Maçları televizyondan izlerken, zaman zaman bazı resimler getiriyor ekrana yönetmenler.
Tribün, seyirci, ünlü kişiler, yöneticiler ve sıkca da coachlar oluyor bu karelerde.
Bu kısa görüntüler genelde çok önemli düşünceleri yansıtabilir.
Tabii iyi okumak gereklidir bir sonuç çıkarmak için.
Yazımın içeriği yine Eurolig takımlarımızın oynadığı maçların analizi.
Sezona fırtına gibi giren ve zaman geçtikce başaşağı “Pike” yapan Beşiktaş, sonunda yediği iki baskete karşı bir basket atabilen bir takım haline dönüştü.
Feci bir durum!
Kenarda kollarını devamlı iki yana sallayan Erman Kunter, hayal kırıklığı yaşamaya devam ediyor.
Vucut dilinden “Nerden geldik buraya, ne iş aldık başımıza”dercesine mutsuz olduğu anlaşılıyor deneyimli coachun.
Utku sakat, birde Vidmar olmayınca, diğer dış oyuncular baskı altında top paylaşımında bile zorlanıyor ve basit top hataları, istatistiklerde ön sırayı alıyor. Ribaunt yok. Pas trafiği sekteye uğruyor. Hızlı hücum arada bir. Türk oyunculardan katkı zero!nPas hataları her maç rekor seviyede.
Birde Jerrells gibi, “Başına buyruk oynayan” bir play-maker’in varsa, ortaya çıkan tablo korkunç! Anlaşıldığı gibi Kartal’ın işi oldukça zor, her iki cephede de..
Maçın dördüncü periodu başlamış Fenerbahçe Ülker, başabaş götürdüğü maçta hata üstüne hata yapıyor. Savunma dağınık, hücumda bireysel atraksiyonlar başlamış, takım geriye koşmakta zorlanıyor.
İşte o anlarda yönetmen ekrana Fenerbahçe teknik heyetini ve yedek oyuncuları getiriyor ekrana.
O ne görüntü öyle!
Kemal Dinçer elleriyle saçlarını arkaya doğru hırsla sıvazlıyor.
Teknik heyet aralarında el kol işaretleriyle sinirli biçimde diyaloğ halinde.
Ve yedek oyuncuların hepsinin elleri şakaklarında, korkulu gözlerle “Faciayı” izliyorlar.
Çünkü sahada, bir periodta en fazla sayı yeme rekoru kırılıyor.
“OTUZ ALTI”
Macabi Tel-aviv takımıda Eurolig’te ki ilk galibiyetini alıyor böylece.
Anadolu Efes’te “Sulh çubuğu” tütmeye başlamış.
Uzun zamandır tribünde görmediğimiz takımın “asıl patronu “ Tuncay Özilhan” her zaman ki yerini almış.
Mahmudi rahatlamış, taşlar yerine oturmaya başlamış.
Kerem Tunçeri direksiyonda. Farmar ve Gordon vazife taksiminden mutlu. Semih sayıları attıkça, savunmada adeta devleşiyor. Vujciç ve Savanoviç, onlarında yüzü gülüyor.
Geriye Kerem Gönlüm ve Sinan Güler kaldı.
İkiside uyumlu çoçuklar, problem çıkarmazlar.
Son saniye oyuna soksan! Niye? Demezler.
Canla başla oynarlar.
Bütün bunlar bir yana, bir hakikat var ki, gözardı edemeyiz.
Eurolig’te mücadele eden takımlardan sadece, bizim takımlarımız düşük etempoda oynamakta.
Savunma şiddeti ve devamlılığı çok düşük.
Hızlı oyun ve hızlı oyun sonrasına geçiş yok denecek kadar az.
(Secondry-Break)
Hücumda oyuncular ve paslar yavaş ve etkisiz.
Yukarıda sıraladığım temel “olmazsa olmaz”lardan yoksun bir basketbolün doğru ve parlak olduğunu savunanlar gelip bana anlatsınlarda , bizde hak verelim onlara.
Çünkü bazen televizyonda maç izlemek işkenceye dönüşüyor.
Bıkkınlık getirdi şu “Hemaset” edebiyatı yapan çok bilmişler.



