25 Mart 2026, Çarşamba
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVYaralar ve Zaman

Yaralar ve Zaman

- Advertisement -
- Advertisement -

Bir rüya daha sona erdi, yine olimpiyatlara gidemiyoruz…

Dünya ikincisi olmuşken, ABD ile final oynamışken, ‘apoletlerimizle’ Londra için en büyük aday gibi görünürken veda ediyoruz Litvanya’ya… Hem de çeyrek final yüzü göremeden, ikinci turda elenerek, büyük bir başarısızlıkla…

Şimdi toparlanma, düşünme ve hataları düzeltme zamanı…

Biz nerede yanlış yaptık, neydi sorun milli takımımızda? Sokamadığımız fauller mi, atamadığımız üçlükler mi, hücum anlayışımızdaki istikrarsızlık mı, teknik kadronun yetersizliği mi, eksik kadromuz mu? Neydi bizi dünya ikinciliğine taşıyıp da Litvanya’da madara eden…

Teknik, taktik hakkında sabaha kadar konuşulur, herkesin bu konuda bir fikri vardır.

Bana göre kimse Orhun Ene’yi teknik olarak eleştiremez. Bizim düşündüğümüz, eleştirdiğimiz konuları o kuşkusuz sayısız kere toplantıların gündemine taşımış, çözüm aramıştır. Topu içeri indirdiğimiz zaman ne kadar pozitif oynadığımızı, Enes Kanter’in post-uplarının rakip savunmayı yaraladığını, Emir ile Ender’in ritminin hücuma akışkanlık kazandırdığını, savunma bazlı sayıların azlığını, fast breakleri kullanamadığımızı (Ömer Onan, Sırbistan maçında birkaç hızlı hücum yapınca maçın akışı değişti), dış atışlara yönelip birinci ikinci pastan sonra potaya baktığımızda oyunumuzun nasıl zedelendiğini o da biliyordur.

Bizim masaya yatırmamız gereken konu teknik-taktik değil… Bizim problemimiz daha büyük…
Biz neden dışarıda basketbol oynayamıyoruz. Neden motive olamıyoruz, neden aklımız başka yerde… Neden kırılma anlarında rol alamıyoruz.

Sorulması gereken soru bu… Ve bu sorunun yanıtı bizi ileride daha doğru yollara götürecektir.
Psikolojik ve mental sorunları bir kenara koyup basketbola konsantre olmakta zorluk yaşıyoruz. Deplasmanda oynarken dış etkenlere daha açık oluyoruz. Eleştirilere daha bir kulak asar gibi oynuyoruz. Surat ifadeleri bunu gösteriyor.

Ülkemizde oynarken seyirci desteği, halkın coşkusu, medyanın ittirmesiyle bir yumruk haline geliyor milli takım ama yurtdışına çıkınca, biraz kendi kendimizle kalınca defektlerimiz ortaya çıkıyor. İşte o zaman teknik-taktik olarak verimimiz düşüyor.

Esas sorunumuz ve üzerimize yapışan yafta bu. “Türkiye dışarıda basketbol oynayamaz. Türkiye sadece evinde başarı kazanabilir” düşüncesi artık Avrupa’nın literatürüne girdi. Kim bilir belki de kendimizi dev aynasında gördüğümüzden veya bir ekolümüz olmadığından kaynaklanıyordur bu…

Bir diğer enteresan konuya daha dikkatinizi çekeyim… Tanjevic milli takımın başına geldiği günden bu yana her başarısızlıkta ortaya konan ilk mazeret neydi? “2010’a hazırlanıyoruz. Bizim hedefimiz evimizdeki Dünya Şampiyonası’nda başarılı olmak” Günler geldi geçti ve hedefe ulaşıldı. Türkiye 2010 Dünya Şampiyonası’nda final oynayıp gümüş madalyayı boynuna taktı.

Evet, hedefe ulaşıldı… Acaba biz Litvanya’da, yıllardır ortaya konan hedefe ulaşmanın doymuşluğunu ve vurdumduymazlığını mı yaşadık… Bu da tartışılması gereken bir konu… Bana sanki 2011, bir geçiş yılı gibi geliyor.

O zaman…

Şimdi yeni bir sayfa açma zamanı…

Bembeyaz bir sayfa…

Önümüzde boş geçireceğimiz bir yaz olacak…

Slovenya’da 2013 yılında düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’na kadar zamanımız var. Acelemiz yok…

Ne yapılmalı?

Bana göre… Orhun Ene’ye şuan olduğundan kat be kat daha çok güvenmeliyiz. Tanjevic’in arkasında duranlar Ene’ye daha bir sıkı sıkıya sarılmalıdır. Çünkü Ene, bu takımın bir parçası, bu takımın bir aynası, bu takımın yeni yaratıcısı olmalıdır.

Onun kuracağı yeni kadroda, gençleri ekleyeceği yeni ekipte ‘Ene’nin izleri’ olmalıdır. Başka unsurlar onu rahatsız etmemelidir. Ekibini kendisi seçmeli, dış etkenlerden uzak tutulmalıdır. Ve denmelidir ki, “Orhun Ene, biz sana güveniyoruz. Artık evimizde bir turnuva yok. Dışarıda oynayacağız. Burada başarılı olabilecek. Yarıfinal seviyesini hep zorlayacak bir takım kur. Arkandayız. Yeni bir jenerasyonu takıma adapte etme fırsatı elinde. Kur kadronu, kendi sistemini oturt. Yeni gelen oyunculara yurtdışında nasıl başarılı olabileceğimizi öğret. Ve o takımın tohumlarını at…”

Bu takımda ister Hidayet, ister Kerem Tunçeri, ister Ömer Onan ister bir başkası olsun… Onlar her zaman bu takımın parçaları… Her zaman bu takımın liderleri… İyi bir sezon geçirirler, tekrar çağrılırlar… Veya teşekkür edilir, onurlandırılır ve yeni bir kadro oluşturur.

Ama onurlandırılır. Bir plaket verilir, basketbolseverlerle buluşturulur. Bir anda silinip bir köşeye atılmaz.
Onların basketbol yaşantımızdaki yeri, değeri, gücü tartışılmaz… O yüzden bir kalemde silmeyelim onları sileceksek… Biraz sakin olup zaman ne gösterir onu bekleyelim…

Yaralarımız ortada… Zaman ise her şeyin ilacı…

CAN İŞBAKAN

twitter.com/canisbakan

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler