Olan oldu beyler! Yenildiniz biriniz kadar para etmeyen Finlandiya takımına. Şimdi Başbakan’a nasıl ‘yavşayacağınızı’ düşünün bakalım…
Neyse! Eski defterleri karıştırmayalım. Önümüze bakalım. Bence.. Bundan sonra sizin yapacağınız tek şey, demode biniciniz Tanjevic’ i üstünüzden atarak bireysel yeteneklerinizi ortaya koymaktır. Yoksa.. Kuyruğunuzu bacaklarınızın arasına alıp, ilk turun sonunda döneceksiniz evinize. Tıkayın kulaklarınızı yaşlı koça, çıkın oynayın bildiğiniz basketbolu. Savunmayı onun dediği gibi yapmaya çalışın ama hücumda rahatlayın. Kasılarak oynanmaz basketbol. Ayağınıza vurulan taktik prangalarından kurtulun. Adam eksiltin, savunmanın dengesini bozun ve coşun…
Ah! ‘Bu dizilişle sıkıysa gel de sen boz savunma dengesini’ diyeceksiniz şimdi. Teknik detaya girmeyeceğim ama… Haklısınız! Adam eksiltmek çok zor bu düzen içerisinde. Eh! Onu da kendi çıkarları uğruna ülke basketbolunu ateşe atan adam düşünecek…
Tamam! Tanjevic kötü bir takım kurdu. Tamam! Oyun kurucusuz takım olmaz. Tamam! Maç içerisinde yapılabilecek en kötü zamanlarda en kötü seçimleri yaptı: Örneğin, ikinci periotta savunmayı oturtmuş beşi bozdu, rotasyon çılgınlığını sürdürdü ve son topta alan savunmasına geçerek tüy dikti her şeyin üzerine. Bre koç! Bilmez misin ki alan savunmasının en büyük zaafı rakibe hücum ribaundu şansı vermesidir. Oyuncuların bireysel çabalarla getirdikleri kazanma şansını acemice bir kararla aldın takımın elinden. Git artık! Git evine ve dinlen. Yoksa.. Katran ve tüyle yollanacaksın bu ülkeden!
Çocuklar! Turgay Demirel (artık bilinen bir nedenle) vazgeçmeyecek bu adamdan. Bu durumda yapılacak tek şey, onu yok sayarak yolunuza devam etmektir. ‘Dere geçerken at değiştirilmez’ derler ama at, tehlikeyi görünce binicisini sırtından atabilir. Sallayın şu Tanjevic’i gitsin. Ya da.. Sallamayın söylediklerini. Çıkın basketbolunuzu oynayın. Bunda kötüsü olacak değil ya?





