18 Şubat 2026, Çarşamba
spot_img
Ana SayfaAVRUPA KUPALARIKadınlar EuroLeagueDerin Erdoğan: Galatasaray’ın geçmişte kupayı kaldırmış olması da omuzlarımızdaki sorumluluğu artırıyor

Derin Erdoğan: Galatasaray’ın geçmişte kupayı kaldırmış olması da omuzlarımızdaki sorumluluğu artırıyor


Galatasaray Çağdaş Faktoring’in başarılı oyuncusu Derin Erdoğan, yarın oynanacak EuroLeague Women Final Six maçı öncesinde GSPlus’ın sorularını cevapladı.

 Galatasaray altyapısından çıkıp kıtalararası bir yolculuğun ardından yeniden parçalı formaya döndün. İlk antrenmanına çıktığında, altyapıdaki o küçük Derin’e göz kırptığın, duygusallaştığın bir an oldu mu?

Derin Erdoğan: Galatasaray’a ilk adımımı 2010 yılında, henüz altyapıdayken 1999 jenerasyonuyla antrenmanlara çıkarak atmıştım. Yıllar sonra Amerika’da eğitimimi tamamlayıp, olgunlaşmış bir profesyonel olarak yuvaya dönmek benim için tarif edilemez bir heyecandı. Transferim ilk gündeme geldiğinde inanmakta güçlük çektim, çünkü bu benim en büyük hayalimdi. İmza için babamla Rams Park’a gittiğimiz an ise en unutulmazıydı. Annem ve babamın da geçmişte formasını terlettiği bu kulüpte, şimdi kızları olarak yer almak ve onlara bu gururu yaşatmak beni çok etkiledi. Yazın ilk antrenmana çıktığımda o heyecanı iliklerime kadar hissettim. Galatasaray gibi büyük ve başarılı bir camianın parçası olmak, o armanın sorumluluğuyla çalışmak benim için bambaşka bir motivasyon.

Önce Arizona’nın çöl sıcağı ve rahat atmosferi, ardından Boston’ın dondurucu soğuğu ve akademik disiplini… İki çok farklı Amerika deneyimi yaşadın. Karakter olarak hangisi sana daha yakındı; Arizona’nın rahatlığı mı, Boston’ın disiplini mi?

Derin Erdoğan: Amerika’daki 4 yılımın her senesi bana bambaşka tecrübeler kattı. Arizona’dan Boston’a uzanan bu yolculuk, karakterimin şekillenmesinde büyük rol oynadı.

İlk durağım Arizona, basketbol seviyesinin çok üst düzey olduğu bir yerdi. Orada istediğim süreleri bulamasam da benden daha atletik ve tecrübeli oyuncularla her gün rekabet etmek beni geliştirdi. Oynamadığım, hatta zorlanıp mutsuz hissettiğim günlerde bile ekstra çalışarak mental dayanıklılığı ve pes etmemeyi öğrendim. Çalışmanın gücünü orada keşfettim. Sonrasında daha fazla sorumluluk almak isteyerek Boston’daki Northeastern Üniversitesi’ne geçtim. Burası hem akademik olarak Top 50’de yer alan zorlu bir okuldu hem de sahada +35 dakika süre alıp kaptanlık yaptığım bir arenaydı. Northeastern’da sporcu kimliğinin arkasına sığınmadan, ‘bahane yok’ prensibiyle akademik yükümlülüklerimi yerine getirmeyi, dakik ve planlı olmayı öğrendim. Arizona bana zorluklarla başa çıkmayı, Boston ise sorumluluk almayı ve disiplinli bir hayat sürmeyi öğretti.

Tam anlamıyla bir sporcu ailesinde büyüdün. Annen Canan Erdoğan hem oyunculuğu hem yöneticiliğiyle basketbolun içinde çok önemli bir isim. Baban Haydar Erdoğan ise Galatasaray kalesini korumuş bir sporcu. Bu profesyonel atmosfer seni sahaya mental olarak nasıl hazırladı?

Derin Erdoğan: Annem kurulan ilk Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nda yer aldı. 10 senede 10 şampiyonluk kazandı. Basketbol kariyeri bittikten sonra da 5 yıl asistan koçluk yaptı. 1999 senesindeki EuroLeague üçüncülüğünde yardımcı antrenördü. Babam da 1979-1986 yılları arasında Galatasaray’ın kalesini korudu. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Annem de babam da bu kulübün içinde sporcu olarak yer almış insanlar. Ne demek olduğunu, bu formanın ağırlığını, beklentiyi çok iyi biliyorlar. Bu yüzden bana aktardıkları her bilgi çok değerli.

Annemin hem oyuncu hem antrenör olarak yaşadıkları, bana basketbola farklı açılardan bakabilmeyi öğretti. Bazen söyledikleri o an nasihat gibi geliyor ama sahaya çıktığımda ne kadar doğru olduklarını fark ediyorum. Babamın Galatasaraylılık duruşu, mücadele anlayışı da benim için çok önemli bir rehber.

Buraya ilk geldiğimde “onların bıraktığı yerden devam etmek” düşüncesi hep aklımdaydı. Ama bunu hiçbir zaman baskı olarak görmedim. Tam tersine, onların yaşadığı gururu yaşatabilmek benim için müthiş bir motivasyon kaynağı. Annem gibi bu kulüpte kupalar kaldırmak en büyük hedeflerimden biri.

Sahada seni hırslı, lider ve odaklanmış bir oyun kurucu olarak izliyoruz. Peki, takım arkadaşlarının bildiği ama taraftarın pek bilmediği bir özelliğin var mı? Gizli bir yeteneğin, ilginç bir alışkanlığın ya da şaşırtıcı bir hobin var mı?

Derin Erdoğan: Saha dışında oldukça sakin biriyim ama bir yönüm var ki beni çok iyi tanıyanlar bilir: tam bir gamer’ım. Küçüklüğümden beri oyun oynuyorum ve yoğun tempoda zihnimi boşaltmanın en iyi yolu bu. Uzun süre Call of Duty, Battlefield gibi oyunlara; spor tarafında NBA 2K, FIFA, Pro Evolution Soccer’e çok vakit ayırdım. Bir dönem Tom Clancy’s Rainbow SixSiege’i de oldukça rekabetçi oynuyordum. Bu sezon biraz daha sakinleştim. Simülasyon ve şehir kurma tarzı oyunlar beni daha fazla rahatlatıyor. Kendi dünyamda akıp gitmek iyi geliyor. Bir de yemek yapmayı seviyorum. Yeni tatlar denemek, malzemelerle oynamak hoşuma gidiyor. Bazen kendimi Ratatouille’deki gibi hissediyorum.

Amerika’dan Türkiye’ye döndüğünde bavulunda getirdiğin ve hâlâ vazgeçemediğin bir alışkanlık oldu mu? 

Derin Erdoğan: Kesinlikle oldu. Aslında ben liseye kadar çok kahve içen biri değildim. Evimizde çay kültürü daha baskındı; birçok Türk ailesinde olduğu gibi bizim soframızda da öncelik hep çaydı. Amerika’ya gittiğimde ise hayatım tamamen değişti. Yanımda çaydanlık götürmemiştim, poşet çayı da çok sevmediğim için zamanla kahveye alıştım. Özellikle dersle idman arasındaki tempo içinde kahve molaları günlük rutinimin bir parçası hâline geldi. Hem enerji veriyordu hem de o yoğunlukta kısa bir nefes alanı yaratıyordu. Türkiye’ye döndüğümde de bu alışkanlık benimle geldi. Sütlü kahveler çok tercihim değil ama kahvesiz bir gün geçirmek artık zor. Bunun dışında oradaki günlük iletişim kültürü beni çok etkiledi. İnsanların birbirine sürekli günaydın demesi, bir kafeye girdiğinde hâl hatır sorması, küçük ama sıcak diyaloglar kurması bana çok iyi hissettirmişti. Kimileri small talk’u gereksiz bulabilir ama ben o samimiyeti sevdim ve mümkün olduğunca hayatımda tutmaya çalışıyorum. Burada bazen herkesin temposu çok yoğun olduğu için karşılık bulamayabiliyorum ama yine de vazgeçmek istemiyorum.

Şu an Galatasaray altyapısında top koşturan ve hem okuyup hem de oynamak isteyen genç kızlara, bu yolculuğun en zor ama en değerli tarafı olarak neyi anlatmak istersin?

Derin Erdoğan: 24 yaşındayım ve kendimi her şeyi yaşamış bir oyuncu olarak görmüyorum ama Amerika’daki deneyimim bana çok net bir şey öğretti: Çalışmadan hiçbir şeyin karşılığını alamazsın. Orada geçirdiğim dört yıl boyunca o disipline sahip olmasaydım, bugün Türkiye’ye döndüğümde bu seviyede oynayabileceğimi sanmıyorum. Hatta oynamadığım dönemlerde bile özellikle milli takım hedefiyle ekstra çalıştım. Ülkeye geri döndüğümde hazır ve formda görünmek, kendime güvenimi inanılmaz artırdı. Emek verdiğini bilmek insanı mental olarak çok güçlü yapıyor. Altyapıdaki oyuncular için en önemli mesajım hayal kurmaları olur. Evet, çok klişe ama gerçekten başarmanın yarısı bu. Ben de küçükken milli takımda başarılı olduğum, Galatasaray’da önemli roller aldığım günleri hayal ederek çalışıyordum. O hayaller beni her gün daha fazla emek vermeye itti. Okulla birlikte yürütmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Saatlerce ekstra idman yapmak her zaman mümkün olmayabilir. Ama düzenli şekilde yapacağın 20 dakikalık bir şut antrenmanı bile zamanla çok büyük fark yaratıyor. Belki o gün küçük görünüyor ama sezon sonunda seni başka bir yere taşıyabiliyor. O 20 dakika, seni rakiplerinden ayıran detay hâline geliyor.

Galatasaray Çapdaş Faktoring, EuroLeague Women’da grup lideri olarak Final Six’e katılmayı başard Bu sezon takımın kimliğini nasıl tanımlarsın?

Derin Erdoğan: EuroLeague Women çok üst düzey bir organizasyon ve burada her maç büyük bir mücadele. Galatasaray’ın geçmişte kupayı kaldırmış olması da omuzlarımızdaki sorumluluğu artırıyor. Bunun farkındayız ve sahaya her çıktığımızda hissediyoruz.

Gruplara kalmak, ardından seriyi çok iyi bir şekilde götürmek ve ikinci turu lider bitirerek Final Six biletini almak önemli bir başarı. Ama açıkçası bununla yetinmek istemiyoruz. Çünkü önümüzde hâlâ çok zorlu maçlar var.Şimdi sırada Basket Landes var ve ilk maçı evimizde oynayacak olmak bizim için büyük avantaj. Taraftarımızla birlikte oynadığımızda oyunumuzun seviyesi yükseliyor. Tribündeki enerjiyi sahada gerçekten hissediyoruz.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler