Tamam bu takımın teknik sorunları var. Bu turnuva öncesi de belliydi. Ne turnuvası, Tanjevic döneminin sürekli dinmeyen kanayan yaraları bazı seçimler. Hücumumuzun sorunlu olduğu, oyun kurucu problemi vs zaten ortadaydı.
PEKİ ne oldu da iyi yaptığımız şeyleri de bıraktık. En azından savunma yapıyorduk. Litvanya’da hücum yerlerde sürünürken bile bir şekilde savunma ayakta kalmıştı. Dün İtalya’dan nasıl 90 yedik? Bu denli üst düzey oyuncuların, Avrupa Ligi, NBA tecrübeli oyuncuların sahadaki vücut diline bakar mısınız? İki basket yiyince sanki vefat haberi almış gibi kafalar öne düşüyor, hayata küsüyorlar. Aslında o küsme iki basketi yemeden önce de var da, iki basketten sonra tamamen içlerindeki ümit kırıntıları da dağılıp gidiyor. Bu takım ne zaman bu kadar güvensiz oldu?
HİDAYET FELAKET DURUMDA
YAPTIĞINIZ işe inanmazsanız, size söylenenlerin, uygulamaya çalışılan şeylerin yürümeyeceğine inanmazsanız sonuç bu olur. Kerem Gönlüm, Ender, Ömer Onan gibi Don Kişot’luk sınırında kendini oyuna adamış isimler her durumda elinden geleni yapar da takımın geneline inandıramazsınız kafanızdakinin işleyeceğini. Hele ki o kişiler bu ütopik hayallerin işlemediğini defalarca gördülerse. Takımda herkes “Tamam şimdi yandık. Başımıza taş yağacak” der gibi oynuyor.
HER an iyi bir şey olmasını bekleyen bir rekabetçi açlıkla değil, kötümser bir beklentiyle sahada dolaşan gamlı baykuş gibiler. Dün mesela işler beklenmedik derecede iyi giderken, takım halinde iyi şut soktuğumuzda bile en ufak bir ateş göremiyorsunuz. 1-2 kıvılcım var, alev yok. Saçma sapan hücumumuz bile dün 9/18 üçlük buldu. Bundan bile ilham alamadı takım. Çünkü iyi şeyler olmasını beklemiyorlar. Beklentileri kötü.
BAĞIRMANIN FAYDASI YOK
BUNUN yaratıcısı elbette Bogdan Tanjevic. Takımın zaten yapılmaya çalışanlara inancı sıfır. Sağolsun hocamız da o 1-2 kıvılcımı üfleyip bir ateş çıkaracağına sürekli üzerine su döküyor. Amaçsız, sadece “ya tutarsa” mantığında rotasyon, kimin kimle yan yana oynaması gerektiğine dair hiçbir fikir olmaması, maç sonu taktikleri, genel strateji, taaa başında oyuncu seçimi nerden tutsanız elinizde kalıyor da esas takım bu kadar bunalmışken bir de sürekli birilerine bağırıp çağırmanın da faydası olmadığı ortada.
En büyük hata ise bari elde avuçta iyi giden tek şeyin, takımın kimliği olan savunmanın terk edilmesi. 2. çeyrek ortasında İtalya üst üste tepeden ikili oyun oynarken pivotsuz düzene geçti Tanjevic. Ya tutarsa diyerek. Çemberi savunan bekçi ile oynamaya alışan takım arkada Ömer olmayınca yakın savunmada geçildi ve üst üste 4 hücumda turnike yedik. Zaten çatlayan yapı o darbede paramparça oldu. İşler kötü giderken parke üzerinde sığınacak bir liman ararsanız o da yok. Çünkü Hidayet felaket durumda.
DELİK AÇARSAN GEMİ BATAR
Hidayet bu durumundayken maça Sinan’ı oyun kurucu başlattığınız an zaten felakete davetiye çıkarıyorsunuz. Daha hava atışından sonra oyunun ilk 4 hücumunda 3 kez top kaybetti Türkiye. Bu takım nasıl yapılan işe güvensin. Üçlüklerle biraz “acaba” diye başını kaldırdığında ise her yerden su alan düzende birkaç deliği kapatmak yerine en güçlü olduğun alanda da kendin delik açarsan o gemi batar. Hele ki içindekiler batacağını biliyorsa kim yüzdürmek için kendisine verilen görevi tam anlamıyla yapabilir ki?





