G.Saray MP-CSKA maçını izlerken “Bravo Oktay, işte budur Avrupa sertliği” diye mırıldandığımı anımsıyorum.
Evet! Oktay Mahmuti, Efes’te öğrendiği savunma prensiplerini, Avrupa’da geliştirmiş (Benetton Treviso’da 2 yıl), G.Saray’da ustaca sergiliyordu CSKA karşısında. Göksenin diye genç bir çocuğu ilk beşte sahaya sürmüş, Avrupa’nın en iyi oyun kurucularından birini (Teodosic) parkelerden sildiriyordu… Kimdi bu Göksenin? Gökten mi inmişti? Yok hayır! Bu genç basketbolcu G.Saray altyapısından gelmiş, çalışkan, yetenekli biriydi ama hepsi bu. Onu sahaya süren, ona savunma inceliklerini öğreten, kısaca onun altyapıda aldıklarına ince ayar yapan Oktay, bir yandan da gençlere şu mesajı yolluyordu: Biz yalnız bugünün değil, geleceğin G.Saray’ını da düşünüyoruz…
‘Avrupa sertliği’ dediğimiz şeyin reçetesiz satılan bir ilaçla sağlanabileceğini düşünmesin kimse. Bu uzun vadeli planlar, çalışmalar, fizik ve moral hazırlıklar sonrasında sergilenen bir performanstır. Yoksa… Eskilerin soyunma odasında söyledikleri gibi “Haydi çocuklar! Çıkıp şu Ruslara dünyayı dar edelim” gibi söylemlerle olmaz bu işler…
Neyse! Bunlar ince işler. Böylesine güzel bir kutlama gününün konuları değil bu yazdıklarımız ama biz, G.Saray o maçta (böyle oynayıp) yenilseydi de aynı şeyleri (ve daha fazlasını) yazacaktık çünkü… Sonuca göre yorum yapıp, ‘küllerden doğdu’ filan diye başlık atanlardan değiliz biz…





