TBL ekiplerinden Torku Konya Basket'in koçu Aziz Bekir, kulübün internet sitesine röportaj verdi.
En çok merak edilen sorudan başlarsak, bir sezonda kaç ayakkabı eskitiyorsunuz?
Oyuncularla ilişkimin sıcak ve yakın olması gerekiyor. Onlarla birlikte oyunun içerisinde olmalıyım. Açıkça söylemem gerekirse ıslık çalmayı da beceremiyorum. Dikkat çekecek bir şey bulmalıydım ve bağırmayı denedim ama bunda da başarılı olamadım. Öyle ise daha güçlü bir şey bulmalıydım. Parkeye vurarak çıkan güçlü sese oyuncularımın pozitif reaksiyon verdiğini görünce bunu kullanmaya başladım. Böylece onların dikkatlerini kendime çekmeyi ve maçın içinde kalmayı başardım.
Sezon başına gidersek Sean Williams’ı kaptanlık görevine getirerek takım içinde farklı bir hamle yaptınız. Bu hamleyi yaparken neyi hedeflemiştiniz?
Sean Williams saha içinde ve antrenmanlarda son derece normal bir oyuncu. Özel hayatında ise kültürel farklılığın yarattığı, ona normal gelen ama bizim alışık olmadığımız bir yaşam şekli var. Dürüstlüğüne ve iyi insanlığına inandığım için sahada ondan maksimum verim almak adına bu sorumluluğu ona vermek istedim. Geçen sezon göreve geldiğimin ilk haftasında antrenmanda ona çok kızmış ve kendisi ile konuşarak bir daha aynı şeyi yaşadığımız takdirde yollarımızı ayıracağımızı söylemiştim. Bu uyarıya olumlu yanıt aldım. Ben de onu anlamaya çalıştım. İyi insanlığına güvendim ve koyduğum sınırlar içerisinde kendisi ile çalışmaya devam ettim. Yeni sezona başlarken de eğer bu takımın başarılı olmasını istiyorsam Sean Williams’ı kazanmam gerektiğine inandım. İlk olarak hücumdaki ve savunmadaki performansını yukarı çekmesi, bunun için de iyi antrenman yapması gerekiyordu. Kaptanlık görevi bu noktada gerçekten işe yaradı. Öyle ki; geçen sezon Çanakkale’ye sezon başı kampı için gitmiştik. Bu sezon da aynı yerde kamp yaptık. Otobüs şoförümüz de aynıydı. Kampın ikinci gününde bana gelerek “Geçen sene sizin çılgın bir oyuncunuz vardı. Bu sezon yok mu?” diye sordu. Ben de “Nasıl tanımazsın burada ya” diye cevap verdim. Şoför, “Olur mu ağabey bu adam idman yapıyor, geçen seneki hiç antrenmanda çalışmazdı ki” diye cevap verdi. Bu konuşma, yaptığımız hamlenin ne kadar olumlu olduğunu gösteren bir detaydı. Genel olarak kendisinin bu sezon ki performansından memnunum.
Takımımız adına ilk yarı için nasıl bir değerlendirme yaparsanız?
Sezon başında koyduğumuz hedef bütçemizle orantılı olarak bir önceki sezonun galibiyet sayısına ulaşmaktı. Bu sayının üzeri ise bizim için başarı sayılacaktı. Transfer döneminde birbirine uyum sağlayabilecek oyuncuları alarak iyi bir takım kurmaya çalıştık. Her oyuncumuz kendi rolünü benimsedi. İyi çalıştık ve ilk 9 haftada 6 galibiyet aldık. Kaybettiğimiz 3 maçın biri deplasmanda uzatmada İBB, diğeri kendi sahamızda bizim hatalarımızdan dolayı yenildiğimiz Galatasaray Liv Hospital ve yine deplasmanda Pınar Karşıyaka maçıydı. Bu 3 karşılaşmayı da kazanabilir ve 9 galibiyet yapabilirdik. Troy’un sakatlanmasının ardından takımdaki dengeler değişti. Her oyuncu yüklenmemesi gereken yükleri kaldırmaya başladı. Bununla birlikte rakipler de sağlam geldi. Üst üste 5 maç kaybettik. “Troy olsaydı” demek ve varsayımlarla konuşmak gereksiz. Bizim içinde olduğumuz durumla büyük maçları kazanma şansımız yok. Evet, 30 dakika iyi mücadele edebiliriz ama bir yerde tıkanıyoruz. İlk yarının son maçında büyük bir mücadele sonunda kazandığımız Royal Halı Gaziantep maçı ise bizi hem moral hem de güven olarak kendimize getirdi.
Ligde bu sezon uygulanan yabancı oyuncu sayısı konusunda sizin düşünceniz ve bundan sonrası için uygulamaya devam edilmesi yönündeki fikriniz nedir?
Sayının artmış olması ilk olarak mücadeleye ve kaliteye olumlu yansıdı. Bunun altını çizmek lazım. Her hafta bir iki sürpriz sonuç çıkıyor. Bunlar işin güzel tarafları. Açıkça söylemem gerekirse bu uygulamanın doğru mu yada yanlış mı olduğunu görmek için 15 hafta az bir süre. En az 4 sene beklememiz lazım. Türk Milli Takımı ve Türk oyuncular açısından değerlendirmek için bu süreye ihtiyaç var. Eğer Türk oyuncular iyi para kazanarak üst seviye basketbol oynamak istiyorlarsa bu rekabetin içine girip, galip çıkmaları gerekiyor. Bu uygulama az iş-çok para denklemini bozan bir uygulama oldu. Türk oyuncunun kendisine bir standart getirmesi gerekiyor. Alışkanlıklar yıkılmalı. Yeni nesil bu rekabet ortamının içinde çok çalışması gerektiğini bilmeli. Müthiş yetenekler var. Cedi, Furkan, Emircan altyapılarda madalya kazandıkları performanslarla A takımlara çıkmalılar. Bu rekabetin içine doğan altyapı oyuncuları bize bu uygulamanın doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu gösterecek. İşte bu nedenle en az 4 sene beklememiz lazım diyorum.
Türk Milli Takımlarında da görev yaptınız? Son dönemde A takım ve altyapıları nasıl değerlendiriyorsunuz? Gelecek ile ilgili öngörünüz nasıl?
Türk oyuncuların birkaç sene içinde göstereceği karakter ve rekabet direnci Türk Milli Takımı için çok önemli olacak. Alt yapıdaki başarı A takıma yansımalı. İstanbul’dan az nüfusu olan Yunanistan şampiyonalarda istikrarlı olabiliyor da, genetik mirası fiziki açıdan bu kadar çeşitlilik gösteren bir ülke neden başarı çizgisini hep yukarılarda tutamıyor. Bunu düşünmek lazım. Alt yapılardaki devamlılık karakterli oyuncunun göstereceği dirençle olacak. Bunu başarabilirsek gelecekte Türk Milli Takımını hep ilk 3 takım arasında görebiliriz.
Kariyerinizde hedeflediğiniz yolda mısınız?
Aslına bakarsanız “Tanrıyı güldürmek istiyorsan plan yap” sözüne çok inanırım ve anı yaşamaya çalışırım. Benim tek bir hedefim var, o da öldükten sonraya ait. 45 yaşındayım. Bir savaş yaşadım, ikinci evliliğimi yaptım. Çok şey gördüm. Bunların hepsi bir an gibi geçti. Felsefem; her anı maksimumda, hakkını vere vere yaşamak. Bu dünyaya ait başka bir hedefim yok.
Aziz Bekir kendini eleştirir mi?
Ben sadece kendimi eleştiriyorum. Oyuncularla yaptığımız tüm toplantılarımız, nasıl daha iyi olabileceğimiz yönündedir. Kendimde sevmediğim iki şey var. Biri maç içindeki sinirim. Diğeri ise duygusallığım. Sinirlenen insan maksimumunu veremez. Kontrollü agresiflik seni bir yere kadar götürür ama sonrasında zarar görürsün. Oyuncularımla ilişkilerimde sevgi ön plandadır. Oyuncumu sevmem lazım yoksa çalışamam. Bu noktada maalesef profesyonel olamıyorum. Her oyuncumla dost olmalıyım. Bu dostluğu da saha içinde yaşamalıyım.
Peki bu kadar sıcak bir ortamda sizin otorite ve disiplin araçlarınız nelerdir?
Çok ilginç değil mi? Kariyerime yeni başladığım zamanlarda Bogdan Tanjevic bana gelerek, “Sen iyi antrenör olacaksın” demişti. Bu 15 yıl önceydi. Neden diye sorduğumda; “Sen hem bağırıyor, kızıyorsun hem de oyuncunu seviyorsun. En önemlisi de oyuncu bunu anlıyor” diye cevap vermişti. Buna yakın bir yorumu benim için Yalçın Granit de yapmıştı.Bu iki çok tecrübeli ismin düşünceleri bana doğru yolda olduğumu hissettirdi. Yapım böyle. Otorite ve disiplin için de sevgi olmazsa olmaz.
Kariyerinizde keşke dediğiniz bir olay var mı?
Oktay Mahmuti yıllar önce beni, Efes Pilsen’e yardımcı antrenör olarak istemişti. Gitmedim. Bogdan Tanjevic, Fenerbahçe Ülker’de çalışırken yardımcılık teklif etti ona da “hayır” dedim. Selçuk Ernak, Banvit’te antrenörlük yaparken yardımcısı olmamı istedi. Bunu da kabul etmedim. Bunlar pişmanlık yada keşke dediğim şeyler hiç olmadı. Ben kendi ayaklarımın üstünde durmayı tercih ettiğim için böyle kararlar almıştım. Şimdi geriye bakıp düşündüğümde “Acaba bu teklifleri kabul etmiş olsam şu anda ne yapıyor olurdum” cümlesindeki merakı yaşıyorum. Ama kesinlikle aldığım kararlardan mutlu ve memnunum. Hiç pişmanlığım olmadı.
Şeffaf ve ne düşündüğünü kolayca söyleyebilen bir antrenörsünüz. Bu özelliklerinizin size bir avantaj sağladığını düşünüyor musunuz?
Evet, kesinlikle bunun avantajlarını yaşıyorum. 21. yüzyılda insanların dürüstlüğe ihtiyacı var. Yapaylık ve yalan dünyanın en büyük sorunu bence. İnsanlık bundan bıktı. Felsefe yapacağım diye içimden geleni söylememezlik yapamam. Siyasetçi de değilim. Ben insan ilişkilerinin çok ön planda olduğu bir iş yapıyorum ve dürüstlüğü önemsiyorum. Ne düşünüyorsam söylerim. Eğer bir hata yapılmışsa bu söylenmelidir. Kimden ne saklıyorsunuz? Eğer siz ne yaptığınızı biliyorsanız iş bitmiştir. Hatayı kabullenmek gerekir ama tekrar edilmemesi için de bunun söylenmesi ve paylaşılması zorunludur.
Etkilendiğiniz bir antrenör oldu mu?
Elbette var. Bogdan Tanjevic ile 6, Murat Özyer ile 4 sene çalışım. Amerika’da Bob Knight ile Texas Tech’te bir süre birlikte çalışma fırsatı da elde ettim. Tab Baldwin’in yardımcılığını yaptım. Hepsinden de etkilendim. Ama kendi fikirlerimi hep ön planda tuttum. Taklitçi olmadığımı ve farklı bir sistemi oynattığımı düşünüyorum. Doğruluğunu tartışabiliriz ama farklılığım kesin.
Sahadaki duygusallığın dozu evde artıyor mu?
Evde olduğum her sabahın ilk yarım saatini 4 çocuğum ve eşim ile birlikte geçiririz. Bu değişmez. Bir arkadaşım bana, “Aziz, senin çocukların ellerinde hediye olmadan her akşam seni koşarak karşılıyor ve sarılarak öpüyorsa başarılı bir babasın” demişti. Allah'a şükür ben ne zaman eve gitsem içimde deprem olur. Çocuklarım çığlıklarla beni karşılar ve müthiş bir sevgi yaşatırlar. Tabi sinirlendiğim zamanlar da oluyor. Onlar da bunu çok iyi fark ederler ve hemen kaybolurlar.
Ya kaybedilen maçlardan sonra evdeki ortam nasıl oluyor?
Ailem her maç benchin arkasındaki yerini alır. Kazandıysak çok mutlu olurlar. Kaybedince onlar da çok üzülüyorlar. Kaybettiğim günün sabahlarını onlar da benimle birlikte üzgün geçirdikleri için maçtan önce çocuklar; “Allah'ım babam maçı kazansın ve yarın bizim için çok güzel bir gün olsun” diye dua ederler.
İkinci yarıda nasıl bir lig ön görüyorsunuz?
Çok zor bir mücadele yaşanacak. İlk yarıdan daha sert bir lig bizi bekliyor. Har takım önemli ve olumlu hamleler yaptı. Her maç final maçı havasında geçecek ve ilk yarıdaki “ikinci yarıda telafi ederiz” cümlesi de geçerliliğini yitirmiş olacak. Bizim seviyemizdeki takımlar çok zorlanacak. Hedefimiz iyi basketbol oynayarak, Konya’yı zor bir deplasman yapmaktı. Bunu ilk yarıda büyük ölçüde başardık. Ligde kalmak ve devamlılık sağlamak hedefi ile ikinci yarıda mücadele edeceğiz. Yeni transferimiz Hakim Warrick ile birlikte sakatlığı geçen Troy De Vries’ın da takıma katılması bizi güçlendirecek.
Ligde kalmak diyorsunuz ama bir play-off beklentisi de var, buna uzak değilsiniz diye düşünüyorum…
Evet, bu beklentinin farkındayız. Play-off’a uzak değiliz ama düşmeye de uzak değiliz. Bunun bilincinde olmak lazım. Biz tam sınırdayız ve bu hassas bölgenin gerektirdiği bilinçle hareket etmeliyiz. Öncelikle ligde kalalım sonrasında gelecek her galibiyet bizim için başarı. Ligdeki takımlara şu son transferlerden sonra bir bakın. Bütçelerini bir kontrol edin. Torku Konyaspor Basketbol Kulübü oyuncu bütçesi olarak tüm takımlar arasında en son sırada yer alacaktır. Dolayısıyla günümüz mantığı içeresinde sezon bitiminde bizim puan cetvelindeki sıramız önemlidir. Bu mantıksal değerlendirmenin dışında benim ve oyuncularımın kalbinde her maçı kazanıp şampiyon olmak var. Bu çok net.
Son olarak kulüp organizasyonunuzda da bu sezon farklılaşma var…
Çok güzel bir ilerleme gösterdik. Yeni salon, yeni isim ile farklı bir enerji kazandık. Eksiklerimiz hala var ama geçtiğimiz sezona oranla müthiş yol kat ettik. Atmosfer çok değişti. Bu, takıma da olumlu yansıdı.
(Dilvin YÜCEBARLAS)