Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) Başkanı Turgay Demirel, bu akşam TRT-3’te canlı yayınlanan Pota programının konuğu oldu. Her hafta TRT-3’te canlı olarak yayınlanan Pota programının bu haftaki konuğu TBF Başkanı Turgay Demirel oldu. Turgay Demirel, Gökhan Özer’in sunduğu programda Türkiye ve dünya basketbol gündemine ait konularda açıklamalar yaptı.
Bu yılın Eylül ayında çok zorlu bir turnuvanın yaşanacağını belirterek sözlerine başlayan Turgay Demirel, “2010 yılında düzenlenecek olan Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yapma arzusunu ifade ettiğim ilk dönemden beri bu günler için hazırlanıyoruz. Eylül ayında çok zorlu, çok heyecanlı ve çok çekişmeli geçecek maçlar sonunda inşallah hem Ankara’daki hem de İstanbul’daki salona gelen basketbolseverler ile birlikte televizyonları başındaki izleyenler Milli Takımımızın başarısını alkışlayacaklar. Bütün ümidimiz ve bütün arzumuz bu şekilde” dedi.
Organizasyonun önemine değinirken, Dünya Şampiyonası’nda Milli Takımızın hedefinin ilk 4 olduğunu da vurgulayan Demirel, “Biliyorsunuz basketbol 1900’lü yılların başında Kanadalı bir öğretmen tarafından bulunmuştu ve o günden beri de tüm dünyada birçok uluslararası organizasyon düzenlendi. Yaklaşık 60 yıl önce ilki gerçekleştirilen Dünya Şampiyonası organizasyonunun bu yıl on altıncısı düzenlenecek ve biz bu çok üst düzey organizasyona ev sahipliği yapacağız. Bu demek oluyor ki; bir 15 şampiyona sonra yani gelecekteki 50 yılda belki biz, Dünya basketbolunun en üst düzey ve en iyi ülke ve en iyi oyuncuların geldiği bir organizasyonu bir kez daha düzenleme fırsatını yakalayabiliriz. Dolayısıyla elimizdeki bu çok önemli fırsatın değerini sadece federasyonumuz, spor teşkilatımız ve Genel Müdürmüzün değil, herkesin çok çok iyi bilmesi gerekiyor. Basketbolumuzun tüm katmanları, ülkemizde spora ilgi duyan kesimler, sponsorlar ve kurumlar böyle bir fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeliler. Bunun sonucunda kazanan sadece Türk Bastebolu ve Türk sporou olmayacak, bu sayede yapılan tanıtımla ülkemizin de imajı yükselecek. Organizasyon dünyanın çok sayıda ülkesi tarafından canlı olarak yayınlanacak. Olimpiyatlarda da atletizmden sonra en çok izleyici çeken spor dalının basketbol olduğu düşünüldüğünde çok fazla insan tarafından izlenen bu büyük ve önemli organizasyonun değerinin farkında olmalıyız. Ufak tefek farklı görüşler nediniyle ne Milli Takıma ne bu organizasyona ne de Türkiye’nin önündeki bu fırsata hiçbir şekilde darbe vurmamalı ve engel olmaya çalışmamalıyız. Hep birlikte bütünleşerek, pozitif enerjiyle bu organizasyonu yaparsak, inanıyorum ki; hem çok başarılı bir organizasyonu gerçekleştireceğiz, hem de 2001 yılında olduğu gibi Milli Takımımız, tüm basketbolseverleri ve tüm vatandaşlarımızı sevindiren gerçekten başarılı sonuçlar alacak. Biliyorsunuz 2002 Dünya Basketbol Şampiyonası Amerika’da yapılmıştı. İlk kez katıldığımız bu turnuvada Dünya dokuzuncusu olmuştuk. Daha sonra 2006’da Japonya’da 24 takım arasında ikinci kez katıldığımız şampiyonada altıncılığı elde ettik. Bu kez de kendi evimizde yine 24 takımın katıldığı turnuvada bugüne kadar elde ettiğimiz dereceden çok daha iyi bir derece elde etmek isitiyoruz. Bu da ilk 4’e girmek demek oluyor. Eğer çeyrek finalleri geçip, yarı final aşamasına gelirsek, bu madalya maçları anlamı taşıyacak ki; bu da bizim için olağanüstü bir başarı olur. Bütün hedefimiz hep birlikte bunu gerçekleştirebilmek” diye konuştu.
Tesisler konusunda sorulan diğer bir soruya ise Demirel şöyle cevap verdi; “İstanbul Abdi ipekçi Spor Salonu, Kayseri Kadir Has Spor Salonu ve İzmir Halka Pınar Spor Salonu çok az eksiklerle şu anda turnuvaya hazır durumda. Bu 3 salonun dışında sizin de dediğiniz gibi Ankara, çok doğru bir yerde çok modern bir salona kavuşuyor. Bu salon hem Ankara basketboluna hem de diğer spor branşlarına hizmet verecek. İstanbul’da ise finaller için Ataköy’deki Olimpiyat evinin yanındaki salonda yapılan çalışmalarla ileride her türlü spor karşılaşmalarına hizmet edecektir. Daha iyilerini yapmayı gönlümüz arzu ederdi ama bu kazanrdırdığımız tesisler de uzun yıllar Trük Sporu’na hizmet edecektir”.
MEHMET OKUR KONUSU
Mehmet Okur ile ilgili olarak da açıklamalarda bulunan Delmirel, “Bu konuda açıkçası biraz yanlış anlaşılma oluyor ve bir haksızlık yapılıyor. Biliyorsunuz basketbol milli takımımzın altyapısından itibaren yetişen oyuncuylarımızın her zaman tek ve en büyük arzusu milli formaya hizmet etmek, ülkelerini temsil etmektir. Bu onlar için ulaşabilecekleri en üst noktadır. Bütün sporcularımız da sağlıklı oldukları ve bir problemleri olmadığı zamanlarda milli formayı giymek isterler. Mehmet Okur da uzun yıllar Milli Takımımız da yer aldı. 2001 Avrupa Şampiyonası, 2002 Dünya Şampiyonası, İsveç’te 2003 yılında yapılan Avrupa Şampiyonası ve 2004 Avrupa Şampiyonası elemelerinde takımımızda yer aldı. 2005 Avrupa Şampiyonası’nda oynadı. Daha sonra 2006 yılında yapılan Dünya Şampiyonas’nıda sakatlığı nedeniyle milli takım formasını giyemedi. Sonrasında 2007 yılında İspanya’daki Avrupa Şampiyonası’nda tekrar takımda yer aldı. Daha sonra ise hem 2008 hem de 2009 yıllarında sakat olduğunu ifade ederek milli formayı giymedi. Geçen sene antrenörümüz Tanjevic ile yaptığı görüşme sonrasında tam hazır olmadığını, sakatlığının sürdüğünü ve milli takıma faydalı olamayacağını söyledi. Bu nedenle de antrenörümüz kendisini kadroya almadı. Ama basında sanki Tanjevic, Mehmet Okur’u sevmiyor ve o yüzden kadroya almak istemiyor gibi yansıtıldı. Bu sene için de Milli Takım Menajerlerimiz Harun ve Barbaros Amerikaya giderek Mehmet’in maçını izlediiler ve onunla görüştüler. Kendisi geçen sene de antrenörümüze eğer sakatlığı olmazsa Dünya Şampiyonası’nda Milli formayı giymekk istediğini söylemişti. Harun ve Barbaros ile yaptığı görüşmede de yine aynı şeyleri söylemiş. Uzun bir sezon oynanıyor NBA’de. Gerek Ersan, gerekse Hidayet ve gerekse Mehmet çok zorlu maçlar oynuyorlar. Çok seyahet ediyorlar. Dolayısıyla yıparatıcı bir takvim içerisinde de yer alıyorlar. İnşallah sezon içinde hiçbir oyuncumuzun başına sakatlık gelmez. Dinlenebilecekleri zamanlar olur ve hem kafaca hem de vücut olarak milli takımımız şampiyona için toplandığında sağlıklı bir şekilde sahada olurlar. Hem yurt içinde hem de yurt dışındaki oyuncularımızın hiçbir şanssızlık yaşamadan Milli Takım ile birlikte çalışmalara başlamasını diliyorum. Eğer böyle başlarsak, ondan sonrasının da çok iyi gideceğine inanıyorum” dedi.
MİLLİ TAKIMA YABANCI OYUNCU ALINACAK MI?
Yabancı bir oyuncunun Türk vatandaşı olarak Milli Takımımızda oynayıp oymayacağı konusundaki soruya ise Demirel şöyle cevap verdi; “Açıkcası bu birkaç senedir bizim de takip ettiğimiz ve değerlendirmek istediğimiz bir konuydu. Biz önemli bir basketbol ülkesiyiz. Böyle bir ülke olarak sanki bir kulüp transfer yapıyormuş gibi iyi bir sporcuya pasaport vererek, onu alıp milli takımımızda joker gibi değerlendirmek bize çok sempatik gelmedi ve bu yüzden de bu zamana kadar yapmadık. Bu oyuncunun gerçekten takıma ve ortama çok uyacak, bizi hem takımda hem de takım dışında hareketleri ile iyi temsil edecek ve bizim kadroya almadığımız Türk oyunculardan da daha yetenekli bir oyuncu olması gerekiyordu. Bu güne kadar ülkemizde oynayarak Türk vatandaşı olan oyuncular arasından da bu kriterlere uygun bir oyuncu tespit edemedik. Bu çok istediğimiz, çok tercih ettiğimiz ve illaki yapmak istediğimiz bir olay değildi. Fakat herkes bize, “evinizde bir şampiyona oynayacaksınız. Eksik olan bir pozisyonunuza böyle bir takviye yaparsanız, ileride elde edilecek bir başarıda belki onun adı çok az geçecek ama sonuçta başarılı olan Milli Takımımız olacak” diyor. Biz, bir takım değerlendirmeler yaptık ama gerçek bir çözüm bulamadığımz için de somut ve kesin bir adım atmadık. Halen bakıyoruz olabilir mi diye ama olmazsa kimse üzülmemeli ve şaşırmamalıdır. Türk Basketbolu böyle bir hak kullanmadan da sahaya çok güçlü çıkacaktır. Elinden gelenin en iyisini yapacaktır. Ve kenetlenerek çok iyi mücadele edecektir. Herşeyden önemlisi takımın uyumu, huzuru ve 12 kişinin sahaya tek yumruk olarak çıkabilmesidir. Bu ortam sadece maçlar başladığında değil 45 günlük kampın başında olmalıdır. Bütün bunlar düşünüldüğünde doğru bir çözüm yada bir alternatif bulamadık. Belki de bu obsiyonu hiç değerlendirmeyeceğiz”.
2010 yılında alınacak iyi bir dereceye maskotun da çok sevineceğini ifade eden Demirel, “Çünkü o da haksız yere eleştiriliyor. Belki daha kendisi hakkında konuşulanların tam farkında değil. Biz bu şampiyonada bu zamana kadar elde ettiğimiz dereceden çok daha iyi bir derece elde etmek istiyoruz dedik. Türkiye şimdiye kadar sadece 2 kez Dünya şampiyonası’na katılabildi. Bunlar da 2002 ve 2006 yıllarında gerçekleşti. Dolayısıyla bu başarıyı yakalarken, bunu geliştirmek için altyapılara yatırım yaparken, amaçımız gelecekte böyle bir organizasyonu ülkemizde düzenlemekti. Bunu yaparken de başarılı olabilecek bir kadroyu oluşturmak istedik. Şimdi amacımız dokuzunculuk ve altıncılıktan daha iyi bir derece elde etmek. 2002 yılındaki ilk şampiyonamızda da dokuzunculuktan daha iyi bir derece elde edebilirdik çünkü Porto Riko maçını 2 sayı ile kaybettik. Breziyla maçının ilk yarısında 17 sayı öndeyken 2 sayı ile maçı son saniyede kaybettik. Bu neticelerle ilk 4’e girebilecekken bizim yerimeze Almanya ve Yeni Zellanda üçüncülük ve dördüncülüğü paylaştı. Ev sahibi Amerika ise altıncı oldu. Başarı kolay gelmiyor. Büyük çalışma ve federakarlık istiyor. Ama herşeyden önemlisi basketbol camiasının Türk Milli Takımı’nın arkasında kenetlenmesi gerekiyor. Bütünülye tek bir yumruk olarak bu Dünya Basketbol Şampiyonası’nı yaşamalıyız. Eğer bu şampiyona sonrasında hesap sormak isteyen olursa bu herkesin hakkı. Herkes yorumlarını yapabilir. Ama bunu önceden yapmak; Milli takıma ve basketbola zarar vermek anlamına geliyor ki; bu kişileri tarih mutlaka tespit edecektir. Maskot konusunda da benzer şekilde bazı olumsuz eleştiriler geldi. Bence çok sevmili ve çok güzel bir maskotumuz var. Bu maskotumuz şampiyona sırasında çok değerli işler yapacak, çocuklarla bütünleşecek ve çocuklara basketbolu sevdirecek. Maskotumuzun çok büyük satışlar yapacağına da inanıyorum. Şimdi maskotumuzla ilgili bir çizgi film hazırlığı yapıyoruz. Bu sayede de çocukların ilgisini çekeceğiz. Bu şampiyona sadece derece ve başarı ile yada tesislerle ilgili değil 2010 yılından 2020 yılına kadar Türk Basketbolu’nun daha da ilerlemesini ve basketbol ailesinin tüm katmanlarındaki kişilerin bu işten daha çok yararlanmasını sağlayacak. İnanıyorum ki; bu şampiyona sonrasında çok sayıda genç basketbolcu çıkacak. Biz, 2001 Avrupa Şampiyonası’nı aldık ve çok başarılı bir şekilde yaptık. Ardından Bayanlar Avrupa Şampiyonası’nı çok iyi bir şekilde gerçekleştirdik. Şimdi de Dünya Basketbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan Avrupa’daki 4. ülke olacağız. 2002 Amerika, 2006 Japonya, dünyanın en gelişmiş 2 ekonomisinin ardından bu şampiyonayı şimdi biz düzenleyeceğiz. Bunu maskotumuzla, organizasyonumuzla ve takımımızla bir başarı öyküsüne çevirmek elimizde. Yeterki bir bütünlük içinde bu işe sarılalım ve birbirimize yardım ederek birbirinden güçlü takımlara karşı Milli takımımızı destekleyelim. Tüm bunların sonucunda da inşallah hepberaber 2001’deki çoşkuyu tekrar yaşarız” dedi.
Beko Baskebol Ligi ve All Star organizasyonu ile ilgili düşüncelerini de paylaşan Demirel, “Maalesef ligimizde hem geçtiğimiz sezon hem de bu sezon tribün olayları yaşadık. Ayrıca geçen senin finalinde de bir doping olayı yaşadık. Bunlar tatsız oldu tabi. Yine bu sene çok önemli bir kulübümüzün ceza alması olayı doğdu. Bemin de kaptanlığını yaptığım ve şampiyonluklar kazandığım değerli bir kulübün başından şanssız olaylar geçti. Tüm bunlarla Beko Basketbol Ligi’nde gündem değişiklikleri oldu. Ama Beko Basketbol Ligi Avrupa’nın en güçlü, en taktir edilen ve en beğenilen liglerinden biri. Ekonomik krizlere göre bazı küçülmeler ve daralmalar elbette yaşanıyor. Bu, diğer Avrupa liglerinde de oluyor. Bu hafta sonunda Beko All Star şöleni Kayseri’de yapılacak ve bu şölen Kayseri’yi Dünya Basketbol Şampiyonası‘na hazırlayacak. Her sene yaptığmız gibi ülkemizin yerli ve yabancı yıldızları bir araya gelecekler ve izleyenler hoş vakit geçirecekler. Ben, Beko Basketbol Ligi’nin hem gelişiminden hem de organizasyon ile ilgili çalışmalarından memnunum. İleride yapılacak Teknosa Türkiye Kupası finallerini de Dünya Şampiyonası’nın yapılacağı salonlardan birinde oynatacağız. Bu da bizim için bir test organizasyonu olacak. Hafta sonunda Kayseri’deki şöleni hem salondan hem de televizyoları başından izleyecek basketbolseverler çok hoş birkaç saat geçirecekler. 20/10 diye başlattığımz bu 2010 projesi artık final seviyesine. Umarım bu yıl hepimiz için çok iyi bir yıl olur” diyerek sözlerini noktaladı.



