1 Şubat 2026, Pazar
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVYiğiter Uluğ Eldebrink'i yazdı: Buzlar Ülkesinden Gelen Ateş Parçası

Yiğiter Uluğ Eldebrink'i yazdı: Buzlar Ülkesinden Gelen Ateş Parçası

Beşiktaş Genel Direktörü Yiğiter Uluğ, Siyah – Beyazlı kulübün kadın takımının İsveçli yıldızı Frida Eldebrink'i yazdı.

Hemen baştan söyleyeyim; bunca yıldır basketbolun içinde olmama rağmen kadın basketbolu konusunda bilgi düzeyim sıradan bir izleyicinin çok üzerinde sayılmaz. İtiraf etmeliyim ki 2013 Avrupa Şampiyonası’nı izleyene kadar Eldebrink Kardeşler’in adını duymamıştım. İki yaz önce Türkiye Milli Takımı, turnuvayı bronz madalya ile kapatırken, yedinci sırayı alarak büyük sürpriz yapan İsveç’in en çok konuşulan iki oyuncusuydu Frida ve Elin Eldebrink…

Frida’nın ne kadar agresif bir hücum oyuncusu olduğunu, ilk o şampiyonada İtalya’ya karşı bir sayıyla kaybettikleri maçta fark ettim. Atıyor, attırıyor, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle sürekli tempoyu zorluyordu. İkiz kardeşi Elin, daha çok pasör ve organizatör rölündeydi. O yenilgiye karşın ertesi gün koskoca Rusya’yı devirerek yola devam eden İsveç, çeyrek finalde ev sahibi Fransa’ya son ana kadar direndi. Tabii başrolde Frida Eldebrink’le…

Kaçırılmayacak fırsat

Geçen yaz kadın basketbol takımımızı kurmaya çalışırken, menajerlerden ‘’Frida Eldebrink ile ilgilenir misiniz ?’’ mesajı geldiğinde, yukarıda sözünü ettiğim sahneleri hatırladım. Aslında o sıralar aynı pozsiyon için başka bir oyuncunun menajeri ile görüşüyorduk. Ama Frida Eldebrink, pas geçilemeyecek kadar iyi bir isimdi. Takım menajerimiz Çiğdem Oktay ile koçumuz Ömer Buharalı’nın ellerindeki bilgi bankasından verileri doğrulatmanın ardından, ‘’Neden Olmasın ?’’ diyerek pazarlığa giriştik ve her şey birkaç gün gibi kısa bir zaman aralığına sığdı.

Frida’nın Beşiktaş’a imza atması, başta ülkesi İsveç olmak üzere Avrupa’nın kadın basketbolu ile yakından ilgilenen ülkelerinde yarı hayranlık, yarı şaşkınlık içeren ifadelerle karşılandı. Yıllardır Stockholm’de yaşayan ve uzun süredir yüzünü görmediğim bir arkadaşım beni telefonla arayarak, heyecanlı bir ses tonuyla ‘’Haber doğru mu ? Sahiden imza attırdınız mı Frida’ya ? ‘’ diye sorduğunda, önemli bir transfer yaptığımızı daha iyi anladım.

Ne yazık ki, Türkiye’ye gelir gelmez sakatlandı kuzeyli kızımız… Edirne’deki hazırlık turnuvasında omuzu çıktı ve haftalarca takımdan ayrı kaldı. Onun yokluğunda dar bir rotasyonla, hayli dağınık bir tablo çizdik ve galibiyet bile alamadan Türkiye Kupası’ndan elendik. Lige peş peşe iki mağlubiyetle girdik. Bir yıl önce ligde oynadığı yirmi altı maçın on birini kazanmış kadın takımımızdan bu sezon için beklentiler çok yüksek değildi. Ancak Frida’nın katılmasıyla bambaşka bir kimliğe büründük. Avrupa’da altı maçta beş galibiyet, ligde altı maçta beş galibiyet derken, son iki ayın en çok konuşulan takımı haline geldik. 14 Aralık’ta Ataşehir’de alınan Fenerbahöe galibiyeti de çıkışın taç giyme töreni oldu.

Bu parlak başarı grafiğine karşın, taraftarlarımızın çoğu Frida Eldebrink’i tanımıyor henüz… O yüzden istedim ki, bu ay bu sayfalarda biraz ondan söz edeyim…

 

İki olimpiyat madalyalı aile

Eldebrink ailesi, sporcu bir aile… Amca Anders, ülkenin gelmiş geçmiş en iyi buz hokeyi oyuncuları arasında sayılıyor. 1998 Calgary Kış Olimpiyatları’nda İsveç’in bronz madalya almasında önemli rolü oynamış.

Baba Kenth ülkesini cirit atmada temsil etmiş başarılı bir atlet… 1984 Los Angeles Olimpiyatları’nda kürsünün üçüncü basamağına çıkmış. Yani, ailede iki bronz madalya var.

Gençlik yıllarında milli bir gülleci olan anne Eldebrink ise atletizm kariyerini kısa kesip, genç yaşta kondisyonerliğe başlamış ama kızlarını basketbola yönelmesinde başrolü oynamış.

İsveç’te basketbolun popüler olmaması, Frida’nın ilk gençlik hayallerini hep yurt dışına gitmek üzerine kurmasına yol açmış. Ve günün birinde, henüz yirmi yaşındayken, beklenen teklif Fransa’dan gelmiş. İlk profesyonel sözleşmesini imzalayarak Tarbes’in yolunu tutmuş.

‘’Başlangıçta çok zordu’’ diyor p günleri anımsayınca… ‘’Farklı bir ülke, farklı bir kültür, ailemden ilk kez ayrılmanın duygusal ağırlığı, neredeyse hiç İngilizce konuşmayan insanlar… Ama tüm bu sorunları takım arkadaşlarımın ve koçumun yardımıyla birkaç ayda aştım.’’

Adaptasyona en çok sevdiği işi yaparak genç yaşta para kazanmanın keyfi de eklenince, biraz buruk ve tedirgin başlayan Fransa macerası, bir başarı öyküsüne dönüşmüş. İki yıl Fransa’nın ardından, iki yılda Çek Cumhuriyeti’nde oynamış Frida… Kültürü ve iklimi İskandinavya’ya daha yakın bu ülkenin liginde ikiz kardeşiyle buluşmuş, yeni arkadaşlar edinmiş, uluslararası deneyimini arttırarak oyununu her gün biraz daha geliştirmiş.

İstanbul özlemi

Sonrası tekrar Fransa, ardından İspanya’nın ünlü takımı Rivas Ecopolis… Aslında o dönemlerde, hep günün birinde kariyerini Türkiye’de sürdürmenin hayallerini kurmuş: ‘’Daha önce Avrupa Kupası maçları için birkaç kez İstanbul’a gelmiş ve fazla bir şey görmesem de, ne kadar güzel bir şehir olduğunu anlamıştım. Türk takımları iyi yatırım yapıyor, ligin kalitesi sürekli yükseliyordu. Yazın önce kardeşim Elin Rusya’ya transfer oldu. Benimle ilgilenen Rus takımları da vardı ama ciddi bir teklif gelmemişti. Tam o sırada Beşiktaş geldi gündeme ve nasıl olduğunu anlayamadan sözleşme imzalandı.’’

‘’Burada çok mutluyum. İstanbul tahmin ettiğimden de büyük bir şehirmiş. Olağanüstü bir kültürel zenginlik var. Her şeyi bir arada görmek mümkün. Boğaz kıyısında yürümeyi, Bebek’te kafelerde oturup mola vermeyi seviyorum. Yüz metrelik mesafede Sushi yiyebileceğiniz yeri de, çok güzel bir İtalyan restoranını da bulabiliyorsunuz.’’

 

Son olarak Fenerbahçe maçını soruyorum Frida’ya…

‘’Müthişti’’ diyor gülerek… ‘’Herkes onların ne kadar güçlü bir takım olduğunu biliyor. Doğal olarak, maç öncesi Fenerbahçe favoriydi. Ama böyle yüzde yüz favori takımlara karşı oynamak bazen avantaj haline gelebiliyor. Ekstra motivasyon kaynağı bu. Maça iyi başlayınca, her dakika biraz daha kendimize inandık. Benim omuz sakatlığım dışından moral bozucu bir şey olmadı. Oyunun büyük bölümünü kontrol ettik. Bu onları hataya zorladı ve çok önemli bir maçı kazandık. Bir galibyetle bitmiyor elbette… Uzun bir yolculuk bu. Daha başındayız. Her hafta biraz daha iyi olacağız.’’

Frida Eldebrink ve arkadaşlarının bu heyecan verici yolculuğuna dünya gözüyle tanıklık etmek, onları desteklemek istiyorsanız, kadın takımımızın maçlarında BJK İntegral Arena’nın koltuklarını boş bırakmayın lütfen…

Kaynak: Beşiktaş Dergisi Ocak Ayı Sayısı

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler