4 Nisan 2026, Cumartesi
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİVKomadan parkelere: Vanja Plisnic

Komadan parkelere: Vanja Plisnic

TED Ankara Kolejliler takımının oyuncusu Vanja Plisnic, Türkiye Basketbol Federasyonu Medya'ya röportaj verdi.
Basketbolla ne zaman ve nasıl tanıştın?
Sizin de bildiğiniz gibi biz ülke olarak basketbol ve savaşla ünlüyüz. Sırbistan’daki her çocuk gibi ben de sokak aralarında, okulda oynayarak basketbola başladım. 14 yaşıma geldiğimde ise Novi Sad’ta altyapı organizasyonunda çok iyi olan KK Nap Kulübü’nden teklif aldım. Profesyonelliğe adım atmak için bu iyi bir fırsattı ve karar vermek için de sadece birkaç günüm vardı. Eğitim ile ilgili sunulan güzel şartları da düşününce teklifi kabul ettim ve 3 yıl boyunca aynı kulüpte oynadım. Aslına bakarsanız bu benim hayatımın en şanslı dönemlerinden biriydi çünkü o dönemde kulübüm harika basketbolcular yetiştiriyordu. 17 yaşına geldiğimde daha profesyonel bir seviyeye ilerlemem gerekiyordu ve her şeyin merkezi olan Belgrad’a gitmeliydim. Küçük bir takımın en iyi oyunculardan biriydim ama ben daha fazlasını istiyordum. Bu sırada milli takımdan ve Amerika’daki kolej takımlarından da teklifler alıyordum. Ben Belgrad’ta kalmayı tercih ettim. Radnicki takımında oynadım. Köklü bir kulüptü ve lig şampiyonlukları vardı. İki sezon burada forma giydikten sonra tekrar evime döndüm.
Senin deyiminle “ikinci hayatının” başladığı bir dönem var. Eğer senin için bir sakıncası yoksa geçirdiğin trafik kazasından da biraz bahseder misin?
20 yaşıma geldiğimde gerçekten çok kötü bir trafik kazası geçirdim ve ölümden döndüm. 7 ay boyunca koşamadım, 3 ay hareket bile edemedim. 20 günde 18 kilo verdim. Uzun bir süre komada kaldım ve kim bilir ne kadar beyin hücresi kaybettim. Psikolojik olarak hayatımın en zorlu dönemiydi ama ailem beni çok destekledi. Bu dönemde içimde tarif edemeyeceğim bir güç olduğunu fark ettim. Ruhani yönüm ortaya çıkmıştı. Başlarda basketbolu düşünmüyordum bile çünkü bir daha oynanamam imkânsız gibi bir şeydi. Ben hayata dönmeye çalışıyordum. Bir gün 10 metre yürüdüysem, ertesi gün 50 metre yürümeyi hedefliyordum. Sonrasında giderek güçlenmeye başladım. Koşu antrenörüm çok kibar bir insandı ve beni hiçbir şeye zorlamadı. Emin adımlarla ilerledik. Ben koşabileceğimi hissetsem de o bana yapmamamı acele etmememi söyledi. İlk 100 metremi koştuğumda kendimi dünyanın en mutlu adamı ilan ettim. Zıplayabilmek, koşabilmek gibi şeylerin değerini kaybettikten sonra anladım. Fizik olarak belirli bir güce ulaşınca her gün salona gidip çalışmaya başladım ama bırakın smaç vurmayı potaya nasıl dokunacağımı bile düşünüyordum. İnandım, vazgeçmedim ve çok çalışarak ilk hayatımda bildiğim her şeyi tekrar öğrendim. 10 bin kişinin önünde şu anda basketbol oynuyor olmak benim için gerçekten bir lütuf.
NBA’e gidememe sebebin bu kazaydı sanırım…
Evet, kesinlikle. O zamanlar Atlanta Hawks ile görüşmelere başlamıştım çünkü Sırbistan Ligi’nde iyi bir performans gösteriyordum. Geriye dönüp, baktığımda bu kazanın benim için inanılmaz bir tecrübe olduğunu düşünüyorum. 7 ay hiç koşamamak, 3 ay hareket edememek… Tüm bunlar beni daha iyi bir insan yaptı. Evet, belki çok beyin hücresi kaybettim ama eskisinden daha akıllı biri oldum. Gerçekten dibe vurduğunuzda, hayatta ne yaptığınızı sorguluyor ve bol bol okuyorsunuz. İnsanlar sizin zayıf ve güçsüz olduğunuzu düşündüklerinde konuşmamaya başlıyorlar. Bu konuşmalarla başa çıkmak hiç kolay değil. Bu dönem bana çok şey öğretti.
Avrupa’da oynamaya nasıl karar verdin?
Sırbistan ve Adriyatik Ligi’nin en iyi oyunculardan biriydim. Belki de en iyi uzun forvetiydim. Belçika’ya Oostende takımına transfer oldum. O takımın bencil bir düzeni vardı. Maç kaybedince insanlar gülmeye devam ediyorlardı. Kültürleri böyleydi. Biz Sırplar ise bir maç kaybedildiğinde 5 gün kendimize gelip, doğru düzgün düşünemeyiz hatta uyuyamayız. Böyle bir ortamda basketbol oynamak da farklı bir tecrübeydi. Daha sonra Sırbistan’a geri döndüm ve Hemofarm takımına transfer oldum. Yarım sezon burada oynadıktan sonra Rusya’ya gittim ve burada da çok şey öğrendim. İki sene boyunca kendimi geliştirme şansı buldum. İtalya’da oynadığım dönemde ise 130 kiloluk bir oyuncunun üzerime düşmesi sonucunda vücudumda kırıklar oluştu. Beş ay boyunca dinlenmek zorunda kaldım çünkü ameliyat olmak istemiyordum. Sakatlığım düzeldi ama oynamadığım 5 ayın sonunda bir kez daha basketbol becerilerimi yeni baştan kazanmak zorunda kalmıştım.
Kariyerini geçirdiğin ülkeler arasında sende farklı bir iz bırakan ülke hangisiydi? 
Sakatlıktan sonra Rusya’ya geri döndüğümde yeni evlenmiştim ve eşim hamileydi. Sırp bir antrenörüm vardı ve çok disiplinli olmasının yanı sıra hoşgörüsü de hiç yoktu. Eşimin yanında olmam gereken zamanlarda biz günde 3 antrenman yapıyorduk ve ben ailemle hiç ilgilenemiyordum. Oğlum dünyaya geldiğinde onu görecek zamanım bile yoktu. Noel tatili için eve döndüğümde artık Rusya defterinin benim için kapandığını anladım. Bazen hayatta başınıza gelen iyi şeylerin değerini bilmeniz için kötü şeylerin de olması gerekiyor. Bu kötü tecrübe sonrasında İtalya’da Sardunya Adası’ndan bir teklif aldım. Oraya gittiğimde takım ligde sondan ikinciydi. Yakaladığımız çıkış ile ligi 6. sırada tamamlayıp, play-off’lara gittik. Bir sonraki sezon ise yarı final oynadık ve 4. olduk. Sardunya’da sonsuza kadar yaşayabilirdim. Eşim buradan gitmemek için çok uğraştı. Tam da bu sırada Türkiye’den teklif aldım. İlk zamanlar çok sıcak bakmadım ama kariyerim boyunca ne zaman bir yerlere transfer olmak istesem hep Türkiye’den teklifler gelirdi. Belki de doğru zamanı beklemiştim. Menajerim hobi olarak fotoğrafçılıkla da ilgilendiğimi biliyordu ve Türkiye’nin basketbol ile birlikte fotoğrafçılık için de çok iyi bir ülke olduğunu anlatmaya başlamıştı. Eşim de dahil olmak üzere herkes Ankara’ya transfer olmamı istiyordu. Transfere “evet” dedim ama aklımda yine de soru işaretleri vardı. Buraya geldiğimde Sırp diliyle Türkçe arasındaki benzerlikleri keşfettim. İnsanları sevdim ve kararımdan hiç pişman olmadım.
Peki şu anda takımdaki rolünden memnun musun?
Evet, burada mutluyum ve takımdaki rolümden de memnunum. Geçen sene ikinci ligde mücadele eden bir takımın Beko Basketbol Ligi gibi sert bir ligde play-off hedefine ilerliyor olması önemli bir gelişme. Sezona başlarken iki hedefimiz vardı. Biri kupada sekizli finallere kalmaktı öbürü de play-off’lara çıkmaktı. Kupada istediğimiz başarıyı yakaladık. Play-offlar için de çok kötü bir şey olmazsa hedefimizi gerçekleştireceğiz. Bunu yapabilecek kadar da güçlüyüz. Yaşadığım tek problem benchte oturmaya alışık bir oyuncu olmamam. Savaşçı bir ruhum var ve takımım için bir şey yapamadığım zaman resmen kenarda kendi kendimi yiyorum. İlk beşte olmamak benim için garip bir deneyim. Türkiye kurallarında sahada sadece 3 yabancı oyuncu sahada olabiliyor ve benim takımımdaki oyunculardan üçü de ligin en skorer, en çok asist yapan oyuncuları. Benim yedeği olduğum Nedim Yücel ise ligde en çok ribaund alan oyunculardan biri ve Türkiye’nin en iyi uzun forvetleri arasında. Bu durumda benim de geriye kalanları toparlamam gerekiyor. Takımıma yardımcı olmalıyım. Bunun bilincindeyim. Hep birlikte iyi olduğumuz zaman ben de mutlu olabiliyorum.
Sanırım çok yakın bir zamanda ikinci kez baba oldun ve kızın da Ankara’da doğdu…
Evet, Rusya’daki deneyimimizden sonra ailemden ayrı kalmak istemediğime karar verdim. Eşim için farklı ülkelerde yaşamak bir sorun olmuyor. Gittiğimiz her yeri seviyor. Hatta Türkiye’yi tahmin ettiğimden de fazla sevdi. Oğlumuz Lav’ı bir Türk anaokuluna gönderiyoruz. Henüz konuşamıyor çünkü aklı çok karıştı. İki yıl İtalya’da kaldık ve İtalyan bir dadısı oldu. Şimdi Türkiye’deyiz ve okulunda Türkçe konuşuluyor. Bu karışıklık onun için çok normal. Anaokulundaki tek sarışın çocuk o ve herkes ona çok ilgi gösteriyor. Bu ilgi de onu mutlu ediyor. Bir ay önce kızımız Lara doğdu. Doğumun gerçekleştiği sırada ben antrenmandaydım ve haber gelince hemen hastaneye koştum. Bu dönemde herkes bizimle çok ilgilendi. Bu kadar sıcakkanlı ve yardım sever insanların içinde eşim de çok mutlu. Artık sizin baharatlarınızı kullanarak yemek pişirmeye bile başladı. Ankara güzel bir şehir ve her yere 10 dakika içinde gidebiliyorsunuz. Berlin veya İstanbul’da böyle kolay bir yaşam yok.
Peki, Vanja nasıl bir baba?
2 yaşındaki oğlumla aynı yaşta gibiyim ve bununla gurur duyuyorum. Evime gelirseniz beni hep yere oturmuş, oğlumla oyun oynarken bulursunuz. Benim çocukluğumda böyle oyuncaklar yoktu, şu anda ben, oğlumdan daha çok oyuncaklarla oynuyorum diyebilirim. Lara çok küçük ve annesine bağımlı durumda. Ben onun için bir duvar gibiyim. Ona sevgi göstersem de bunu anlamıyor. Lav’ın bu dönemde biraz daha çok ilgiye ihtiyacı var. Biz hastanedeyken o dedesiyle beraberdi. Kardeşine gösterdiği anlayış ise gerçekten inanılmazdı. İki gün içinde farklı bir çocuk oldu. Şimdi beraber uyuyoruz ve ben onu iki ay öncesinden çok daha fazla seviyorum çünkü artık birbirimize daha çok bağlandık. Ne kadar üzülsem veya moralim bozulsa da eve gelip onu kucağıma alınca çok mutlu oluyorum. Bir baba olarak açığım ve oğlumla aynı seviyedeyim. Bu evdeki mutlu ortam benim basketbolumu da olumlu etkiliyor. Salona geldiğimde bir çocuk gibi oluyorum. Oynuyorum, gülüyorum ve mutlu oluyorum. Tecrübelerimden öğrendiğim şey bu. Tüm bu anlattıklarımdan sonra nasıl bir baba olduğuma siz karar verin.
En sevdiğin Türk yemeği hangisi?
Köfteye aşığım diyebilirim. Gaziantep’e gittiğimde otelde yemek yedikten sonra sokakta yemek pişirilen yerlere gittim. Bu kültürü de yaşamak ve tatmak istedim. Eşimin en favori yemeği ise kısır. Yapmayı öğrendiğinden beri evimizde haftada birkaç kez mutlaka kısır oluyor.
Biraz önce fotoğrafa ilgi duyduğunu ve Türkiye transferi için de menajerinin seni bu yolla ikna ettiğini öğrendim. Neler çekmeyi seviyorsun ve hangi makineyi kullanıyorsun? 
Çok seyahat ediyorum ve hareket edebilme özgürlüğü sayesinde bu hobiyi kazandım. Sırbistan’daki yakınlarım benim kadar seyahat edemediği için ben fotoğraf aracılığıyla onlara farklı kültürleri gösterebildim. Basketbolu bıraktığımda bir arabayla Avrupa’yı gezip ailemle seyahat etmek istiyorum. Türkiye’de henüz istediğim gibi bir geziye çıkamadım ama geçen gün Ankara Kalesi’nde birkaç kare fotoğraf çekme şansı buldum. İstanbul ve Kapadokya taraflarında fotoğraf çekmeyi çok isterim. Makine olarak da Leica kullanıyorum.
Peki ya müzik?
Eskiden elektronik müzik dinlerdim ama artık ben iki çocuklu bir babayım ve jazza ilgi duyuyorum. Geniş bir plak koleksiyonum var. Evde müzik dinlenmek yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri. Favorilerim ise Jazzanova, Parov Stelar, Nicola Conte, Tosca. Ayrıca yemek yapmayı da çok seviyorum ve bir erkek olarak da bundan hiç utanmıyorum.
Bir kez daha dünyaya gelsen diye sormak istiyordum fakat zaten sen yeniden doğmuş sayılırsınız. Her sene o günü kutladığınız doğru mu?
Evet, 15 Aralık benim ikinci doğum günüm. Nerede olursam olayım bu günü kutlarım ve yakınımdakilerle birlikte doğum günü pastası yerim. Kaza geçirdiğim gün benden 400 kilometre uzakta olan büyükannem rüyasında benim cennete gittiğimi görmüş. O sırada ben komadaymışım. Kimse bana ne olacağını bilmiyormuş. Böyle bir durumdan iki çocuklu bir aileye sahip olduğumu düşünürseniz, bu günü kutlamamın benim için ne kadar değerli olduğunu anlarsınız.
Beko Basketbol Ligi hakkında ne düşünüyorsun?
Buraya gelmeden önce bu ligin Avrupa’nın en iyi liglerinden biri olduğunu duymuştum. Kalite olarak da bütçe olarak da çok üst seviyede bir ligde forma giyiyorum. Benim için bu kadar iyi takımlarla ve oyuncularla oynamak büyük bir zevk.
Seni en iyi anlatan 3 kelime nedir?
Pozitif, dürüst ve sadık. Sabırlı olduğumu da söyleyebilirim. Yaptığım birçok şeyi başka insanlardan daha sabırlı bir biçimde yapıyorum.
Emeklilik planlarını sorsam…
Sırbistan’da “Küçük çocuğunuzun yaşı kadar büyüksünüzdür” diye bir söz vardır. Ben daha 30 günlüğüm. Bu soruyu 2 yıl önce sorsanız cevabım farklı olurdu ama şimdi ailem büyüdü ve emekli olacağım zamanı hiç bilmiyorum. En az 2-3 sezon daha oynayacağım.
En sevdiği…
Kitap: Sophie’nin Dünyası
Dizi: Breaking Bad
Film: Olağan Şüpheliler
Yemek: Makarna
Marka: Hugo Boss
Röportaj: Dilvin Yücebarlas/TBF Medya
Çeviri: Buse Çeliker
BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler