Fotomaç gazetesi Editörü Çağdaş Doğan, Montepaschi Siena-Fenerbahçe Ülker, seyahatinde edindiği izlenimleri sitemize aktardı:
İki hafta önceye dönüyoruz. Ülker'in daveti düşüyor mail adresime. Avrupa Ligi'nde Fenerbahçe Ülker'in, Siena deplasmanındaki maçıyla ilgili bir posta alıyorum. Ülker grubu, bu kritik maçı izlemek için beni İtalya'ya davet ediyor. Tereddütsüz 'Tamam' diyor ve 'Aranızda bulunmak beni de mutlu eder' şeklinde bir dönüş yapıyorum. Günler yaklaştıkça heyecan yerini meraka bırakıyor. Seyahattan önce toplu atılan mail'de kimlerin bu seyahate katılacağını görüyorum. Kimler kimler…
Can İşbakan'dan, Mete Aktaş'a, Sine Büyüka'dan Ümit Avcı'ya, Gökhan German'dan, Volkan Üstünyıldız'a… Türkiye'de basketbola yön veren önemli isimlerle bu yolculuğa başlamak mutlu ediyor beni. Düşünsenize hem İtalya, hem Siena maçı hem de basketbol sohbetleri…
Uçağımızın ilk yolculuğu Bologna. Uçakta sevgili Murat Kosova ve İhsan Bayülken karşımıza çıkıyor. Kısa selamlaşmalardan sonra Mete Aktaş ile sıkı bir basketbol muhabbeti. Yanımızda da Gökhan German. Arada o da katılıyor sohbete. İtalya'ya indiğimizde bize 2.5 gün boyunca mükemmel bir rehberlik hizmeti veren Viking Turizm'den Can bey karşılıyor bizleri. Her şey kusursuz ilerliyor bu süreçte. Bologna'da Ülker ekibi ve basketbol camiası ile birlikte La Pappallo'da yemeğimizi yiyoruz. Peynirler, makarnalar, mezeler derken kendimizi Floransa'ya gidecek otobüste buluyoruz.
Yaklaşık 1.5 saatlik yolculuktan sonra 'Firenze Four Seasons'ı iki günlük konaklama yeri olarak belirliyoruz. (Ülker grubunun seçimi) Otele yerleştikten sonra ekip olarak 'Cumhuriyet Meyhanesi' tarzında bir yerde buluyoruz kendimizi. İtalyanlar etrafımızda pervane. Peynir tabakları, mezeler, Floransa usülü biftek bizi bizden alıyor. Ancak İtalyanlar'ın mezesinin, bizimkilerin yanında esamesi okunmaz. (Peynir dışında)
Ertesi gün yorgunluk, uyku derken yeni güne başlıyoruz. Saat 10.00 gibi otelden ayrılan kafile, Floransa şehir turuna çıkıyor. Hava soğuk ama kimin umrunda. Herkes alışveriş ve yeni tatlar peşinde. Şehrin aldığı nefesi, soluduğu havayı ciğerlerimizde hissediyoruz. Sıcak çikolata üşüyen bedenimize ilaç gibi geliyor. Sonrasında Arno Nehri üzerinde mükemmel bir öğle yemeği. Karides ve ahtapot'ların Mete Aktaş'a selamı olsun.
Yemek sonrasında ufak bir gezinti ve peynir alışverişinden sonra kendimizi Ergin Ataman'ın eski evi olan Siena'da buluyoruz. Buz gibi hava, dar sokaklar ve Del Campo meydanı derken saatler 19.00'u gösteriyor. Muhteşem pizzalardan sonra rotamız Siena-Fenerbahçe Ülker maçının oynanacağı Palasport Mens Sana. Ateşli Sienalılar salonu ağzına kadar doldurmuş. Basın tribününde yerimizi alıyoruz. Maç başlıyor. Hiç de istediğmiz gibi değil ortam. Greer saçmalıyor, McCalebb yükleniyor, 'Eyy Ukic nerdesin' diyoruz?' Bir bakmışız maç bitmiş. Hem de 29 sayı geride. Olsun en azından Rytas, Barça'yı devirdi diyoruz.
İstikamet yine Floransa. Buz gibi havada otobüse yürürken ufak çaplı bir donma tehlikesi. Hatta otobüste 'Can İşbakan nerde? Kaybettik' tribleri. Neyse ki olay bir şakaymış. Otele dönüşten sonra son gecenin vermiş olduğu burukluk hakim tüm yüzlerde…
Sabah kalkıyoruz ve İstanbul yolu için hazırlıkları tamamlıyoruz. Bologna'dan biraz burukluk, biraz tebessüm ile Atatürk Havalimanı'nın yolunu tutuyoruz. İstanbul'da indiğimizde 2.5 günde hiçbir şeyin değişmediğini, trafiğin yine aynı olduğunu, karmaşanın devam ettiğine bir daha tanık oluyoruz. Ama biz bu şehri bundan dolayı sevmiyor muyuz?
Nihayetinde 2.5 gün boyunca bizi çok iyi bir şekilde ağırlayan, elimizi sıcak sudan soğuk suya sokmayan Ülker'e, şehirleri gezmemizde bizlere yardımcı olan Viking Turizm'e sonsuz teşekkürü bir borç biliyorum. Yeni seyahatlarde buluşmak üzere…



