Ana SayfaDİĞERARŞİVUfuk açmak / MURAT MURATHANOĞLU

Ufuk açmak / MURAT MURATHANOĞLU

- Reklam -

Efes Pilsen gibi bir Efes Pilsen’i uzun zamandır izleyemiyoruz. Basketbolseverlerin en büyük şikâyetlerinden birisi Aydın Örs sonrası yaşanan iki Avrupa üçüncülüğüne rağmen Türk basketbolunun yılardır lokomotifi olan kulübümüzün kendi özelliklerini yitirmiş olmasıydı. Üretemeyen bir altyapı, gitgide büyüyen ancak beklenen verimin alınamadığı bütçeler, takım ruhunun giderek kaybolması ve hatta bireysel olarak yıldız diyebileceğimiz isimlerin bir araya geldiğinde toplama bir takım gibi oynamaları, mücadele etmeleri ve davranmaları. Burada Efes Pilsen tarihinin yazarak vaktinizi almayacağım, çünkü zaten basketbolsever olup o tarihi bilmeyen yoktur. Kısaca özetlersek 1993 yılı Avrupa Kulüpler Kupası’nda Torino’da oynanan ve 50-48 kaybedilen final. 1996 yılında gelen Koraç Kupası. 2000 yılında gelen ilk Final Four ve Barcelona’yı 75-69 yenerek elde edilen Avrupa üçüncülüğü. 2001 yılında gelen ikinci Final Four ve CSKA Moskova’yı yenerek elde edilen Suproleague Avrupa üçüncülüğü. Ondan sonra da 10 yıllık bir Avrupa hasreti. Tabii Türkiye’de devam eden şampiyonluklar ve kupalar var, ama artık Efes Pilsen alıştığımız Avrupa çizgisinde değil. Hatta Türkiye’de son yıllarda Fenerbahçe Ülker’in gerisinde kalmış bir Efes Pilsen.

Bu sezonda yeni bir deneme. Ergin Ataman ve Oktay Mahmuti dönemlerinden sonra David Blatt, tekrar ikinci Ergin Ataman dönemi, Velimir Perasovic ve Avrupa’da gitgide elitliğini yitiren ve Türkiye’de son 5 yılda sadece 1 şampiyonluk. Efes Pilsen’in artık doğru bir hamle yapması gerekiyordu. Perasovic’in takımını izlerken, iyi oldukları dönemlerde bile görüntüde bir eksik, bir yanlış, rahatsız edici etkenler vardı. Beko Basketbol Ligi’nde Efes Pilsen 7 mağlubiyet almıştı. Türkiye Kupasında kayboldu gitti. Perasovic ile mayanın tutmadığı belliydi ve önemli bir karar alınarak yollar ayrıldı. Sezon sonuna kadar takımın başında getirilmesi beklenen iki aday olduğunu düşünüyorum. Yama mevcut kadrodan yapılacağından dolayı ya Ekrem Memnun ya da Ufuk Sarıca gelecekti. Ekrem’in belki antrenörlük kariyeri bu şansı daha fazla hak ettiğini gösteriyordu, ama Tuncay Özilhan tercihini Ufuk Sarıca’dan yana kullandı. Ne de olsa Efes Pilsen ruhu geri gelecek, Efes Pilsen eski kişiliğini kulüp olarak bulacaksa bunu en iyi bilenlerin başında Ufuk Sarıca geliyordu. Efes Pilsen basketbol okullarından başlayan yaklaşık 22 yıllık bir beraberliği vardı genç koçun kulübüyle. Alt yapının nasıl işlemesi gerektiğini Aydın Hocasıyla bizzat yaşamış, yetişen genç oyuncuların takıma monte edilişine bizzat tanık olmuş ve o montajın içinde yer almış birisiydi. Efes Pilsen ruhunu bilmesine gerek yoktu, zaten Efes Pilsen ruhuydu kendisi. Yıldız oyuncular için gerekli fiziksel özelliklere sahip olmasa da, gerçek bir yıldız olmayı başarmış, belki de Türkiye’de hem hücumu hem savunmayı aynı derecede etkili ve başarılı şekilde yapan ilk oyuncu olmuştu.

Aliağa galibiyetini izlerken, kısa bir sürede Perasovic’in Efes Pilsen’i gitmiş beklediğimiz Efes Pilsen’e ulaşmak açısından dev bir adım atmış bir Efes Pilsen izledik. Siz skora bakmayın, Efes Pilsen karşısındaki Aliağa Petkim o gün oyunuyla, direnciyle ve konsantrasyonu ile Beko Basketbol Ligi’ndeki hemen hemen tüm takımları yenebilirdi. Ufuk kısa sürede önemli adımlar atmış. Bir kere Ender Arslan, Cenk Akyol ve Ersin Dağlı gibi oyuncuları tekrar takımın parçası haline getirmiş. Onların üzerindeki ölü toprağını atmalarını sağlamış. Takımın en büyük derdi olan Igor Rakocevic’i diğerleriyle bütünleştirmek için çok yol almış. Rakocevic’e elini bile uzatmayan takım arkadaşları, şimdi yere düşünce gidip onun kalkması için yardım ediyorlar. Rakocevic dört dörtlük olmuş mu? Tabii ki hayır! Her halinden çok zor bir oyuncu, çok zor bir kişilik olduğu belli oluyor. Ama takım arkadaşları ona çok daha ılımlı yaklaşıyorlar. Biliyorlar ki en azından bu sezonunun sonuna kadar o formayı üstünden çıkarmayacak. Bu nedenle o formayı da bir kumaş parçasından daha önemli bir hale getirmek için gayret içindeler. Rakocevic de karşılığını 6 ribaund alıp ve 4 asist yaparak verdiğini düşünüyor. Bu bile bence çok önemli bir adım.

Nikola Vujcic ve Flip Murray de belki Ufuk Sarıca’nın ideal tipinde oyuncular değil. Ama onları da işin içine çekmeyi, çekerken de dakikalarını abartmamayı çok iyi başardığını düşünüyorum. Şu anki görüntüsüyle, Efes Pilsen’in herkesin gözüne kestirdiği bir takım olmaktan hızla uzaklaştığını, herkesin çekineceği bir takım haline gelmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İki deplasman galibiyeti (Türk Telekom ve Aliağa Petkim) ve evinde bu sezonun en başarılı ve alkış hak eden basketbolunu oynayan Banvit’i yenmek tabii ki o hayallerdeki ve gönüllerdeki Efes Pilsen geri geldi anlamına gelmiyor. Gelmemeli de zaten. Efes Pilsen’den Türk basketbolseverlerin beklentisi Avrupa’da herkesin korktuğu, kendisinin kimseden çekinmediği ve her yerde herkesi yenebilecek bir kimliğini tekrar ortaya çıkarması. Ufuk Sarıca oyuncu olarak bu özelliklerin hepsine sahipti, koç olarak da sahip olacaktır.

Tabii burada Ufuk Sarıca’ya ve Efes Pilsen yönetimine de büyük sorumluluk düşüyor. Ufuk Sarıca’ya kulüp olarak yatırım yapılmalı ve antrenör-koç olarak kendini geliştirmesi, birikimini arttırması için ne gerekiyorsa esirgenmemeli. Şu son yıllar gösterdi ki, Ufuk Sarıca Efes Pilsen kulübü için Efes Pilsen ruhunu ve basketbol karakterini yakalayabilmeleri için son şans olabilir. Uzun yıllar Türk basketbolunun gurur kaynağı olmuş Efes Pilsen gibi bir kulübün teknik patronu olmakta Ufuk Sarıca için bulunmaz bir şanstır. İki tarafın da bunun farkında olduğunu düşünüyorum. Ufuk Sarıca tecrübe açısından böyle bir yükü taşıyabilmek için yeterli görünmeyebilir, ama çok zekidir. Oyuncu psikolojisini bilir, yıldız egosunu anlar, oyuncunun fiziksel ve ruhi durumdan ne yapması gerektiğini ve nasıl ayar uygulaması gerektiğini de hisseder. Mütevazıdır, iyi kalplidir ve suratına bir türlü arkandan başka türlü konuşmaz. Sorumluluğunu bilir ve oyuncusunu korur. Çok çalışılması gerektiğini, ancak o emeği verenin de bir şekilde ödüllendirilmesi gerektiğinin farkındadır. Ben aynı zamanda Ufuk Sarıca’nın sadece saha içinde değil, aynı zamanda saha dışında da duruşu, konuşması ve sempatisiyle Efes Pilsen’in yüzü olarak o kaybolan hayranlar kitlesinin yeniden doğmasını sağlayacağını düşünüyorum.

Bana Ufuk Sarıca ile basketbol konuşmak hep Erman Kunter ile basketbol konuşmalarımı hatırlatır. İkisiyle de basketbol sohbetinin keyfine doyum olmaz. İkisi de basketbolu çok iyi bilirler, yetenekten anlarlar ve ikisinin de rakibi çözme özellikleri vardır. Erman Kunter de Cavit Altunay, Yalçın Granit ve rahmetli Aydan Siyavuş etkisini hissedersin. Ufuk Sarıca da Aydan hoca, Murat Didin ve tabii ki Aydın Örs’ü… Bunlar Türk basketbolunun en önemli teknik beyinleri arasında yer alan isimler. Erman Kunter’in Cholet’deki başarısı beni hiç şaşırtmadı, Ufuk Sarıca’nın da Efes Pilsen’de başarılı olması beni hiç şaşırtmayacaktır. Yeter ki basketbolu düşünsün, basketbolu yaşasın.

Bu sezon Beko Basketbol Ligi’nde şampiyonluk adayları oldukça fazla. Son yıllarda görmediğimiz kadar kaliteli ve çekişmeli bir lig izliyoruz. Efes Pilsen şampiyon olabilir veya olmayabilir. Burada önemli olan Efes Pilsen’in Avrupa basketbolunda eski yerine tekrar yükselmesi. Ufuk Sarıca da bunun farkında. Ufuk Sarıca da bunu istiyor. Ufuk Sarıca bunun pahalı ve etkileyici CV’lere sahip oyuncuları sadece plansız, programsız bir araya getirerek olmayacağını da biliyor. Onun sırtladığı Efes Pilsen takımları bir takımdı. Hidayet Türkoğlu, Petar Naumoski, Tamer Oyguç, Mirsad Türkcan, Conrad McRae, Larry Richard, Volkan Aydın, Murat Evliyaoğlu, Hüseyin Beşok, Taner Korucu ve Ömer Onan… Hepsiyle oynadı Ufuk Sarıca. Hepsi çok farklı insanlardı, farklı özelliklere sahipti, kimi yıldızdı kimi değil, ama hepsi bir araya geldiğinde bir bütün oluyorlardı. Bir takım oluyorlardı. Efes Pilsen için ufuklar açmak, Ufuk Sarıca gibi kendi evladıyla olursa özlenen, alkışlanan hangi takımı tutarsan tut basketbolseverlerin kalbinde taht kurmuş Efes Pilsen’in de geri gelmesini sağlayacaktır. Hiçbir zaman FIBA veya ULEB ile Yunanlılar, Sırplar veya İspanyollar gibi ilişki içinde olamayacağımızdan dolayı benim hep kendimiz için en doğru örnek olarak gördüğüm Montepaschi Siena’nın Simone Pianigiani’si gibi olmaması için hiçbir neden görmüyorum. Yeter ki Ergin Ataman veya Oktay Mahmuti’ye verilen fırsat ona da verilsin.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler