Fenerbahçe BEKO, oyuncu bazında ‘eksilse de’ takım performansı olarak çizgisini korumayı başaran, sıkıntılara çözüm üretme konusunda eşine az rastlanır bir takım gerçekten…
Daha önce de defalarca vurguladığımız gibi bunun da en önemli, en temel sebebi Sarı-Lacivertliler’in, SarunasJasikevicius gibi ‘deha’ bir coacha sahip olması… Oyunculuktan gelme antrenörler arasında oyuncu ruhundan en iyi anlayan, onlardan ne istediğini, talep ettiğini nasıl alabileceğini, maça göre hangi oyuncunun sırasının geldiğini, kimin ya da kimlerin sorumluluk alacağını ekibiyle birlikte çok iyi analiz edip, kısacası ‘dersini hep en iyi ve akılcı’şekilde çalışıp sahada istediğini alan bir ‘efsane’ artık O… Ve tabii, şampiyonluklara, kupalara uzanan yolun ‘savunmadan’geçtiği gerçeğinin oyuncularının zihinlerinden bir an olsun eksilmemesini sağlayacak kadar da gerçekçi…
Dün Beşiktaş Gain karşısında – ki o Beşiktaş da şu anda Avrupa’nın bence 1 numaralı ligi unvanını ACB’nin elinden alan Türkiye Sigorta BSL’nin Fenerbahçe’den sonra oyun kalitesi olarak ‘sivrilen’ ikinci takımı – 8 sayı (11-19) geriye düştüğü oyunda yine birçok açıdan ‘fark yarattığı’ artılarıyla ve yine sabırla ‘anın gelmesini’ bekledi; dün de… Beşiktaş’ın, yüzde 50 ile (8/16) üçlük isabeti bulduğu ilk yarıda, savunma seviyesi açısından standartlarının altındaydı Kanarya… Buna rağmen, iki coachun da bir gün önceki basın toplantısında maçın kaderini belirleyeceğine inandıkları ‘küçük detaylarda’ iyi iş çıkaran hala Fenerbahçe BEKO’ydu. Devre sonunda üçlük isabetinde rakibin 8/16 isabetine karşın 4/11’de kalmış olsalar da ribaundlarda (22-19), asistte (11-10), top çalmada (4-1) top kaybında (5-6), blokta (2-1) işte o küçük detaylarda hep daha önde kalmayı başardı Sarı-Lacivertliler… Saras, Melli ve Hall gibi iki ‘temel unsurun’ yokluğunda bu ciddi eksikliği örtüleyecek katkıyı almayı başardı yine… Metecan, 34 dakika sahada kalıp 14 sayı, 2 ribaund, 1 asistlik katkısının yanında Melli’ninen iyi yaptığı işi, kısa ile eşleştiğinde ‘sağlam durmayı’başardı her eşleşmede… Bacot’ın verimsizliğinde, Jantunen’inve De Colo’nun hücum kısmında üretkenlik sağlayamadıkları gecede Fenerbahçe X faktör oldu milli oyuncu…
İkinci yarının başında Fenerbahçe’nin savunmada sert yüzünü göstereceğini tahmin etmek için ‘kahin’ olmaya gerek yoktu… Sarı-Lacivertliler, savunmada kıvamı arttırıp, hücumda da Tarık’ın arka arkaya üçlükleriyle ivmelendi. Fenerbahçe’nin estirdiği rüzgarı durdurmak için Beşiktaş, ilk yarıda % 50’yi tutturduğu 3 sayı çizgisinin gerisinden söndürmeye çalıştı bu yangını… Ancak yüzde bu periyotta 2/9’da kalınca, Siyah-Beyazlılar, boyalı alandan üretmek yerine dışarıdan çemberi dövmeyi tercih edince momentumu ele geçiren Fenerbahçe BEKO, 24. dakikada bulduğu 15 sayılık farkın konforunu maçın sonuna kadar korumayı başardı.
Ve Saras’lı Fenerbahçe BEKO, Dusan’lı Beşiktaş’a karşı üst üste 4. finalde de kazanmayı başardı… Sarı-Lacivertliler, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın ardından Ziraat Bankası Türkiye Kupası’nın da sahibi oldu. Geçen sezondan beri önlerine çıkan her kupayı kazanan bu takım ve başındaki coach Sarunas Jasikevicius alkışı fazlasıyla hak ediyor…
Bu arada, iki takım taraftarlarının bir derbide aynı anda salonda takımlarını destekleyebilmeleri açısından Ziraat Bankası Türkiye Kupası yine güzel bir örnek teşkil etti. Zaman zaman küfürlü tezahüratlar ‘rahatsız edici’ boyutlara ulaşsa da ezeli rekabetin dolu tribünler önünde gerçekleşmesi elbette tercih sebebi…
Bu arada maç sonu dikkatimi çeken bir detaya da değinmeden edemeyeceğim… Beşiktaş’ın seyircisi maç sonunda tribünleri boşaltırken, ikincilik şildini alan Beşiktaş takımını alkışlamak da Fenerbahçeli taraftarlara düştü!.. Sporda kazanmak da var, kaybetmek de… Beşiktaş takımı Eurocup’ta şampiyonluğa oynuyor, ha keza BSL’de de Fenerbahçe BEKO ile yarışa devam ediyor… Dolayısıyla kupada da final oynayan bu takım, kaybetse de alkışı Fenerbahçe BEKO kadar hak ediyor… Salonda bir 10 dakika daha kalıp takımı alkışlamak çok zor olmasa gerek… Ne diyelim; inşallah basketbolda ciddi bir ivme yakalayan Beşiktaş’da da bu kültür ve gelenek zamanla vücut bulur…



