Avrupa Şampiyonası’na devam ya da veda niteliği taşıyan Sırbistan maçını yine bildik hatalarla kaybetmek doğrusu beni çok üzüyor… turnuva başladığından beri hep aynı şeyleri söylemekten, aynı şeyleri yazmaktan bıktım. Ama bizim takımımız da aynı hataları yapmaktan vazgeçmedi!
İşin doğrusu, biz potansiyeli büyük olan bir takıma sahibiz. Avrupa Şampiyonu olacak bir takımı, bir periyotta 2 sayıda tutabiliyor, final oynayabilecek bir takımla da kafa kafaya oynayabiliyoruz. Ama öyle enteresan işler yapıyoruz ki, aklım almıyor!
Bu kadar faul kaçırarak maça ortak oluyorsak, yanlış hücum tercihlerine rağmen maçı kafa kafaya götürebiliyorsak, bazı şeyleri doğru yapıyoruz demektir.
Örneğin, turnuva boyunca, uzun eksikliğini hiç hissetmedik. Milli Takımımız’ın son yıllardaki en kilit oyuncuları arasında yer alan Semih Erden ve Kerem Gönlüm olmamasına rağmen, Ömer Aşık’ın ekstra performansı ve 19 yaşındaki Enes Kanter’in süre aldığı dönemlerdeki müthiş oyunu, takıma çok faydalı oldu. Ama aynı şeyi kısalar için söylemek mümkün değil. İki oyun kurucumuz, hücumda o kadar kötü tercihler yaptılar ki, bu bizim için sonun başlangıcı oldu.
Örneğin dün akşam Teodosiç diye bir adam izledik sahada. Gözü yalnızca arkadaşlarında değil, aynı zamanda potadaydı. O kadar uzunun arasına kaç kere daldı; kaç sayı buldu? Ya bizimkiler? Şut çekerken bile tereddüt ettiler.
Bence, antrenörümüz Orhun Ene, elindeki malzemeye göre takımını doğru oynattı. Ancak saha içinde oyuncuların yaptığı tercihler, elenmemizde başrolü oynadı.
Hidayet, Ersan gibi bu takımın skor potansiyeli en çok olan isimler bile bir maçta 10 sayıyı zor görebiliyorsa, zaten bu takımın kazanması; hele de böyle kötü serbest atış yüzdesiyle oynarken mümkün değil.
Geçen yıl dünya ikincisi olan Milli Takım ile bu yıl Avrupa Şampiyonası’nda ilk 8’i göremeyen Milli Takım arasında çok fark var. Basketbolda sadece savunmayla maç kazanılmadığını bu yıl unuttuk. Özellikle bu tip üst düzey turnuvalarda ve üst düzey takımlar karşısında.





