2 Şubat 2026, Pazartesi
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVBoyz II Men / MURAT MURATHANOĞLU

Boyz II Men / MURAT MURATHANOĞLU

1990’lu yılların en başarılı müzik gruplarından ve Gramy ödüllü R&B Grubu Boyz II Men’in adı benim hep ilgimi çekmiştir. Boyz II Men müzik kişiliklerini oluştururken, mutlaka efsane gruplar The Temptations, The Four Tops ve Smokey Robinson & The Miracles’ın etkisi altında kalmıştı, ancak Boyz II Men’in akıl hocaları ve yol gösterenleri tertemiz imajlarıyla “Boy Band” döneminin en önemli ismi New Edition Grubuydu. New Edition kısa bir süre için olsa da önemli bir gruptu ve Boy Band dönemini başlatmıştı. Boy Band ve Girl Band dönemleri müzikte 3-5 genç oğlanların veya kızların kurdukları tek cinsiyet grupların plak sattığı bir dönemdi. Tabii ki bu da müzik dünyasında bir moda olduğundan dolayı kalıcı, maksimum kapasiteye ulaşmak veya efsaneleşmek açısından sadece popüler bir Boy Band veya Girl Band olmak yeterli olmayabilirdi. Bu nedenle Boyz II man ismi bana hep ilginç gelmiştir. Kısacası bu ismin hep “Biz bir Boys Grubu olabiliriz ama bizim hedefimiz oğlanlar aleminde isim yapmak değil olabileceğimizin en iyisi olup erkekler arasında da isim yapmaktır” mesajını verdiğine inanmışımdır. Yani bir nevi müzik açısından ergenlikten erkekliğe geçmek gibi. Nitekim Billboard dergisi Boyz II Men’i 1990’lı yılların en başarılı müzik (Dikkat edin müzik dedim, Boys Band Grubu değil) grubu seçerken, bir çok uzman da Elvis Presley, The Beatles ve Rolling Stones gibi efsanelerin çok da gerisinde olmadığını vurguluyor.

Gündemde olan ve merak edilen bir tartışma var. Erken profesyonel kararı alan uluslararası oyuncular için eğer seçenekleri olabiliyorsa NCAA’ler mi daha iyi bir vitrin veya sahne, yoksa Euroleague gibi en üst seviye bir lig mi? Seçenekleri varsa diyorum, çünkü hakikaten üniversite eğitimine basketbol kariyeri kadar önem verenleri (Engin Atsür, Emre Atsür, Doğuş Balbay gibi) bu konuda tartşımak yanlıştır. Evet Boyz II Men ile başladık ve şimdi nereden nereye geldik. Eğitim için değil de basketbol için NCAA’leri tercih edenler, Euroleague gibi NBA’e kalite olarak yakın bir lig varken doğru kararı veriyorlar mı? NCAA’leri çok sevsem de, ne zaman bir NCAA maçı televizyonda olsa sanki ekrana yapışmış gibi seyretsem de sonuçta NCAA’ler genç oyuncuların birbirleriyle oynadığı bir nevi alt yapı ligi. Halbuki Euroleague de draft adayları gerçekten boyunun ölçüsünü alıyor, eksiklerini çok daha iyi görüyor ve oyunlarını daha üst seviyeye çıkarmak için nasıl çalışmaları gerektiğini anlıyorlar (Veya anlıyor olması gerekir mi desek?) diye düşünüyorum. Tecrübelenme açısından Euroleague daha önemli, belki daha önemlisi de basketbol eğitimi almak açısından da çok daha önemli. Ne yazık ki bir zamanlar basketbol öğretmekten zevk alan ve bu misyona soyunmuş NCAA coach’larının sayısı hızla düşerken ve hatta bu nesil coach kaybolup giderken, yerine gençlerle aynı sayfada olan “cool” genç coachlar geliyor. Bu coachlar da oyunculara açıkçası çok fazla bir şeyler veremiyorlar.

2000 NBA Draftinden başlayarak bakarsak, görürüz ki her yıl en az 3 uluslararası oyuncu ilk turda seçiliyordu. 2010 NBA Draftinde ise sadece Erman Kunter’in eski oyuncusu Kevin Seraphin ilk turda seçildi. Bunun önemli bir uyarı olduğunu düşünüyorum. 2000 NBA Draftinden bu yana 127 uluslarası oyuncu draft edildi ve bu oyunculardan sadece dördü (Yao Ming, Tony Parker, Pau Gasol ve Mehmet Okur) bugüne kadar All-Star seçilmeyi başardı. Drazen Petroviç, Arvydas Sabonis, Vlade Divaç, Toni Kukoç, ve Sarunas Marciulionis gibi uluslararası oyuncuların genç uluslararası NBA adaylarına kazandırdıkları kredi de bitmek üzere. NCAA’lerin eskiden coach açısından ne kadar daha verimli olduğunu belirtmek için de bir ekleme yapmak gerekirse Rony Seikaly, Detlef Schrempf, Rik Smits, Dikembe Mutombo ve Hakeem Olajuwon gibi NCAA’lerde pişmiş, ancak eski toprak coach’ların elinden geçmiş isimlerin ne kadar önemli isimler olduğunu hatılıyoruz. Bu oyuncuların NBA kariyerlerini son zamanlarda NCAA’lerden geçmiş Nick Calathes, Darius Songalia, Sarunas Jasikevicius, Linas Keliza, Ronny Turiaf, Rafael Arajuo ve Kosta Koufos gibi isimlerin NBA kariyerleriyle mukayese edersek aradaki fark net bir şekilde kendini gösterir.

NBA’de bir Dirk Nowitzki olayı yaşandı, halen yaşanıyor. Almanya’nın DJK Wurzburg takımında oynayan hiç Avrupa Kupaları tecrübesi olmayan genç Alman 1998 NBA Draftinde ilk turda dokuzuncu sırada seçildi ve halen aradan geçen 12 sezona rağmen NBA’in en önemli yıldızlarından birisi. “Onlar buldu, ben niye bulamayım?” mantığıyla hareket edilerek çok sayıda bardağın büyük bölümü boş, ancak potansiyelli görünen uluslararası oyuncular bu düşünceden dolayı Avrupa’da hiç pişmeden NBA’in yolunu tuttu. Bunların arasında önemli sayıda lottery’de seçilen de vardı. Vladimir Radmanovic, Nikoloz Tskitishvili, Bostjan Nachbar, Darko Milicic, Zarko Cabarkapa, Danilo Galinari aklıma ilk gelen isimler. İlk turda seçilen başka isimler olarak Dalibor Bagaric, Jake Tsakalidis, Primoz Brezec, Jiri Welsch, Zoran Planinic, Alexis Ajinca gibileri de aklıma geliyor. Bu oyuncuların ortak yanı, hazır olmadan, pişmeden, tecrübe kazanmadan veya oyuncu olarak evrimlerini tamamlamadan NBA’de şanslarını denediler veya deniyorlar. Sonuç ortada. Aynı dönemde Luis Scola, Boris Diaw, Mike Pietrus, Carlos Delfino, Hidayet Türkoğlu, Pau Gasol, Rudy Fernandez, Tiago Splitter gibi isimler NBA’e gittiklerinde Euroleague veya benzer bir seviyede tecrübe kazanıp gitmişlerdi. Hepsi halen NBA’de oynuyor ve Gasol bu sezon MVP adayı.

Burada bir parantez açıp, Mehmet Okur’un aldığı karardan söz etmek istiyorum. Detroit, Memo’yu 2001 NBA Draftinde 38.inci sıradan seçmişti. O yaz Pistons’ın başkanı Joe Dumars, Memo’yu izlemek için Türkiye’de ki Avrupa Şampiyonasına geldi. Memo ne kendi takımında, ne de Milli takımda o zamana kadar hiç ilk beş oynamamıştı. Ankara’da ki maçlar bittiğinde Bilgin Gökberk ile birlikte CNN-Türk de Dumars ile röportaj yapmıştık. Dumars şampiyonanın ikinci ayağı olan İstanbul’a gelmeye gerek kalmadığını, Mehmet Okur ile ilgili göreceğini (Olumlu olarak tabii ki) gördüğünü söylemişti. Türkiye için hayati önem taşıyan İspanya maçında Memo ilk kez kariyerinde ilk beş başlamış ve o kadar tecrübesiz bir oyuncu olmasına rağmen Gasol ile dişe diş mücadele edip, galibiyetin mimarlarından olmuştu. Bu gelişmelerden sonra herkes Memo’nun Detroit’e gitmesini beklerken, o sürpriz bir kararla “Euroleague’de bu yıl tecrübe kazanıp, ilk beş oyuncusu olarak sorumluluk alıp öyle gideceğim,” dediğinde Pistons yazarlarından birisi “Acaba korkuyor mu?” diye bile yazmıştı. Sonuç ortada.

Bu yazıyı Enes Kanter için yazmadım. Bu genel bir yazı. Tabii ki sadece Euroleague’de oynayarak insan potansiyeline ulaşmıyor. Bir sürü başka etkenlerde var. Ancak şu bir gerçek ki, Ömer Aşık da, Semih Erden de bugün Euroleague tecrübeleri olmadan NBA’e gitmiş olsalardı, özellikle de hücum yönündeki eksiklerine rağmen bu kadar süre alamazlardı. Aynı şekilde Ersan İlyasova bugün Barcelona’da geçirdiği sezon gibi bir Euroleague sezonu geçirip NBA draftine girseydi, ikinci turda değil garanti kontratıyla, hem de şimdikinden bile daha çok para getirecek bir çaylak kontratıyla lottery’nin üst sıralarında seçilirdi. NCAA’ler kötü demiyorum, hatta amacı profesyonel basketbol kariyerini başladığında, bir üniversite diplomasını da elinde bulundurarak bütün yumurtalarını tek sepete koymak istemeyenler için çok doğru bir karar bile diyebilirim. Ancak dünya yıldızı olabilecek, o yeteneğe sahip bir oyuncu için eğitime ne kadar önem verirse versin, o potansiyeline ulaşması açısından NCAA’lerden daha doğru bir yolun olduğu da bir gerçek. Boyz II Men’e giderken arada önemli bir durak var.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler