Aslında düşündüğüm yazının başlığı biraz daha uzundu: Bana müsade, büyük bir özür, mazeret ve tepki. Aylardan beri bir fırsat, bir neden bekliyorum, bu yazıyı yazmak için. Aslında işin doğrusu bu geç kalan bir özür, ayıp ettim. Birdenbire ortadan kayboldum, tam anlamıyla kaçtım.
Bundan sonra da kaçacağım. İnsan belirli bir konuda, bildiğini zannettiği, uzman, donanımlı olduğu bir konuda niye yazı yazar ? Okunsun, okuyanlar yararlansın, bir tepki alsın, tepki versinler diye. Benim yazılar değersiz olabilir, okunmaz, okumaya değmez bulunur. Ona diyecek bir şey yok ama Nostradamus gibi, 5-6 yıldır Türk basketbolunla ilgili bir sürü yerini bulan kehanette bulunuyorum. Ne bir tepki, ne bir etki.
Adamlar oldukları yerde sayıyorlar, ne eğitim var, ne öğretim. Milli takımlar, kızlar hariç en ufak bir ilerleme yok, yalan, dolan, doldur, boşalt, badem tatlısı tarifi, gerisi boş. Eee ben niye, her hafta kafamı yorup, yazı yazayım ? Hala kuruyemiş basketbol maçlarını yorumlayacaksa, ötekisi gül gibi Türk çocuklarına Amerikanca isimler takacaksa, sonra da ''Benim istediğim basketbolu oynamıyorlar'' diye naralar atacaksa, ben neden yazı yazayım ?
Tüm basketbol duayenlerinden, başta Yalçın Granit ağabey olmak üzere özür diliyorum, bana müsade ben kaçıyorum. Yazı da yazmıyorum, maçlara da gelmiyorum, TV'de sesini kapatıp seyrediyorum. TD, federasyon başkanı, kuruyemiş TV yorumcusu olduğu sürece boykot ediyorum, yazmıyorum.
Bugün bu noktaya gelmemin asıl nedeni ise, zaman zaman anlaşamasak da temelde insani yapılarımızdaki benzerlik nedeniyle buluşup, birlestiğimiz basketbol aşığı, antrenörü Faruk Akagün dostumuzun, eski duayen antrenörler Sayın Armağan Asena ve Sayın Cavit Altunay'a yaptığı bir ziyaret, bir organizasyon ve onun arkasından aldığım bir davet, eski basketbolcuların bir daveti.
Katkı ve etkileri inkar edilmese de bugün geldikleri konumda ve TÜBAD yönetimiyle yapmaları gereken, camiayı bir araya toplamak yerine utanmaz adama yalakalık yapan özellikle iki büyüğümüze duyduğum tepki nedeniyle, ''Kaçmanın zamanı'' dedim, özür dile ve çalılıklar arasında kaybol.
Gönlüm gene basketbol camiasıyla beraber, büyüklerin, duayenlerin, emektarların her zaman anılması, hatırlanmasından yanayım. Ama zannederim bugünlerde 70 yaşlarına gelmiş olan Birol Öngör'ün kendini yetiştiren antrenör Sayın Armağan Asena'yı hatırlaması, beraber olmasıyla, unuttuğumuz bütün değerleri hatırladım ve ''Benim uzaktan da olsa bu pisliğin içinde ne işim var ?'' dedim. Kimse kusura bakmasın, ben kaçıyorum, hem de arkama bakmadan kaçıyorum.
İşte geldik, gidiyoruz, sen var olasın Türk Basketbolu…
Sevgiler ve saygılar



