İki haftadır Dünya Basketbol Şampiyonası'nda geçmişe dair tüm tabuları yerle bir eden bir takım var. Sadece kendi tarihini değil dünya basketbol tarihine adını altın harflerle yazdırmak üzere olan bir takım.
Sırasıyla grupta Fildişi, Rusya, Yunanistan, Porto Riko ve Çin'i dize getirdikten sonra Fransa'ya parkeyi dar eden, Slovenya'yı basketboldan soğutan bir takım. Her şey tam da rakibi Sırbistan'ın istediği gibi giderken, maç içinde tüm istatistikler Sırpları gösterirken, savaş alanında düşmanından sadece 0,5 saniye fazla kalmayı başarmış kumandan misali milyonların yüreğini yerinden oynatan takım.
Bizim 12 Dev Adam diye bahsettiğimizden, New York Times makalesinde de 12 Giant Men diye adı geçen, Sırplar karşısında 8 sayı geriye düşen takımların topa küstüğü bir dönemde bu rüya gibi geri dönüşü defalarca gerçekleştirip rakibine 'Son top çemberden girmeden beni yenemezsin' mesajını veren takım.
HEM HATİCE HEM NETİCE
Turnuvadaki 23 takım basketbol oynarken, bu dinamik ve değişken oyuna kimsenin sırrını bilmediği bir formül ekleyerek parabasketbol oynayan takım. O, adını kimsenin veremediği sihirle Fransa ve Slovenya maçlarını daha 5. dakikada kazanan takım.
Tarihinin en önemli 40 dakikasında Sırbistan'a karşı şut sokamayan, faul kaçıran, asist yapamayan, ribauntları ıskalayan, savunma zaafı gösteren, en skorer oyuncusunun turnuvadaki en kötü performansına katlanan ama tüm bunlara rağmen bir Dünya Şampiyonası yarı finalinde bu rakımların gediklisi rakibini yenmeye beceren takım. İstediğinde Hatice gerektiğinde ise netice diyen takım…
SOĞUKKANLI BİR AVCI GİBİ
Ne bu şampiyonayı, ne Türkiye'nin bu şampiyonadaki maçlarını, ne de dün geceki epik zaferi normal akıl ve mantık sınırlarında anlatmanın izahı yok. Cayır cayır alev almış bir evin içine kendinden emin bir şekilde girip çıkan bir insanın, yavaş yavaş hiç fark ettirmeden, kendisini av edermiş gibi, avını hedefe doğru sürükleyen bir avcının soğukkanlılığında bir takım.
O maça ortak olacağından ve kazanacağından o kadar emin olan bir takım ki, herhangi bir oyuncumuz dün o motivasyonla 'suda yürümeye' kalksa yürürdü.
Zaten tam da 'maç gitti' derken bitime 4.3 saniye kala kaybetmek üzere olduğumuz topu yakalayarak bomboş bir turnikeye çıkan Kerem Tunçeri ya da 0,5 saniyede Sırpların oyuna Velickoviç ile soktuğu hücumu bloklayan Semih'in yaptıklarının suda yürümekten pek de bir farkı yoktu.
MAÇIN ÖZETİ: KEREM TUNÇERİ, KEREM TUNÇERİ…
En becerikli senaristin elinden bir basketbol zaferini konu alan film çıksa, ondan daha az inandırıcılığı olan ama daha gerçekçi bir kurguyla finale çıktık.
Dünkü maçı ne istatistikler, ne taktik tahtasına yazılıp çizilenler, ne oyuncuların bireysel yeteneği, ne alan savunması, ne hareketli hücum setleri hiçbir şey anlatamaz. Belki Murat Murathanoğlu'nun kendinden geçerek defalarca kez haykırdığı 'Kerem Tunçeri' nidaları biraz fikir verebilir. Hepiniz gördünüz işte… Söyleyebilecek tek bir şey var… Dünya Şampiyonası'nda yarı final maçında, Sırbistan gibi dev bir rakipten daha da kötü oynayarak kazanabiliyoruz. Tam olarak gerçekleşen bu…
ABD MAÇI DA SON TOPA KALACAK
Şimdi de yıldız oyuncularından yoksun ama taş gibi savaşmayı öğrenmiş, atletizm ve fizik gücü açısından kat kat üstün ABD ile oynayacağız. Ne söylesek boş olacak. Kevin Durant'ı Ersan ya da Kerem Gönlüm ile tutmalıyız, yardımlaşmayı iyi yapmalıyız, baskılı alan savunmasını hiç bırakmayarak inatla rakibin direncini kırmalıyız, hücum ribaunduna giren kısalara dikkat etmeliyiz, hücumda topu üstün olduğumuz çember altına indirmeliyiz, rakibin dengesini bozabilecek Westbrook ve Rose üzerine çalışıp onların kendi takımlarını bir nebze olsun sabote etmelerini sağlamalıyız, hücumda Ersan'ı oyuna sokmak için onun üzerine setler kurmalıyız, vesaire vesaire…
GALİPTİR BU YOLDA MAĞLUP
Daha önce söylemiştik 'Bu takım turnuvada yenilebilir ama bu ancak son topta gerçekleşir' diye… Sırbistan maçında olduğu gibi. Yukarıdaki tedbirlerden hiçbiri tutmasa bile parabasketbol oynayan bu takım ne yapıp edip o son topa kalacak. Sonra mı? Belki Kerem kaptırdığımız topu son anda yakalayamayacak veya Semih son salise bloğunu yapamayacak. Şu dakikadan sonra gerçekten kaybetmiş sayılmayacağız her ihtimalde. Bir de ne demiştik. Mucizelere inanın… İnanın! Çok şaşıracaksınız. Dün şaşırdığınız gibi…




