Önce müthiş konsantre oynayarak Fenerbahçe gibi “her silahı olan” bir takımı hem de İstanbul'da yenen Kayseri KASKİ oyuncularını, antrenörleri Ayhan Avcı'yı ve onları bu önemli maçta yalnız bırakmayan ve iki ay önce tekrar başkan olarak görevi devralan Ömer Yağmur'u kutluyorum.. Yazımın konusu Avrupa 3.'sü ümit milli takımımızın önemli oyuncularının durumu ve Fenerbahçe…
Her antrenör Fenerbahçe'de antrenörlük yapmak ister ve dışardan “oh be, herşey ne kadar kolay, o olmazsa bu, bu olmazsa şu oynar. En kolay iş Fenerbahçe gibi birçok silahı olan takımı yönetmektir” diye düşünebilir.Ama bunun öyle olmadığını Kayseri KASKİ maçını seyredenler herhalde anlamışlardır.
Bayan basketbolu Türkiye'de ilgi görüyor ama bu ilgi yapılan yatırımlara göre beklentilerin çok çok altında. Bunun nedenlerinden en önemlisi takımların, dolayısıyla oyuncuların, yakaladıkları çizgiyi koruyamamaları ve çok inişli çıkışlı bir performans göstermeleri. Bu inişli çıkışlı grafik seyirciyi soğutuyor ve uzaklaştırıyor. Son yılların lokomotif takımı Fenerbahçe bunun son örneği. Bergama'da hazırlık maçlarında Botaş ve Canik Belediyesi takımlarına kaybeden Fenerbahçe, TKBL'de oynadığı 4 maçın da ikisinde yenildi. FB TV'deki yorumcuların kullandığı deyim şöyle “kazanma geleneği olan bir takım eriyor”… Gerçekten “İspanyol antrenör” Fenerbahçe'yi sıradanlaştırmış. Kaybettikleri 4 maçtan Ceyhan maçı hariç diğer 3 maçı da canlı olarak seyrettim. Her üç maçtaki en önemli zaafiyet, takımın 'Bölge Savunmaları'na karşı hücumda bocalaması. Bu maçta da bölge savunmasına çok kötü hücum ettiler ve çözemedikleri bu savunmaya teslim oldular. Takım zaten çok kötü bir kurgu içinde ve dış şuta dayalı bir basketbol oynuyor. Bu kurgu içinde Angel'in de, diğer oyuncular gibi şuta dayalı oyuna dahil olmak istemesi düzenin iflasına neden oluyor. İkinci yılında takımın antrenörü hala Türk takımlarını tanıma sürecini tamamlamamış gözüküyor. Yenile yenile öğrenmek ise Fenerbahçe'ye biraz pahalıya malolacak herhalde ve ispanyol antrenör nasıl bir takıma koçluk yaptığının farkında değil gibi. Kayseri KASKİ maçında kadroya giremeyen üç oyuncunu (Bibrzycka, Matovic ve Nevin Nevlin) toplam maliyeti, ligimizdeki TED Ankara Kolej, Ceyhan Belediyesi, Orduspor, Konak Belediyesi ve Canik Belediyesi takımlarının her birinden daha fazla. Ayrıca TKBL'nin en yüksek bütçeli takımı olan Fenerbahçe'nin toplam 8 yabancıyı kadrosunda bulundurmasının temel nedeni bu yıl hedeflenen Euroleague 'de Avrupa Şampiyonluğu. Ancak 8 Nisan 2014 de yapılacak bu en büyük organizasyona kadar bazı şeylerin (basketbol adına) oturtulması gerekirken. Şu ana kadar bir arpa boyu bile yol alınmadığını söylemek acı bir gerçek olsa gerek.
Takımın en önemli silahı olan Angel müthiş bir “GÜÇ” ama kontrol edilemeyen güç, güç değildir deyimini unutmamak gerek. Bu kontrolü takımda yapabilen tek kişi (hayır ,antrenör değil) ise Pondexter. İşte bu maçta bu görevi yapan Pondexter oyunun kırılma anında kenarda olunca maçı kaybettiler. Maçın genelini iyi oynayan Quanitra'nın son iki dakikada kaçırdığı üç pota altı da bu mağlubiyette önemli rol oynadı.
Ayrıca Fenerbahçe bu kadar yabancı oyuncu ve çok büyük hedeflere sahip iken “oyuncu yetiştirmek” gibi bir misyonu aynı anda yüklenemez. Bu, şampiyonluk hedefleyen her takım için geçerli. Bütçesi yeterli olan kulüpler, oyuncu yetiştiren diğer kulüplere oyuncunun ederini ödeyerek hazır olan oyuncuyu kadrosuna katarken oyuncu yetiştiren kulübü de desteklemiş olacaktır. Fenerbahçe ve KASKİ maçında bu söylediğimin canlı bir örneği olarak Ayşegül Günay ile Olcay Çakır'ı karşılaştıralım. (bilmeyenler için Ayşegül Günay Fenerbahçe genç takımından sonra yaşantısını Fenerbahçe'de beklemek yerine Beşiktaş'a giderek ve oynayarak değerlendirdi ve Olcay Çakır 1993, Ayşegül 1992 doğumlu)…Olcay maçta sadece 4 dakika oynamış ve top kullanamadan kenara gelmişken, Ayşegül 30 dakika oynamış ve tam 14 sayı atarak müthiş bir katkı vermiş. TKBL de oynadıkları toplam 4 maçtaki değerlendirmede de durum aynı, Olcay toplam 42 dakika oynamış ve 11 sayı atmış, Ayşegül ise 114 dakika oynayıp 52 sayı atmış. Bu durum diğer alt yapı oyuncuları için de geçerli maalesef. Diğer tarafta ise ilk başlarda “Küçülüyoruz” gibi yaparak Şaziye hariç tüm Türk kadrosunu koruyup, Esra Şencebe ile de takviye yapan Galatasaray' da da durum aynı. Aynı konumda olan 1991 doğumlu Özge Yavaş ve 1993 doğumlu Ayşe Cora sıkı durun, toplam ikişer dakika oynama şansı yakalamış. Burada kesinlikle antrenör Ekrem Memnun'u eleştirmiyorum. Ben de onun yerinde olsam durum farklı olmazdı. Şampiyonluk için ilk önce play-off finallerinde Home Court avantajını ele geçirmek gerekiyor. Hele hele rakibin iki maç kaybetmişse en ufak bir gevşeklik bu avantajı yok eder. İzmir'de oynadıkları Konak maçı ve İstanbulda oynadıkları Mersin maçlarını canlı olarak izledim. Çok net bir kararlılık ve disiplin hemen farkediliyor. Ama hala Fenerbahçe daha favori ve şampiyonluğun en büyük adayı. Ancak şu bir gerçek ki, gidişat iyi değil. Saygılarımla…
Not; Botaş'ta Tilbe'nin durumu da kötü, 4 maçta toplam 12 dakika ve sıfır sayı… Bu saydığım oyuncularla ümit milli takımımızın Avrupa 3.sü olduğunu vurgulamak yapmak isterim…