Avustralya karşısına madalya için çıkan Periler’i bir gün önceki İspanya yenilgisinin “tsunami” etkisi sarmıştı. Finali kaçırmanın üzüntüsü yüzlerinden okunan Milliler’in başlangıç çeyreğindeki görüntüsü, bronz maçını henüz oynamadan “kafalarda kaybettiğinin” en açık göstergesiydi.
Tamam, turnuva başından beri hücum edemiyorduk. Skor yükü Nevriye ile Sanders’ın üzerine binmiş, gidiyorduk. Gidebildiğimiz kadar da gittik. Her şeye rağmen standartlarımızın altında bir performansla da olsa yarı finali bulduk. Ama lastiğin bir yerde patlayacağı belliydi.
Dibe vurmak aslında aşina olduğumuz bir durum. 12 Dev Adam’la da birçok Avrupa Şampiyonası’nda, iyi giderken bir anda hedeften uzaklaştığımızda yaşadığımız gibi Periler de “sadece Türkler’e özgü” bu sendromdan nasibini aldı!..
Duygusalız. Her duyguyu da “tavanda” yaşıyoruz. Üzülürken de, sevinirken de ortasını bulamıyoruz. Yıkıldık mı da tam yıkılıyoruz. İşte dünün özeti bu.
İlk günden beri aksayan hücuma, turnuvanın sonu gelmiş olmasına karşın çözüm getirememiş olmanın özürü olamaz. Formsuz oyuncularda “tecrübeli” diye ısrar edip, kenardaki isimleri “iş işten geçtikten sonra” sahaya sürmek, akılcı bir yöntem değildi.
Dünkü maç, Esmeral için de buruk bir veda oldu. Belki boynuna takacak bir madalyası yok ama gençler onu hep “efsane” olarak hatırlayacak. Dokuz yılda çığ gibi büyüyen, Avrupa finallerinden olimpiyat 5.’liğine yürüyen ve Dünya’nın “kare asına” giren Periler’in hikayesinin burada bitmeyeceğine emin olacak kadar da “arsızız!” Bekle bizi Eurobasket 2015!..





