Kuşkusuz aklımızda madalya var ama kapılmıyoruz büyüye ve öyle doğru adımlar atıyoruz ki. Önce Ankara’da 5’te 5 yapıp ‘kendi kaderimizi çizdik’ final yolu için. Sonra İstanbul’a geldik; bir son saniye üçlüğünün 12 Dev Adam’a rakip ettiği Fransa’yı aldık karşımıza…
Atletik ve tempolu bir takımdı Fransa ve kuşkusuz savunmayı bizden sonra en iyi yapan takımdı. Korkuyorlardı alan savunmamızdan ve biz de bunu çok iyi kullanıyorduk.
Tek endişemiz alan savunmasını yaparken gömülmemekti. Yarı sahaya yayılıp, pas alanlarını kapatmak, başarılı olduğumuz topa baskıyı da unutmamak bize galibiyeti getirecekti. Buna Fransa koçu Collet’nin bir çözümü yoktu.
Biz de 5. dakikadan itibaren geçtik bu savunmaya… Maç 8-7 Fransa lehineyken çaldığımız toplar ve yaptırdığımız top kayıplarıyla üstünlüğü ele aldık. İkinci periyotta Kerem Tunçeri ile Sinan yarı sahaya yayılan alan savunmamızda müthiş işler yaptı. Kerem çaldı, Sinan attı. Bir süredir bençte unutulan Sinan, ne kadar değerli olduğunu, hem savunmada uzun kollarıyla baskı yapıp hücumda da penetrede çabukluğunu kullandığını hatırlattı Tanjevic’e… (Bravo sana Sinan.. Eline sağlık, 8/10 saha içi isabetiyle hücumda rol alması gerektiğini kanıtladı)
Ameliyatın yükünü atan Hidayet, hücumda beklediğimiz katkıyı yaptı, sıkışan anlarda rol aldı, Oğuz’la beraberken oyun zekâmız arttı, Fransa’yı çaresiz bıraktık.
Özellikle ikinci çeyreğin ortasında başladığımız (30-24) ve üçüncü periyotta Fransa’yı bitiren serimiz (23-4) galibiyetimizin, zaferimizin perçinlendiği andı.
Tanjevic, herkesi yerinde oynattı (bu kez inat etmedi), çok doğru hamleler yaptı, Sinan’ı artık takıma dahil etti, Hido’ya güvendi ve yarı sahadaki alan savunmasıyla dünya şampiyonasındaki silahımızla rakiplerini korkuttu. Şimdi rakip Slovenya; yumuşak ve dış atışa bağımlı bir takım. Onun analizini daha sonra yaparız ama bu baskıyla, bu coşkuyla ilk 4 artık çok yakın…





