Ender’e soruyorlar;
“Milli takım için Galatasaray’dan coachunuz Ergin Ataman’ın ismi geçiyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?”
Bunun üzerine yanıtlıyor Ender;
“A Milli Takımın başına onun gibi önemli bir antrenörün geçmesi çok olumlu olur. Ergin abinin ismi gündeme geliyorsa milli takım için bu güzel bir durum”
Sorulan sorunun üzerine verilen güzel bir yanıt… Milli takım için son derece önemli bir oyuncu fikirlerini söylüyor, üstelik durduk yere değil, soru üzerine…
Peki Sayın Başkan ne diyor?
“Oyuncular tabii ki kendi işlerine bakmalılar. Onlar sahada oyun oynayacaklar, yöneticiler de yöneticiliğini yapacak.”
Haydaa… Şimdi böyle bir çıkışın, böyle bir azarlayışın ne gereği var…
Ender çıkıp, “Ergin Ataman milli takım coachu olsun. Ondan başkası yapamaz. Yöneticiler onu getirmiyorsa yönetici değildir” mi diyor?..
Belki de bu basketbolumuzun çok fazla demokratik olmadığını gösteriyor. Biri görüşünü söylediği zaman ya aforoz ediliyor (Ahmet Kandemir gibi) ya da bu şekilde kamuoyu önünde aşağılanıyor.
Hiç hoş değil ve çok üzücü…
Ki zaten bana göre milli takımın başına Ergin Ataman’ın gelmesi de artık zor… Listede baştan sona gidip, sıra Ergin Ataman’a gelince yeniden başa dönmek ve Ender’e bu konuda çıkışmak bana bu mesajı verdi.
Demirel anlaşılan yine kendi tercihini, kendi isteğini gerçekleştirip böyle bir seçim yapacak…
Ama kim gelecek; Pesic Bayern’de kaldı, Messina bu yaz kardeşiyle ilgilenmek istiyor…
O zaman kim?…
Bu arada… Bilirsiniz, Demirel sevmediği kişilere karşı sırtını dönmesi ve kin gütmesiyle tanınır… Sakın Ender’e milli takım kapısı da kapanmış olmasın?!
Tabii şaka söylüyorum ama içimde de bir korku yok değil…
KAF-SİN-KAF
Banvit’i deplasmanda yendikten sonra Pınar Karşıyaka’nın koçu Ufuk Sarıca önemli bir şey söyledi.
Özetle;
“Ne oynaması gerektiğini bilen ve buna sahip çıkan bir takımız. Oynadığımız oyuna güvenimiz var.”
Yani Pınar Karşıyaka’da roller oturmuş, kimin ne zaman ne yapacağını bildiği, kendisinden ne beklendiğinin kalın çizgilerle belirlendiği bir takım var karşımızda.
Hatta bunu Banvit maçından bir enstantaneyle örnekleyelim…
Can Maxim Mutaf daha maçın başında iki tane şut kullandı ve kaçırdı. Belki bir coach o anda Can’ı oyundan alabilirdi. Ancak Sarıca, kızmadı bile.. üstelik alkışladı. Ve bir sonraki topu soktu Can… Yani Can görevini, sorumluluğunu ve rolünü yerine getirirken iki şutu kaçırdı diye kenara gelmeyecek. O şutu atacak, o rolü yerine getirecek.
Belki de başarının sırrı burada yatıyor. Her oyuncunun bu tip sorumlulukları var. O güven oyuncuya her daim verilecek. Her oyuncu takımın bir parçası…
Ufuk Sarıca kısa sürede bunu oturtarak büyük bir başarıyı çoktan elde etmiştir bile… İlk defa bir arada oynayan bir oyuncu topluluğunu bir potada eritmenin kolay olmadığını çok kere gördük.
Bunda kuşkusuz Mutlu Altuğ’un yönetim katkısı, Levent Türknas’ın yönetici etkisi, yardımcı antrenörler Engin Gençoğlu, Arda Demirbağ’ın verimlilikleri ve coach Ufuk Sarıca’nın enerjisi/arzusu/hırsının büyük katkısı var.
Pınar’ın da büyük desteği gelince Final Four da İzmir’e geldi…
Şimdi bir şampiyonluk daha gelse Türkiye’ye; ne güzel olur… Değmeyin keyfimize…
Pınar Karşıyaka da bu görüntüsüyle kupayı hakediyor.
Umarız aynı yolda, hız kesmeden devam ederler…
Bir de vites yükseltip Eurocup ve Euroleague'de de yukarılara çıksak…
Orada da umudumuz Anadolu Efes…
BANVİT NEDEN GUARDSIZ?
Daha sezonun başıydı. Banvit, Anadolu Efes ile Ayhan Şahenk’te karşılaşmıştı. Basın toplantısında Orhun Ene’ye sormuştum;
“Şafak kısa süreler alıyor, Lucas da daha skorer bir guard. Acaba buraya oynatan bir guard düşünüyor musunuz?”
Ene özetle şöyle yanıtlamıştı;
“Biz buraya bir oyuncu alalım. Ama o zaman Şafak’ı nasıl oynatacağız. Eğer gençleri oynatmayacaksak projemizin bir anlamı kalmaz. Zaten bütçemizi de dengede tutmamız gerekiyor.”
O gün bugündür Orhun Ene buraya bir takviye yapmadı… Ve Ene belki de radikal bir hamle yaparak maçların önemli anlarında guardsız daha doğrusu oyun kurucusuz oynuyor. Ya Serkan ya da Mejia topu getiriyor. Bu da haliyle sıkıntı yaratabiliyor. Ya skorer oyuncu daha fazla yıpranıyor, ya da erken atışlar gelip top adedi yükseliyor.
Belki de Ene’nin taktiği ve bu sezonki düşüncesi bu… Kesinlikle saygı duyuyoruz.
Ama sanki bir oynatan guard (geçen sezon Barış Ermiş’in yaptığı gibi) Banvit’e şampiyonluk merdiveninde bir adım daha attırır gibime geliyor…
TOFAŞ’IN HAKKI
Sanki TOFAŞ’ın hakkını yiyoruz…
Aslında bu yazı son maçlarını kazanıp bir çıkışa geçtikleri için kağıda dökülmüyor…
Yaptıkları cesur adımları taçlandırmak ve bunu dile getirmek gerek..
Steve Burtt gibi bir guardın gidişinin ardından oyun kurucu bölgesine yeni bir isim almadı TOFAŞ ve kendi yeteneklerine güvendi…
Zaten 3 numarada, Can Altıntığ gibi bir ‘point forvet’ ; İnanç Koç gibi artık 3’ten süre alarak rakibe zor anlar yaşatan bir tecrübe varken Kenan Sipahi ile İbrahim Yıldırım artık 1 numaradaki süreleri paylaşır oldu.
Yani Türklerin çekirdekte, yabancıların tamamlayıcı rolde olduğu bir takım TOFAŞ…
İşte gençlere ve Türk oyunculara duyulan güven ve onun getirdikleri… Bu cesur hamleyi alkışlamak ve bunu daha çok dile getirmek gerekiyor kuşkusuz…
HAWKINS’E NE OLDU?
Hawkins’te keyif verici maddenin çıkmasının üzerinden 2 ay geçti…
A numunesi, B numunesi derken bugünlere kadar geldik.
Peki ne oldu David Hawkins’e…
Yani cezası nedir bu oyuncunun…
Kimi 2 yıl olacak diyor kimi ömür boyu…
Hatta bir iddia FIBA’nın keyif verici maddelere fazla sert yaklaşmadığı ve cezayı 1 yılla sınırlayacağı yolunda…
Ama hangisi olacak…
Sanırız 2 ay bir ceza vermek için yeterli süre, öyle değil mi?





