Geçen haftayı ülkenin yaşadığı kederli günlerin sirayeti misali Eurolig’de üçte sıfır ile kapatırken bu hafta basketbolseverleri biraz daha güldüren bir bilanço çıktı.Galatasaray MP’nin belki de Eurolig’in en zor deplasmanlarından birinden mağlup dönmesiyle başlayan haftada önceFenerbahçe Ülker, ardından Anadolu Efes’in galibiyetleri geldi.
Bu hafta sürpriz sonuç çıkmazken Prokom ve KK Zagreb nagalip takımlar olarak kaldılar. Zalgiris’in bu yazı yazılırken henüz Panathinaikos deplasmanına çıkmadığını hatırlatalım. Takımlarımıza şöyle bir göz atalım.
Siena Aslan’ı yordu
Belki bir Pionir, Nokia Arena ya da OAKA seviyesinde olmasa da Montepaschi Siena’nın Palaestra’sı belki de Eurolig’de rakip takımları en ciddi sınava tabi tutan salonlardan ve deplasmanlarından biri. Özellikle de oyuncular daha önce bu tecrübeyi yaşasa da takım olarak bir bütün olarak bu deneyimi paylaşmayan oyuncu grubunun ayakları, kolları bu ortamlarda doğru ritmi bulmakta zorlanıyor.
Bu eski ÖSS’den beter sınavın en güçlü parçası ise Siena’nın ‘alameti farika’sı olan maça baskıyla, yüksek tempoyla ve çok yıpratıcı bir sertlikle başlaması. Bir de Galatasaray karşısında maça bilhassa McCalebb ve Kaukenas ile yüksek yüzdeyle başlayınca ilk çeyrek skoru 30-16 olarak belirdi. Aynı tarifeyi 2. yarı başında da uygulayınca işi çok zor oldu Galatasaray’ın. Yıllardır bazı oyuncular değişse de omurgasını koruyan ama asıl önemlisi bizim takımlarımızın sahip olmaya çalıştığı kimlik, sistem ve karakter konularında çok farklı yerlerde olan bir takım Siena.
Koç Pianigiani, Ergin Ataman’dan aldığı bayrağı öyle yerlere götürdü ki, Eurolig’in en doğru modeli konumundalar. Geçen yıl çeyrek final serisinde ilk maçını 47 sayıyla kaybedip sonra Olympiakos’u tarumar edip F4 gören ve son yıllarda evinde çok zor kaybeden bir takımdan bahsediyoruz. Galatasaray da o istikrar, sistem ve kimlik yolundan gitmeye çabalıyor. Mağlubiyetlerin her biri sınav ve bu sınavlardan kalmak değil deneyimler edinmek asıl mühim olanı.
Eski savunmadan eser yok
Neven Spahija maç sonu demecinde aslında maçın durumunu çok iyi özetledi: “Uzun bir aradan sonra maç kazanmamıza rağmen yine de performansımızdan çok mutlu olduğumu söyleyemem. Taraftarımıza çok teşekkür ediyorum. İnşallah bu galibiyetten sonra bir sonraki maçta daha fazla taraftarımız olur.” İlk bölüme değinelim: Fenerbahçe Ülker’in geçen yıl kısalardan aldığı o savunma ve oyun kontrolü verimi bu sene neredeyse hiç yok. Kinsey’in gidişi, Tomas’ın sakatlığı ile sarsılan savunma departmanı, Sefolosha’nın gelişiyle biraz olsun toparlasa da asıl Ukiç’in formsuzluğu ve Jerrells’ın yetersizliğinde hücum organizasyonunda önemli aksamalar mevcut.
Geçen yıl ilk grup safhasını neredeyse top kaybı yapmadan tamamlama ritmi bulan Ukiç belki de şu günlerde takımın ritmini en çok bozan oyuncu konumunda. Sadece Ukiç değil bazı oyuncular gerçekten çok formsuzlar. Üstelik geçen yıl takım olma olgusuyla başarı elde eden takımın artık bireysel çabalar üzerinde ayakta durması asıl maç içi dalgalanmayı ve bir çeyrek iyi diğer çeyrek felaket olma durumunu yaratıyor.
Preldziç’in olağanüstü bireysel yaratıcılığı (12 asist), Sefolosha, biraz Bogdanoviç (laneti kırdı o da) ve bölüm bölüm Kaya, Ömer, Oğuz eşlikleri son bölümde tehlikeye giren maçı FB’ye getirdi. Çok önemli moral galibiyeti. Ama periyotlar hatta 5’er dakikalar arası özellikle de maç başı-maç sonu farklarının bu kadar keskin olması takımda sarılması gereken çok yara olduğunu gösteriyor.
Son olarak Vidmar’ın bu kadar az süre alması ise hâlâ cevabı bulunamayan problemler arasında…
Efes Milano’yu çabuk dağıttı
Charleroi uygulamalı dersinden sonra Efes, Eurolig’de hiçbir rakibin hafife alınmaması, takım rotasyonu, savunma sertliğinin ve takım disiplininin bir an olsun bırakılmaması gerektiğini hatırlayıp Milano’yu çok haşin savunma dalgasıyla sarsarak başladı maça.
Zaten İtalyan koç Scariolo’nun yaptığı transferlerle baştan yarattığı ve henüz taşların yerine oturmadığı Milano da çabuk dağılınca Efes ilk çeyrekten yarattığı 22-9’luk skorla maçı kontrollü götürerek sonuca ulaştı. Milano gibi deplasmandaki galibiyet sevindirici ama maçın genel basketbol kalitesi bir hayli düşüktü.
Sonuç olarak bu kadar düşük kalitede maçı hele ki böyle takım karakterinin yeni yeni oturduğu bir dönemde kazanmak çok önemliydi. Ancak hâlâ hücum veriminde sıkıntılar var. Kinsey dışındaki kısalar (Kerem, Vujaçiç, Cenk Akyol, Sinan, Ilievski ) 3/25 genel şut yüzdesiyle oynadılar. Uzunlardan Baraç’ın verdiği destek hayatiydi. Efes potansiyeli ölçüsüne ulaşmış değil. Özellikle Kerem-Ilievski ikilisinin formunun yükselmesi kritik çünkü hücum düzeninde Vujaçiç’in sayı bulması da buna bağlı.
Tek fire Aslan
Bu hafta Avrupa arenasında mücadele eden Türk takımları 9 maça çıkarken sadece Galatasaray Medical Park erkekbasketbol takımı yenildi. Erkeklerde Fenerbahçe Ülker veAnadolu Efes, kadınlarda ise Fenerbahçe, Galatasaray Medical Park, Beşiktaş, Optimum TED Ankara Kolejliler, BOTAŞ ve Kayseri KASKİ galip geldi.
Haftanın Takımı:
Maccabi Tel Aviv
Haftanın Beşi: John Linehan (Nancy), Jordan Farmar ( Maccabi), Rimantas Kaukenas (Siena), Emir Preldic (FB Ülker), Erazem Lorbek (Barcelona)
Haftanın rakamları: ‘15’ asist… John Linehan 2001’den bu yana oynanan Eurolig asist rekorunu kırdı.





