyor maçlar. Şimdi ilk 6 maçtaki sahneleri gözünüzün önüne getirin. Bizim çocuklardaki hırsı, kazanma isteği, galip gelme açlığını art arda koyun. Rakibi basketboldan soğutan savunmamızı da üstüne ekleyin. Hani Slovenya'dan biraz korkan, 'ya yenilirsek' diyen psikolojinizi de biraz zorlayın. Bizi yenebilecekleri konusunda elbet hakkınız var. Ama bu endişeyi bir kenara bırakıp Sloven bir taraftar gibi düşünün şimdi…
Karşınızda Dünya Şampiyonası'na ev sahipliği yapan bir takım var. Hem de öyle hakem kayırmasıyla ev sahibi kontenjanından çıkmamış çeyrek finale. Gruplarda Rusya'yı Yunansitan'ı eze eze yenmiş, elemede ise Fransa'yı ezmekten beter etmiş. Arkasında salonu cehenneme çeviren müthiş bir taraftar kitlesi var. Ülke bu başarıya kilitlenmiş adeta. Bir de tüm ülkede kutlanan bir bayramın arefesindeyiz. İnsanlar biraz olsun işlerinden sıyrılmışlar, tatil atmosferini bu heyecan ile birleştirmişler. Futbol milli takımının da bir hafta içindeki iki galibiyetiyle iyice zafer havasına girmişler.
ONLARIN ENDİŞELERİ DAHA FAZLA
Rakip gözüyle bakmaya devam ediyoruz. Kerem Tunçeri rakip gardların tamamını denize dökmüş. Ömer Onan gerek baskılı savunmasıyla karşısındakine hayatı zindan ediyor gerekse ışık hızıyla rakip potada fast break bitiriyor. Hele Sinan diye bir çocuk var ki benchten gelip takıma hem savunma hem hücumda yaptığı katkı akıllara zarar. Tüm NBA'in takdirini kazanmış Hidayet en olgun oyununu oynuyor. Tüm maça hükmetmeye çalışmaktansa kendine ihtiyaç duyulduğunda sahne alıyor. Ersan turnuvanın en iyi şutörü, ribaunt liderliği de cabası. Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş, Kerem Gönlüm her top için savaş veriyor. Gardlarla muazzam ikili oyunlara giriyor, içeri girmeye çalışan kısaları sinek gibi avlıyor, uzunları da adeta duvar örüyorlar. Ender, Cenk, Barış da cabası. Onlar da her an göreve hazır durumda. Sloven taraftarlar, oyuncular bunların hep farkında. Biz bir endişeleniyorsak onlar üç endişeleniyor…
Gerek kağıt gerek parke üzerindeki manzara bu… Şimdi bir kez daha düşünmek lazım kim daha rahat, kim galibiyete daha yakın diye…
İSPANYA'NIN İŞTAHI KABARIYOR
Günün ilk çeyrek final maçı ise İspanya ve Sırbistan arasında. İspanya geçen yılki Avrupa Şampiyonası finalinde Sırplara 22 sayı fark atmıştı. Bugün böylesi bir farkı bulmaları çok zor. Şampiyonaya formsuz ve hatta isteksiz başlasalar da maçlar ilerledikçe iştahları ve form düzeyleri artıyor. Onlardan grup maçlarında değil işler daha da ciddileştiğinde korkmak gerekiyor. Ama biliyoruz ki geçen yılı yeni jenerasyon yakalamak için geçiren Sırplar bu şampiyonayı hedeflemişlerdi. Elbette bugün daha da sert ve istekli olacaklar. Yine de hem tecrübe hem yetenek açısından İspanyollar bir adım önde olacak. Bize de zevkle izleyip görmesi kalacak.
TANGO DEMODE AMA HALA POPÜLER
Son olarak dün oynanan son eleme maçlarına değinmeden geçmeyelim. Açıkçası Çin'in Litvanya'yı bu kadar zorlayabileceğini tahmin etmemiştim. Ama Litvanya'nın en sert ve ciddi basketbolunu oynamadığını da kabul edelim. Grupta İspanya ve Fransa'yı yenmişlerdi ama eskisi gibi takım olarak etkili oynayamıyorlar. Sadece Klezia önderliğinde nereye kadar gidecekleri meçhul. Kendileri gibi artık sıradanlaşmış bir oyun oynayan, yine tek bir yıldızın – ama Klezia'dan çok daha yetenekli ve formda olan Scola – önderliğindeki Arjantin'e rakip olacaklar.
YAZIK OLDU BREZİLYA'YA
Takımlarındaki yenilenmeyi tamamlayamamış iki ekolün mücadelesinde yetenek farkıyla Arjantin favori olacaktır. Açıkçası dünkü Brezilya galibiyetiyle Litvanya'yı geçecek güçte olduklarını, haklarındaki tüm olumsuzluklara rağmen halen Dünya Şampiyonası'nda yarı final oynayabileceklerini gösterdiler. Prigioni, bir John Stockton olmasa da Luis Scola resmen bir Karl Malone'a dönmüş durumda. Forvet oyuncu her önleme karşın durdurulamıyor. Kadronun geri kalanında ise Delfino dışında üst düzey hiç oyuncu yok. Hatta yedek pivot Gonzalez ve yedek gard Cequeira kaba tabirler 'kazma' diyeceğimiz eski tarz oyuncular. Tüm bunlara rağmen ABD'ye son topa kadar teslim olmayan, savaşçılıkları, yetenekleri ve hırslarıyla herkese madalya adayı olduklarını gösteren Brezilya'yı zor da olsa geçmeyi başardılar. Splitter'ın adeta döküldüğü maçta Brezilya adına genelde skorda ön plana çıkmayan Huertas dışında Barbosa dahil, ciddi bir katkı çıkmayınca biraz duygusal olacak ama “Yazık oldu Brezilya'ya.”





