“İstanbul deyince aklıma kocaman bir dalyan gelir” diyor Bedir Rahmi (Bedros)… Biz basketbolcular için de ne zaman aklımıza bir final maçı gelse gözümüzde F.Bahçe-G.Saray derbileri canlanır. İki takım da bu düşüncemize yakışır şekilde şampiyonluk serisinde mücadelesini sürdürüyor. Daha önce yazdığım ve de herkesin üzerinde birleştiği gibi F.Bahçe ile G.Saray arasındaki kalite farkı sahaya çok yansıyor. Sarı – Kırmızılılar, sezon içinde tutturduğu maç momentumunu F.Bahçe önünde bir türlü yakalayamadı. Basit hata oranı artıp, hücumda çok sayıda boş atış kaçınca; buna bir de ‘yumuşak savunma’ eklenince; Sarı – Lacivertliler etkili silahlarını kullanmaya başlıyor. G.Saray koçu Oktay Mahmuti’nin oyuncularından istediği mücadele parkeye yansıdı ancak maçın kırılma anı 3. periyotta yaşandı. G.Saray bu bölüme etkili başlasa da F.Bahçeli Ukic’in üst üste attığı 3 tane üçlük, ardından Tomas’ın potaya yolladığı bir diğer dış atış, Sarı – Kırmızılıları hem fiziki hem de mental açıdan oyundan kopardı.
Yine de G.Saray’ın perşembe günü Abdi İpekçi’de taraftarının desteğini arkasına alarak çıkacağı maçta daha farklı bir anlayışla sahada olacağını düşünüyorum. Ama bu demek değildir ki çok yönlü bir takım olan F.Bahçe’nin hiç şansı yok. Sarı – Lacivertliler iyi hücum ederken, aynı zamanda sertleşen savunmasıyla rakibine sayı şansı tanımıyor. Net şekilde görünen gerçek seride 2-0 önde olan F.Bahçe’nin rakip sahada en azından bir maçı kazanmak isteyeceği. Elbette geride kalan iki maçta farklı skorlar ortaya çıksa da 1940’lardan günümüze ulaşan bu rekabette G.Saray mücadelesiyle alkışı hak ediyor. Takım sporlarında 5. şampiyonluğun peşinde olan F.Bahçe, uzunuyla kısasıyla; her şeyiyle üstünlük sağlamasını bildi. Son söz karşılaşmanın hakemlerine… Maçın sonucuna etki etmeseler de performanslarını pek beğendiğimizi söyleyemeyiz. Faul standartını bir türlü yakalayamadılar, doğal olarak iki koçun ve oyuncuların sürekli itirazlarına maruz kaldılar.




