26 Mart 2026, Perşembe
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVSayın Bakan'a tarihi çağrı

Sayın Bakan'a tarihi çağrı

- Advertisement -
- Advertisement -

Sayın Faruk Nafiz Özak,

Polonya'da düzenlenen 32. Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda Türkiye 8. olarak beklenen başarıyı sağlayamamıştır. Turnuva maçlarına iyi bir giriş yapıp; yanlış strateji ve idare hataları nedeniyle yarıfinallere varamayan milli takımımız gelecek yıl 2010 Dünya Şampiyonası'na ev sahibi kimliğiyle katılacaktır.

Basketbolseverlerin desteği altında sahaya çıkacak olan Ay – Yıldızlıların başarılı olması her Türk insanının en büyük isteğidir. Ancak bunun gerçekleşmesi için takımın daha iyi idare edilmesi gerekmektedir. Kişisel hırslar nedeniyle kadronun dışında kalan oyuncuların tekrar bir araya getirilmesi, federasyonuyla, medyasıyla, halkıyla bütünleşmiş bir 12 Dev Adam portresi çizilmesi çok önemlidir. 2004 yılından bu yana “2010 yılının kadrosunu kuruyoruz” denilirken en başarılı jenerasyonlar dışlanmış, başarılı antrenörlere sırt çevrilmiştir.

2010 bir milattır.

Biz “basketdergisi.com” sitesi ve okurları olarak, sizden bu konuya eğilmenizi istiyoruz.

Sayın Federasyon Başkanımız Turgay Demirel ve milli takım antrenörü Bogdan Tanjevic'in milli takım üzerindeki hegemonyaları tartışılmalı ve doğru bir yön bulunmalıdır.

Bu nedenle siz Sayın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak'tan geleceğimiz için kararlar almanızı ve basketbol milli takımını 2010'da en azından ilk 4 içine sokabilecek atmosferi yaratmanızı istiyoruz.

Bu görüşümüzü desteklemek için size Avrupa Basketbol Şampiyonası boyunca yayımlanan yazıları ve haberleri aktarıyoruz.

Turnuvanın sona ermesiyle birlikte ülkemizi Almanya'da Deutsche Bank Skyliners takımında temsil eden “üst düzey” antrenörlerden Murat Didin'in Sabah gazetesinde, “Niye Buradayız?” (20 Eylül 2009) başlıklı yazısı:

Dün de Fransa'ya kaybedince artık yerimiz belirlendi. Dünden çok geneline bakalım diyorum bugün… Şampiyona boyunca grup galibiyetleri sonrasında övgümüzü belirtirken “Bunlar güzel ama final four'a çıkaracak maça, 17-18 Eylül çeyrek final maçlarına odaklanalım” diye vurguladık hep. Yunanistan'ı elbette yenebilirdik. Sürenin bitmesine 52 saniye kalmış, iki sayı öndeyiz. Ersan topu da çalmış. Fast break'te o ana kadar oyunda müthiş performans sergileyen Ömer Onan'ı buluyor. Ama Ömer'in gereksiz kullandığı o atış bizim potamıza üç sayı olarak dönünce büyük avantajı yitirdik.

İkinci çeyreğin başında Schortsanitis'in müthiş pota altı üstünlüğü tüm uzunlarımızı büyük bir faul problemine sokmakla kalmadı, ayrıca Spanoulis'in de attığı üçlüklere perdeden de öte kayadan bir kapı misali yaptığı yardımlar bize çok sıkıntı yarattı. Yunanistan'ın ivmeyi aldığı bu süreçte Schortsanitis'in iki faule ulaşması ve o an oyuna giren Sinan'ın Spanoulis'e yaptığı müthiş baskı bir anda oyuna dengeyi getirdi. Kerem bırak üçlükleri atmayı 4 saniyede coast to coast yaparak, bizim pota altından onların pota altına gidip son saniye basketini yaratacak kadar güven buldu, takımca bulduk. Sonrası mı? Sonrasında o coşan Spanoulis'i durdurmak için biz tekrar neden Sinan'ı vermeyiz ki? Varsa anlayan beri gelsin.
BİZİMKİLER BAŞ EDEMEDİ

Eli en sıcak olan Ersan'a Kerem'in kişisel becerisiyle ürettiği pozisyonların dışında niye planlı, programlı bir şeyler yaratmayız? Üç uzunumuz Ömer Aşık, Oğuz ve Semih ilk grupta çok başarılıydılar. Schortsanitis'e karşı da iyi niyetle boğuştular. Ama takımların Avrupa Şampiyonası kadrolarını aldığın zaman onun adını listede gördüğünde “Ona karşı oynamak basketboldan ziyade bir savaşa dönecek” diyerek kadroya katabileceğin deneyimli bir Kaya Peker o akşam rookie Barış Hersek'ten daha yararlı olmaz mıydı?

Yunanistan'ın basketbol karizması, madalyaları ve kültürü var. İstemez miydin Slovenya'yı yenerek birinci olup, böylesine bir çeyrek finalde Yunanistan yerine Hırvatistan ile karşılaşmayı? Aslında bizim için Yunanistan'dan daha değerli olan maç Slovenya maçı idi. Biz ne mi yaptık o gün? Bilmem! Belki de “Oyun kurucuları dinlendirelim” yaklaşımı ile oyuna iki oyun kurucumuz da olmadan başladık. Daha sonra 19'a çıkan farkı indirebilmek için de iki oyun kurucumuzu da, gücümüzü de amansızca harcadık.

Ersan, ellerine sağlık kendini aştı burada. Hido da sürükledi bir yere kadar. O son atışları en keskin, gözü kapalı atacak Serkan Erdoğan'a bir yer çıkmaz mıydı bu kadroda? İşini, sporu, basketbolusevenler açık yürekle bunları her gün samimiyetle söyleyebilecek olanlardır.
Yarı finalistlere bir bak! İspanya, Yunanistan, Sırbistan ve Slovenya. Avrupa Şampiyonluğu kupasının birer ucundan tutmuş durumdalar. Bak oyuncularımıza, kadroya, yatırımına, sponsoruna, olana olmayana. Hangisinden eksiğimiz var İspanya haricinde? İspanya'yı da dize getirdiğimiz böyle bir turnuvada şampiyonluk mücadelesi dışında kalmak büyük basketbol potansiyelimizin asla karşılığı değil diye düşünüyorum. Kalben ve inanarak…

———————————————————————————————

Takvim gazetesinde yazan, bir dönem milli takım antrenörlüğü de yapmış olan Ünal Özüak'ın 21 Eylül 2009'da kaleme aldığı “Netteki koç farkı” başlıklı yazısı:

Avrupa Şampiyonası'nda bu utanılası felaketin olacağını satır satır yazdım, anlattım ama kimseye dinletemedim. Tanjeviç kapris yaptı Okur, Kaya, Ermal, Serkan ve hatta Mirsad ile Hüseyin'i takıma almadı. Hazırlık döneminde bari çekirdek kadronu bir arada oynat ki alışsınlar birbirlerine dedim… Polonya'da daha hala ideal beşini arayarak, her maça başka bir acayiplikle başladı. Çaylak kadroyla gitti turnuvaya. O zaman müthiş hızlı ve enerjik, yüksek tempolu oynayan zıpkın bir takım izlemeliydik. Oysa ki cüceleştirilmiş devler yürüyerek oynadılar. Güdük tempolu, işlemeyen bir hücum düzeni, her iki potada ribaund hakimiyeti olmayan, faul atma özürlü, steps yapan acemi talent'leri olan bir takım olarak şampiyon olabilecekleri turnuvayı sekizinci tamamladılar. Yıldız oyuncu istememesinin sebebi Bogdan koç onları oynatmayı beceremiyor. Hidayet en güzel oyununu reklam filminde oynadı. 3 mü 4 mü oynatacağına karar verene kadar mevsimler değişti, Ersan İlyasova'yı mundar etti. Hedef turnuva heder oldu. Ülke kapasitemize baktığımızda madalyaya en yakın takımdık. Her şey denk gelmiş, diğer ülkeler düşüş içerisindeyken bunu görememek ihanet değilse cehalettir. Ayıplı federasyonun ayıplı koçuna şimdi düşen; kulübünün çaylak uzunlarına deneyim kazandırmış olmayı yanına kar sayacak ve tasını tarağını toplayıp devlerin yakasından düşecek. Güle güle sana yolun açık olsun Tanjevic…

——————————————————————————————-

Cumhuriyet gazetesi basketbol editörü Can İşbakan'ın 21 Eylül 2009 tarihinde kaleme aldığı “Gerçekleri Görelim” başlıklı köşe yazısı:

Nasıl başladı, nasıl bitti… Oysa Türkiye’nin (Slovenya’yı yense) Rusya ile çeyrek finalde karşılaşması gerekiyordu ama yazgı, Katowice’de sonuncu olmama maçında buluşturdu bizi son şampiyonla…

Polonya; bir peri masalı gibi gelip geçti zihinlerimizden… Öyle güzel basketbol oynayıp, savunmamızla rakiplere potayı göstermezken final maçlarında en büyük zaafımız ortaya çıktı. Tecrübesizlik ve dişli takımlara karşı hücum edememe…

Beko Basketbol Ligi final serisi öncesindeki bir basın toplantısıydı. Tanjevic nasıl bir sistemle hazırlandıkları sorusuna, “Ben hücumda hakimiyeti oyunculara bırakırım. Onlar özgürce sayı bulma yolunu bulurlar” demişti. İşte F.Bahçe Ülker’in hücum taktikleri envai çeşit olan Ergin Ataman ve Efes Pilsen karşısında zorlanmasının en büyük nedeni buydu, tıpkı ulusal takımımızın Avrupa Şampiyonası’nda yaşadığı gibi. Tanjevic maçı önceden kafasında oynuyor, yapılması gerekenleri planlıyor, maçta ise hiçbir değişiklik yapmıyor. Örnek vermek gerekirse önceki günkü Fransa ve eleme grubunda Sırbistan maçlarında uygulanan alan savunması gibi… Ne var ki yüksek seviyede böyle davranmanız çok güç. Hücumda bir silahınız yoksa özel setlerle rakibi vuramıyorsanız sabaha kadar savunma yapın, rakip 60 atar siz 59… İlk maçlarda her gün biri kahramanlığa soyunup yürekten mücadele edip sayılar buldu, peki ya şimdi? Fiziksel yorgunluk çökünce takım üzerine, sadece bir oyuncudan mucize beklemek hayal oldu. Hedefler bitinceyse, tükenişimiz ortaya çıktı.

Rusya maçı tam anlamıyla bir angaryaydı; keyifsiz, renksiz geçti Türkiye için. Rusya dışarıdan akıl almaz bir yüzde ile oynarken Ay – Yıldızlılar Ömer Aşık’ı boyalı alanda kullanarak Rusları zorladı. Üçüncü çeyrekte Rus uzunlarının faul problemine girmesiyle içeriyi daha çok zorladı Türkiye ve farkı 6 sayıya indirdi. Ama bombardımanı bitmedi rakip kısaların. Fridzon 7/11 üçlük atarak maçın sayı kralı olurken Rusya mücadeleyi 89-66 kazandı ve 7’nciliği elde etti. Türkiye ise gümüş madalya kazanılan 2001’den sonra bir 8’incilik daha aldı. Böylesine yıldızlardan yoksun, finalistlerini yendiğimiz bir Avrupa Şampiyonası’nda 8. olmak bir başarı mı? Kesinlikle değil… Ne yazık ki hedef maçlar için tecrübemiz ve gücümüz yetmiyor. 2010 Dünya Şampiyonası evimizde, mutlaka daha güçlü, daha dengeli, 12 kişinin de aynı kalitede olacağı bir birliktelik yakalanmalı. Neden yıldızlarımızla olumlu bir hava yakalayamıyoruz. Bunun sorumlusunun bulunması gerek.

——————————————————————————————–

Milliyet gazetesinin basketbol yazarı Ümit Avcı'nın Rusya maçı sonrasında 21 Eylül 2009 tarihinde yazdığı “Bayram yapacaktık” başlıklı köşe yazısı:

Oysa Polonya’ya ne hayallerle gelmiştik… Son maçımız bittiğinde madalyaları boynumuza takacak, Türkiye olarak çifte bayram yapacak, ülkemizde düzenlenecek 2010 Dünya Şampiyonası’na büyük bir özgüven, tamamen rahatlamış beyinler ve yine madalya umuduyla çıkacaktık. Ama olmadı işte…

Slovenya maçında sarsılan, Yunanistan yenilgisiyle darmadağın olan ekibimiz, Fransa’dan sonra Rusya karşısında da varlık gösteremedi, 23 sayılık yenilgiyle, şampiyonayı 8. olarak bitirdi.

Yani toplasan 4-5 tane, gerçekten kaliteli takımın bulunduğu Polonya’da maçlara fırtına gibi başlayan, iki finalistin de aralarında bulunduğu ilk 5 maçını kazanan takım, bir anda sahadan silindi. Dünkü maçta akılda kalanlar, rakibin inanılmaz üçlük yüzdesi, bunu göre göre bizim onlara şut idmanı yaptırırmışcasına ortaya koyduğumuz savunma ve Türkiye maça 9-0 ile başladığında 3. dakikada mola alan rakip coach Blatt’ti… Mola neden aklımda kaldı diye düşünenlere şöyle bir açıklama yapayım; bizim ‘tecrübeli’ coachumuz Tanjevic, bir gün önce Fransa karşısında 19 sayılık fark erirken neden mola almadığı sorusuna, “Yapacak bir şeyimiz yoktu” yanıtını vermişti! Rusya ise o molayla bizim hızını kesti ve 4 dakika sonra da öne geçtiği karşılaşmayı galip bitirdi. Yani rakibin ivme yakaladığı anlarda, ‘sizin yapacak bir şeyiniz olmasa bile!!!’ mola alıp, oyuncularınıza nefes aldırmak en iyisi…

Aslında rakiplerin taktiklerine karşı yapacak bir şeyimizin olmadığını gösteren başka şeyler de vardı. Mesela bir gün önceki Fransa maçında alan savunmamız rakibi bir süre durdursa da, bunu çözen Fransızlar, bu savunmaya karşı attıkları kolay basketlerle salondan galip ayrıldı. Dün Rusya da işler kötü gidince alan savunmasına döndü ve neredeyse bütün maç bunu devam ettirdi. Ama biz bu savunmaya karşı hiçbir şey üretemedik, maçı yine 70 sayıyı göremeden bitirdik.

Sonuç ne olursa olsun, özellikle İspanya ve Sırbistan maçlarını büyük bir inatla kazanan, bizlere unutulmaz anlar yaşatan oyuncularımızı tebrik etmeliyiz. Onlar canla başla mücadele etti, tamamen kişisel beceri ve gayretleriyle bizleri mutlu etti.

Keşke kenardaki ‘kariyerli’ coachumuzun da oyunculara kolay basketler attıracağı setleri, onları motive edecek hamleleri, yani yapacak bir şeyleri olsaydı, o zaman bu yazı ne güzel biterdi!

——————————————————————————————

Sabah gazetesine turnuvayı değerlendiren Murat Didin'in kaleme aldığı müthiş yazı. Didin bu yazıda eksiklerimizi bir coach gözüyle değerlendirdi. 22 Eylül 2009 tarihinde yayımlanan, “Doğrular Realitedir” başlıklı Didin yazısı:

Milli performansa 'Teşekkür ederiz' diyenimiz var, uyaranı var, sertçe eleştirenimiz var. Bu da basketbol demokrasinin güzelliği olsa gerek. Biz İstanbul 2001'den itibaren Avrupa Şampiyonaları'nda beklentilerin gerisinde kaldık hep. Genelde sebebi de mazereti de açılımı da '2010'a hazırlanıyoruz kardeş' diye gösterdik. Aslında 2010'a hazırlanırken o güzelim Avrupa Şampiyonaları'nı da ıskalamadan geçebilirdik. O şampiyonayı ülkemize almak Türk gencine, kamuoyuna canlı izletebilmek tabii ki büyük bir başarı. Ama esas başarı sahada alınacak galibiyetler olmalı. Genelde biz 'Dost acı söyler' deriz. Pek inanma sen… Hele de şeker bayramının olduğu bu günlerde hiç inanma. Dost tatlı tatlı doğruyu söyler.

Biz son bir kaç yılı “Tanjevicli mi Tanjevicsiz mi, o bir dahi mi, yoksa yetersiz mi!” şeklindeki anlamsız çekişmelerle kutuplara ayrılarak geçirdik. Ben Türk Milli Takımı'nı Türk antrenör çalıştırmalıdır derken, ülkemizde de milli takımla başarıya ulaşacak bir çok antrenörün var olduğunu her zaman açık açık söyledim. Bu benim katıksız inancım. Ama bugün o görev Tanjevic'de olduğuna göre onunla da doğruyu paylaşmalıyız. Ben Tanjevic'in müthiş rotasyonuna, “O ne harika molaydı” diyerek körü körüne destek yaratmaya çalışanların 180 derece tersine bir yerdeyim. Otuz yıldır mola alıyorum hiç harikasını alamadım bugüne kadar. Ne o abi, Rixos'ta bedava tatil veya sıfır kilometre VW Passat mı!. Neyin harikası? Bak İspanya'ya Slovenya'ya, Yunanistan'a, Sırbistan'a…Onlar oyuncu değiştirmeden mi oynuyorlar?

Biz gelelim dosdoğru doğrulara:

1- Bir kere her takım oyun kurucusu kadar oynar. Biz Kerem'i Madrid'de en formda olduğu anda oranın kralı iken ıskaladık, Ender'i Dünya Şampiyonası'na giderken unuttuk ama artık Kerem- Ender-Engin üçlüsünü kurduk. Geç de olsa doğruyu bulduk. Onlara güven ve oyun kurucusuz oynama.

2- Ömer-Oğuz-Semih büyük aşama yaptılar. Ama Dünya Şampiyonası'nda da pota altındaki savaş doğruğa çıkacak. Var mı orada Kaya'ya ihtiyacımız olmaz diyen.

3- Ersan 4 numarada harikalar yarattı. Ne mi yaptı? Miss-match up dediğimiz çabukluğundan yararlanarak bize büyük bir sayı artısı kazandırdı yüksek post'tan. Yorulunca ne olacak? Mehmet ve Cevher aynı pozisyonun aynı karakterdeki oyuncuları değil mi?

4- Hido-Ersan takımı bir yere kadar taşıyorlar ama iki oyuncunun sırtına binerek gider mi koca şampiyona? Baktın mı son maçların sayı liderimize. Ömer Aşık. Ribaundu mu alıyor, bloğu mu yapıyor derken bir anda sayı kralı da oluverdi takıldığımız altmışlı sayılarda. O zaman yarından itibaren bul atıcılarını, en formda olanı al yanına.

EN ZENGİN KOÇTUR!

5- Bu ülkenin en zengin koçu Tanjevic'dir. Asla ve asla cebine giren paradan bahsetmiyorum. O da meslekdaşımız ona vermişler bu görevi güle güle harcasın kazandığını. Ama bu zenginlik kadro zenginliği. Önce ülkenin en iyi kadrosunu yan yana getirip, yoğurup, seçip oynatacaksın ki, “yorulduk, 12 kişi yetmiyor” gibi değeri tartışılır söylevlere girmeyeceksin. 2004'ten beri süren deneme yanılma sürecinin antremanlar başlarken bitirilmesi, bu milli takımı az ve öz, 12 veya 14 kişi açıklanması, herkese görevini ve sorumluğunu direkt olarak hissetirecektir.

6- Bu değerli şampiyona Türkiye'ye alınırken sayın Başbakanımız son dakikalarda ikili ilişkileri ile Malezya'dan şuradan buradan ülke oylarını toplamaya çalışıyordu. Daha üstü yok ki, Başbakan. Onun böylesine değer verdiği bir şampiyona için bugünden hep beraber aynı çizgiye gelip, aynı hedefe inanıp, orada gerçekten yeni takımın yararına ve yanında olmalıyız.

——————————————————————————————-

Basketbolda coach ve yönetim tartışmaları sürerken Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, Hürriyet gazetesinden Celal Demirbilek'e bir röportaj vererek, Kerem Gönlüm'ü aradıklarını, hakemlerin de taraflı bir duruş sergilediklerini belirtti. FIBA yönetiminde yer alıp FIBA'yı eleştiren Demirel'in “Kerem'i aradık” başlıklı röportajı:

ÇOK iyi başlamıştık, her geçen maçta devleştik, finalin iki büyüğünü devirdik. Slovenya maçının son saniyesinde kaçan basket, belki de kaderimizi çizdi. Yunan maçında yıllardır yaşamaya alışık olduğumuz masa başı oyunları ile katledilen maçla final yolculuğundan acı dönüş, motivasyonun dibe vurması ile hiç de hak edilmeyen tükeniş?

Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, buruk kapattığımız Avrupa Şampiyonası’nın analizini HÜRRİYET’e yaptı.

Başkan, “Kerem Gönlüm’ü çok aradık. Gönlüm bu takımda olsaydı, vereceği katkılarla Ersan ve Hidayet’i dinlendirmede, müdafa ve ribauntlarda çok yararlı olacaktı. Cenk’in de olmayışı o pozisyondaki uzun adam sıkıntımızı arttırdı” dedi. Slovenya maçını kazanmalıydık İlk dörde kalan takımların üçünün bizim gurubumuzdan çıktığına değinen Turgay Demirel şöyle konuştu:

“Yunanlılar son 8 yıldır belki de daha eskiden beri sürdürdükleri masa başı oyunlarını burada da tekrarladılar. Basketbol olarak çok başarılı bir ülke ve performansları çok yüksek olmasına rağmen bizi burada sadece hakemlerin onlara verecekleri büyük destekle yeneceklerini biliyorlardı. Maalesef de böyle oldu. Belki Slovenya maçını kazanmış olsaydık, farklı bir gruba gidiyor ve finale çıkma olasılığımız daha fazla olacaktı. Çünkü, en azından Yunanistan’ın gördüğü masa başı desteği belki diğer gruplardaki takımlar o denli görmüyorlardı. Ersan’ın çeyrek finalde sakatlanması sonrası sadece 15 saat sonraki Fransa maçında oynamayışı ve yorgunluk, yenilgiyi getirdi. Ayrıca FIBA genel sekreteri ve ekibinin bir gün önce aleyhimize düdük çalan Sırp hakemi bu maça ataması da bu organizasyondaki kötü niyetlerinin bir başka örneğiydi.

Bizim de hatalarımız var

Demirel konuşmasını şöyle sürdürdü: “Tabii ki, bizim de oyun içinde yaptığımız hatalar vardı. Ancak belki bir hücumu erken kullanmasaydık, başka kararlar alsaydık bunlar hepsi söylenebilir ama bunlar sahadaki gerçeği gizlemiyor. Yunanlılar sahaya oynamak için değil, oynatmamak için çıkmışlardı. Bizim de ribauntlarda maalesef o gün yetersiz kalmamız en büyük eksikliğimizdi.”

Demirel, İspanya Milli Takım Koçu Sergio Scariolo’nun Yunanistan maçını izlerken sergilediği görüntülere de değindi, şunları söyledi:

Yenilgimize Sergio sevindi

“İspanya koçu Sergio Scariolo bile Türkiye çeyrek finale kalamıyor diye mutlu oluyorsa, o maçta Yunanistan’ın tarafını tutuyorsa, bu da Türkiye’nin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Yendiğimiz iki takım final oynuyorsa ve biz çeyrek final maçını Yunanistan’a karşı FIBA Başkanı ve onun ekibinin koyduğu hakemlere karşı kaybediyorsak ve bunu bütün FIBA basketbol camiası bu şekilde değerlendiriyorsa, Türk Milli Takımı’nın ne kadar güçlü olduğunu ve madalya mücadelesinde haksız bir şekilde dışında kaldığının bir göstergesidir.”

——————————————————————————————-

Milli takımın İstanbul'a dönüşünün ardından Zaman gazetesi basketbol editörü Mesut Yıldırım bir haber-yorum kaleme alarak turnuvayı değerlendirdi. 22 Eylül 2009'da yayımlanan “Suçlu çok ama zaman yok” başlıklı haber:

Çöküşün temeli aslında geçen ay Ankara'da organize edilen Efes Cup'ta atılmıştı. 'Dev' diye adlandırılan oyuncular, Başkent'te Hırvatistan ve Almanya'ya yenilmiş, tek galibiyetini basketbolda esamisi okunmayan B.Britanya'dan alarak büyük hayal kırıklığına yol açmıştı. Efes Cup'ın izlerini silmeye çalışan Ay-Yıldızlılar, Polonya'da başta işi sıkı tutmuş, ilk turda 3'te 3 yapmıştı. Devler ikinci tur gruplarında son Dünya Şampiyonu İspanya'yı da devirerek büyük yankı uyandırmıştı. Her şey güllük gülistanlıktı. Boğalar'ı ayaklarının altına alan 12 Dev Adam, şampiyon ilan edilivermişti. Oysa asıl zorluk yeni başlıyordu. Gözden kaçırılan diğer bir husus da İspanya'yı sadece bizim değil, grup maçlarında Sırbistan'ın da mağlup ettiğiydi. 6'da 6 hedefiyle çıktığımız Slovenya karşısında sarsılan ekibimiz, çeyrek finaldeki Yunanistan yenilgisiyle darmadağın oldu. Yunanistan maçına kadar bütün başarıyı kendine mal eden Federasyon ve teknik heyet, artık oyuncuları suçlamaya başlamıştı. Türk halkı halen burukluk yaşarken antrenör Bogdan Tanjeviç, “Ömer Aşık her zaman olduğu gibi oynamadı. Böyle psikolojik maçlarda etkili olamıyor. Diğer oyuncular da bekleneni veremedi bu konuda. Ama iyi mücadele ettik. Hidayet'i son çeyreğe sakladık. Maça iyi başlamadı.” diyerek kendini aklama çabasına girişti.

HEZİMET, YORGUNLUĞA BAĞLANDI!

Bu noktada bazıları hakeme suç buldu, hezimet yorgunluğa bağlandı. Hemen ertesindeki klasman maçını kaybeden Türkiye, 7.lik-8.lik için çıktığı Rusya maçında da büyük hüsran yaşadı ve şampiyonayı 8. olarak bitirdi. Sadece 4-5 ülkenin sivrildiği Polonya'da finali oynayan Sırbistan ve İspanya'nın da aralarında bulunduğu takımlar karşısında ilk 5 maçını kazanan A Milli Takım'ımız, bir anda parkeden silindi. Spor kamuoyu ise kendini sorular yöneltmekten alıkoyamadı: “Tanjeviç çok mu iyi antrenör? Federasyon Başkanı Turgay Demirel ile birlikte iyi bir ekip mi kurdu? Ömer Aşık yüksek tansiyonlu maçları kaldıramıyorsa, neden Mehmet Okur bu kadronun dışında kaldı? Kerem Gönlüm dopingli çıktıktan sonra Ersan İlyasova'ya alternatif Kaya Peker niye yok? Göklere çıkartılan Cenk Akyol ve Japonya 2006'nın prensi Hakan Demirel nerede?” En büyük umudumuz Hidayet Türkoğlu da yokları oynadı. Orlando Magic formasıyla NBA'de final gören yıldız basketbolcunun, yorgunluğuna bu sebeple devamlı atıfta bulunuldu. Ancak Lakers'le parmağına yüzüğü geçiren şampiyon İspanya'nın pivotu Pau Gasol'un aynı şartlarda mücadele ettiği unutuldu! Yüreklere su serpmesi beklenen antrenörümüz Bogdan Tanjeviç ise başarısızlığı FIBA'nın yoğun maç trafiğine bağlamakla yetindi. Oysa sakatlıklardan yana çok dertli olan ve bu sebeple yeni bir oluşumla Polonya'ya gelen diğer ekipler aynı maç cetveline sahipti. Özellikle de yaş ortalaması 22 olan finalist Sırbistan. Şimdi suçlu aramak için vaktimiz yok. Takımı kuran Federasyon Başkanı Turgay Demirel ile 'emir eri' hocası Tanjeviç'in 2010 için iyi bir kadro kurması gerekiyor. Şükretmemiz gereken bir husus var ki, o da ev sahibi olacağımız için bu şampiyonada yer alabileceğimiz…

——————————————————————————————-

Cumhuriyet gazetesi basketbol editörü Can İşbakan, Demirel'in Tanjevic inadını sorgulayan bir haber kaleme aldı. 23 Eylül 2009 tarihinde yayımlanan, “Tanjevic'e 'Demir' attı” haberi:

Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’in, Karadağlı antrenör Bogdan Tanjevic’i ulusal takımın başına geçirmesinin üstünden 5 yıl geçmesine karşın, konan hedeflere ulaşılamaması sıkıntı yarattı. Ülkemizde düzenlenecek 2010 Dünya Şampiyonası öncesi yaşanan belirsizlikler, 12 Dev Adam’la ilgili beklentilerin de giderek azalmasına yol açıyor. Avrupa’nın beğeni ile baktığı Hidayet’li, Mehmet’li, Mirsad’lı jenerasyon son demlerini yaşarken Türkiye, dünya 6.’lığı dışında hiçbir turnuvada bekleneni veremedi. Polonya’daki Avrupa Şampiyonası’na çok iyi başlayıp etkili basketbol oynansa da zorluk derecesi arttıkça gerekli teknik hazırlığın yapılmaması nedeniyle sorun yaşayan ulusal takımdaki Tanjevic ısrarı anlaşılmıyor. Demirel’in Karadağlı antrenörün arkasında bu kadar güçlü bir şekilde durması da beraberinde ‘soru işaretlerini’ ortaya çıkardı. Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’in sorun yaşadığı oyunculara sırtını dönmesi ve Tanjevic’in de bu oyuncuları takıma alamaması seçilecek kadro makasını daraltıyor. Bir çırpıda sayılabilecek isimler arasında Hüseyin Beşok, Mirsad Türkcan, Kaya Peker ve Serkan Erdoğan var. Yüksek seviyede basketbol oynamış bu deneyimli oyuncuların Demirel tarafından veto yemiş olması nedeniyle Tanjevic, ‘başkana göre’ kadro seçiyor. Bel bağlanan gençler ise gelişim göstermedi.

Anlaşılmaz ısrar

Ulusal takımın idare konusunda sıkıntı yaşadığı görülürken TBF’nin Bogdan Tanjevic konusundaki ısrarı dikkat çekiyor. Son yıllarda ne kulüp ne de ulusal takımlar bazında ciddi bir başarısı bulunmayan Tanjevic’i çok tutan Demirel’in neden bu düşünce içinde olduğu merak ediliyor. Türk koçlarla çalışmak istemeyen Demirel’in, yabancı antrenör seçimi de 2010 öncesi umut vermezken ev sahibi olacağımız Dünya Şampiyonası’nda alınacak sonuç hayati önem taşıyor. Gençlerin beklenen gelişimi göstermemesi ibreyi yeniden ‘yaşlılara’ çevrilirken ‘2010 kadrosu masalları’ suya düştü. Gelecek yıl da başarı gelmezse Tanjevic’le birlikte 6 yıl çöpe gidecek ve bu kez suçlu ne FIBA ne de hakemler olacak.

——————————————————————————————-

Milliyet gazetesi basketbol yazarı Ümit Avcı da Tanjevic ısrarının perde arkasını aralayanlardan. 24 Eylül 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde, “2010 treni kaçmasın” başlıklı haber:

12 Dev Adam, peş peşe üçüncü Avrupa Şampiyonası’nda da beklentilerin uzağında kaldı. Uluslararası tecrübesi olan, Avrupa’da, Amerika’da milyonları kendilerine hayran bırakan oyuncuları bir arada hiç kullanamıyoruz. Hâlâ bir sistemimiz yok, mücadele ile ayakta kalmaya çalışıyoruz

Şimdi size soruyoruz… Çok zengin bir kişisiniz. At yarışına da meraklısınız. Gittiniz, milyon dolarlar verip şahane bir at aldınız. Jokeyinize de ‘artık yarışlara bununla katılacaksın’ dediniz. Jokey bindi ata, at çok enerjik, kıpır kıpır, yarışı kesin kazanır… Ama iniyor attan, ‘Bu at çok hareketli, ben bunu kontrol edemem” diyor. Ne yaparsınız bu durumda; atı mı satarsınız, jokeyi mi yollarsınız? Biz hep atı sattık. Uluslararası tecrübesi olan, Avrupa’da, Amerika’da milyonları kendilerine hayran bırakan oyuncuları bir arada hiç kullanamadık!

Gerçekler gizleniyor

Üstüne üstlük, 2005’te faturayı Mehmet’e kestik, 2007’de Kaya’ya… Şimdiki bahane de FIBA… Aslında en büyük kötülüğü yapıyoruz, gerçeklerin üzerini örterek, milli takımımıza. Üst üste 3 Avrupa Şampiyonası’nda başarısız olan bir teknik adama dünyanın hiçbir yerinde bir şans daha verilmez. Hele ki söyledikleri ile yaptıkları sürekli çelişiyorsa. Defalarca yazdık Tanjevic tarafından 2010’un temelini atıyorum bahanesiyle milli takıma çağrılan isimleri. Erkan, Valentin, Barış Ermiş, Cem Dinç, Cenk, Hakan Demirel ve daha bir çoğu… Bu oyuncular nasıl birden bire yok oldu? Kerem Tunçeri, Ömer Onan gibi yıldız isimlere en verimli dönemlerinde kapı kapanmışken, sonra onlara sarıldığında kim hocaya ‘aklın daha önce neredeydi’ diye sordu.

Filozof mu dediniz!

Tanjevic’in ‘basketbolun filozofu’ olduğu da yazıldı. Bu benzetme çok iddialı. Eğer 12 Dev Adam şu anda Hidayet, Ersan, Semih, Oğuz ve Ömer Aşık beşi ile maça başlasa, yani Hido’dan guard, Semih’ten 3 numara yaratılmış olsa ve takım zirveye çıksa, ben de kabul ederdim coachun filozof olduğunu. Ancak bu hedefler gösterdi ki, hocanın kafası, türlü hayallerle, ütopyalarla dolu. Hido’nun guard, Ersan’ın 2, Semih’in 3 oynayamayacağı, bu kadar zaman kaybedilmeden bilinmiyor muydu? Bogdan Tanjevic, Polonya’da Kerem Gönlüm’ün yokluğunda, Ersan’ı asıl pozisyonuna yani 4 numaraya çekti, oyun kurucusuz maça başlamaktan vazgeçti, çılgın rotasyonunu unuttu… Yani sadece yapması gerekenleri yaptı, filozof oldu! Ne olur be filozof hocam, Ersan konusundaki gibi inadından vazgeç. NBA’de all-star olduğu, yüzük taktığı pozisyonda yani power forvet oynatmak için çağır Mehmet Okur’u!

Sadece mücadele vardı

Ancak o filozofun oynadığı kumarlar daha sonra tutmadı. Çünkü sistem yoktu, sadece mücadele vardı. Kazandığımız maçların çoğunda Ersan, ama genelinde bir iki isim yıldızlaştı, takım şahsi performanslarla kazandı. Hücumda adam, akıllı bir tane setimizin olduğunu savunabilecek kişi var mı? İlk turda özellikle Orhun Ene takıma önemli katkılar yapmıştı, bench tam basın tribününün önünde olduğu için Ene’nin hamleleri gözden kaçmadı. Takım zamanında molalar alıyor, yerinde değişiklikler yapıyordu. Bu hamleler bizden de satırlarımızda övgüler aldı. Peki, daha sonra ne oldu da Ene sus-pus oturdu, çeyrek finalden sonrasında rakiplerin inanılmaz serilerinde neden bench, adeta uyudu. Bence bu da araştırılması gereken bir konu. Yani, sözün özü… Türkiye, 2010’da kendi evinde madalya peşinde koşacaksa mutlaka bu takımı en iyi oyunculardan kurmalı. O kadar yıldız yan yana oynamaz deniyorsa, geçmiş yıllarda ligimizde, milli takımda oynatanlara bakılmalı, hâlâ oynamaz deniliyorsa, o zaman oynatacak birisi bulunmalı.

Rakipler kuvvetlenecek

Şu bir gerçek ki, belki de tarihin en zayıf Avrupa Şampiyonası’nı 8. bitirdik. Seneye Türkiye’ye Sırbistan’ın Rakocevic takviyesi ve kazandığı tecrübe, Yunanistan’ın Diamantidis ve Papaloukas, Slovenya’nın Smodis, şampiyon İspanya’nın Calderon, Rusya’nın Kirilenko ve Holden, Almanya’nın Nowitzki takviyesiyle geleceği şampiyonada, rakiplerin arasına Amerika, Arjantin gibi devler de eklenecek. Bu gerçekleri farklı bahanelerle gizlemek yerine, masaya yatırıp hep birlikte çözüm üretmek gerek. Çünkü Allah korusun 5 yılı heba ederken hep arkasına saklandığınız 2010 trenini de kaçırırsak, ne Tanjevic’i koruyacak haliniz kalır, ne de yeni bahaneler üretecek!

Müthiş liste!

İşte, Bogdan Tanjevic döneminde milli takıma çağrılan, 2010’un takımı olarak adlandırılan, bazıları ise ‘yaşlandılar, sorunlular’ bahanesiyle harcanan oyuncular… Erkan Veyseloğlu, Bora Hun Paçun, Cenk Akyol, Doğuş Balbay, Hüseyin Demiral, Ermal Kurtoğlu, Kaya Peker, Hakan Demirel, Hakan Köseoğlu, Reha Öz, Mehmet Okur, Mirsad Türkcan, İbrahim Kutluay, Serkan Erdoğan, Cem Dinç, Tutku Açık, Barış Ermiş, Can Akın, Ümit Türkoğlu, Mutlu Akpınar, Uğur Kaçaniku, Ümit Sonkol, Murat Kaya, Fatih Solak, Cemal Nalga.

Yerimizde sayıyoruz

Türk basketbolu kulüpler bazında hızla yükselirken, ligimiz Avrupa’nın en önemli liglerinden birisi haline gelirken, yıldızlarımız NBA’de boy gösterip, şampiyonluk yüzüğü takarken, milli takım dünya sıralamasında, Tanjevic’in göreve geldiği 2004 yılındaki yerinde sayıyor.

——————————————————————————————-

Hürriyet gazetesinin ünlü yazarı Yılmaz Özdil de 12 Dev Adam'ı mercek altına aldı. 23 Eylül Çarşamba günü “12 dev adam” başlığıyla yayımlanan köşe yazısı:

12 dev adam… Ali Uras, Hüseyin Öztürk, Avram Barokas, Samim Göreç, Mehmet Ali Yalım, Tevfik Tankut, Sacit Seldüz, Erdoğan Partener, Ayduk Koray, Haşim Tankut, Candaş Tekeli, Vitali Benazus. Asıl “12 dev adam” bunlar. Çünkü herşey onlarla başladı. Türk milli basketbol takımı, ilk kez 1949’da Avrupa Şampiyonası’na katıldı. O dönemde Afrika’da sadece Mısır’da basketbol oynanıyordu. FIBA, teşvik etmek amacıyla, Mısır’ı da Avrupa statüsüne dahil etmişti… Ve, 1949’daki Avrupa Şampiyonası, Kahire’de yapıldı.

Yukarıda adı geçen kahramanlarımız, Türkiye’deki imkansızlıklara rağmen, basketbola öncülük yaptılar ve tarihimizdeki ilk Avrupa Şampiyonası’nda 4’üncü olmayı başardılar. Sonra? En büyük gururumuz, 2001 yılına ait… Türkiye ev sahibiydi, Avrupa ikincisi olduk.

Ve, bugün. Avrupa’nın en pahalı liglerinden birine sahibiz… Ne salon sorunumuz var, ne para… NBA’de oynayan sporcularımız var. Hepsi, film yıldızları kadar şöhretli, tanınıyor.

Netice? 8’inci olduk. 1949’dan 4 basamak geri. 2001’den 6 basamak geri.

“12 dev adam” filan diye yere göğe sığdıramıyoruz ama, birbirimize gaz vermekten, elalemin dev adımlarla ilerlediğini, bizim dev adımlarla gerilediğimizi göremiyoruz maalesef.

——————————————————————————————-

Sabah gazetesinin deneyimli yazarı Hıncal Uluç, Fotomaç gazetesinde kendisiyle yapılan röportajda Federasyon Başkanı ve coachunu ağır bir dille eleştiriyor. 24 Eylül 2009 tarihinde, “Hesap soran yok” başlıklı haber:

* Böyle bir utanç verici hezimetten sonra dünyanın uygar ülkelerindeki medya öyle bir gürlerdi ki ne Tanjeviç kalırdı, ne de federasyon

* “12 adam az” diyen Tanjeviç, Polonya'ya 3 adamı 'maç seyretsin' diye götürdü. Türkiye aslında 12 değil, 9 kişiyle oynadı. Yanlış takım seçti

* Arkana Yıldırım'ı alacaksın ondan sonra Türk basketbolunun padişahı olacaksın. Türk sporunun bu kadar sahipsiz olduğu bir dönem daha yok

– Basketbol Milli Takımı iyi başladığı Avrupa Şampiyonası'nı 8. olarak bitirerek büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Avrupa Şampiyonluğu'nu aynen geçen sene Beşiktaş'ın eline Türkiye şampiyonluğunu koydukları gibi koydular. Bu kadar zayıftı takımlar.

_Grup maçlarında yendiğimiz İspanya şampiyonluğa ulaştı. İspanya'yı da yendik, final oynayan Sırbistan'ı da yendik. Biz o kadar yanlış bir takım seçtik ve kenardan bu takımı o kadar yanlış yönettik ki 8. olabildik ancak!.. Dünyanın uygar ülkelerinde böyle bir utanç verici hezimetten sonra medya öyle bir gürler ki ne Tanjeviç kalır, ne federasyon. Ama Türkiye'de basketboldan anlayan medya yok. “Teşekkür ederiz”, “Gurur duyduk” diye yazılar okuyorum. Bu kadar basketbol kara cahili olamaz bir medya. “Gurur duyduk” yazısını Hürriyet gazetesinin spor servisinin şefi yazıyor. Ben artık o Hürriyet'in sporuna bakmam. Böyle bir hezimetten gurur duyan bir kafanın yönettiği Hürriyet spor artık okunmaz, okunmamalı!.. Ama 'Türkiye'de kim istifa ediyor ki Hıncal ağabey!..' dersen o da başka. Türkiye'de 'istifa' diye bir müessese yok. Selde insanlar ölüyor, kimsenin umurunda değil, tren kazasında insanlar ölüyor, kimsenin umurunda değil, trafik kazasında, işte bayramın ilk günü 50 kişi ölmüş, 180 kişi yaralanmış, kimsenin umurunda değil. Olimpiyatlar'da hezimete uğradık, rezil olduk Pekin'de; dönüşte “Neler yapacağız” diye bakan söz verdi, Olimpiyat'ta hezimeti hazırlayan kadro aynen devam ediyor. Böyle medyaya, böyle sonuç. Elle tutulur tarafı yok. Hayatında bir gün basketbol antrenörlüğü yapmamış ben, Hıncal Uluç, Tanjeviç'in yerinde olsaydım, o takım şampiyon dönerdi Avrupa'dan. Çünkü çok daha iyi 12 kişi seçerdim ve o 12 kişiyi maçlarda çok daha iyi yönetirdim. 'Türkiye'yi sat. Avrupa'da bütün takımlar dökülüyor ama sen öyle bir Türkiye takımı seç ve öyle yönet ki bu Türkiye şampiyon olamasın' deselerdi Tanjeviç bunu yapardı ancak!.. Bu kadar ağır durum. Ve bu ağır durum karşısında kimsenin gıkı kıpırdamıyor.

HEPSİNİ YENERDİK

_Tanjeviç buna karşılık, şampiyona sonrası kadronun 12 kişi ile sınırlı olmasından şikayet etti. Çok yoğun bir turnuva programı yüklemiş FIBA. Tanjeviç'in söylediği fevkalade mantıklı. Hiç itirazım yok. Bu işin içinde sakatlıklar olabilir, yorgunluklar olabilir, her şey olur. FIBA diyebilirdi ki 'Bu yoğunluk içinde 16 kişilik kadroya izin veriyorum.' Ama Tanjeviç gibi birinin 12 kişilik kadroya itiraz etmesi için mevcut 12 kişiyi doğru seçmesi lazım. Tanjeviç'in oraya götürdüğü her an oynayabilecek, her an bir şey yapabilecek adam sayısı 9; geri kalan 3'ü maçlar kazanıldığı ya da kaybedildiği kesin ortaya çıktıktan sonra, yani oyun sonundaki fark 20'ye çıktıktan sonra oynayabilecek, ya da göreceli olarak maçın sonucunun önemli olmadığı dinlenme maçlarında oynayabilecek adamlar. “12 adam yetmez” diyen Tanjeviç oraya 3 tane 'soyunup, maçı seyretsin' diye adam getirdi. 9 kişiyle oynadı Türkiye aslında, 12 kişiyle de değil. 12'yi beğenmeyen adama sormazlar mı o zaman!.. 'Niye 9 kişi seçtin?' Sen Kaya gibi bir adamı kenarda bırakıyorsan, Ermal gibi bir adamı kenarda bırakıyorsan, Hüseyin Beşok gibi bir adamı kenarda bırakıyorsan, Serkan Erdoğan gibi bir adamı kenarda bırakıyorsan ve oraya Barış Hersek, Bekir Yarangüme ve de Engin Atsür ile gidiyorsan, suçu kimsede aramaya gerek yok. Bir de kafaya bak. Bir maçta Engin Atsür ilk 5'te, son saniyede maçın kader topunu kullanan adam, ertesi maç 40 dakika boyunca ortada yok. Böyle bir seçim olur mu? Böyle bir yönetim olur mu? Çocukların yapmayacağı yanlışlar bunlar. Maç içindeki ayrıntılara girmiyorum. Tanjeviç'in iler tutar tarafı yok. Tanjeviç'in yok da Tanjeviç'i görevde tutan Turgay Demirel'in var mı? Arkana Aziz Yıldırım'ı alacaksın, ondan sonra Türk basketbolunun padişahı olacaksın. Yok ya!.. İşte buyur… Rahatça şampiyon çıkabileceğin bir turnuvadan 8. çıkıyorsun ve Türkiye'de bunun hesabını soracak kimse yok! Ben Türk sporunun bu kadar sahipsiz, bu kadar kimsesiz, bu kadar başıboş olduğu bir dönem hatırlamıyorum. “Gurur duyduk, teşekkür ederiz” diye yazan bir medya!.. Bu medya beni utandırıyor, Tanjeviç'ten önce…

_Yunanistan maçının ardından 'Yunan lobisine takıldık' gibi yorumlar okuduk, duyduk. Sonucu hakemler mi belirledi? Gülmek bile gelmiyor içimden!.. Yunan maçı 1 sayı, 2 sayı fark ile bitmezdi ki!.. Yunan maçı 20 sayı fark ile biterdi. Ne yapacaktı o zaman hakemler!.. Her maçta hakemlerin doğru kararı var, yanlış kararı var. 19 sayı öndeyken, 19 sayı geriye düştüğün maçta hakemler ne yapmış olabilir sana!.. Sen takım olarak ne koydun ki ortaya hakeme laf edecek halin var! Her maçta ben sana yanlış verilen üçlükler göstereyim. 'Yunan lobisi vardı' da Yunanistan niye finale kalamadı!.. Zavallı mazeretler bunlar. Şu turnuvada Türkiye'nin hakemlerle beraber yenmeyeceği takım yoktu. Hepsini yenerdik biz. Doğru takım seçseydik biz, doğru takım götürseydik ve doğru oynasaydık. Bir Fernandez ile Gasol, İspanya'yı şampiyon yapmaya yetti. İki kişi yetti.

REKLAMLARIN YILDIZI

_Bizde ise NBA'deki yıldızımız Hidayet beklenen performansı göstermekten çok uzaktı. Hidayet ortada vardı ama takımı perişan etmek için. Ama sen Hidayet'e bu kadar teslim olursan Tanjeviç efendi, o da böyle oynar işte. Geçen hafta sordum ben okurlarıma; 'Hangi Hidayet sizce daha başarılıydı? Maçlardaki mi yoksa reklamlardaki mi?' diye. Bütün cevaplar 'reklamlardaki' diye geldi. Bir tane 'Maçlardaki Hidayet' diyen çıkmadı.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler