Hani bir halk sözü vardır, ‘Karamanın Koyunu sonra çıkar oyunu’ diye.
Bizim basketbol takımlarımız da tam bu değişe uymakta.
Bir takımın form grafiği nasıl şekillenir?
Önce hafif bir çıkış, sonra tek düze giden bir süreç ve son virajda patlama noktasına gelen bir bitiriş.
Böylece hedef beklenen şekilde noktalanır.
Bunu elde etmek için, sezon başında yapılmış kapsamlı bir proğram ve kadronun sağlam oluşturulması gereklidir.
Takımlarımızın yapamadığı işte bu temel olumşumlardır.
Bu sezon yönetici ve antrenörlerin unuttuğu nokta, NBA lokavtının hiç bitmeyeceğiydi.
Oysa ki, basketbolle birazcık ilgisi olan on kişiden dokuzu, kısa sürede anlaşma yapılacağı ve Avrupa’da oynayan NBA oyuncularının koşar adımlarla Amerika’ya döneceklerini hiç düşünmeden söylerdi.
İnsan bilerek ‘Bindiği dalı nasıl keserdi’?
Hem paraları savur havaya hemde takımın alabora olsun.
Sonrada toparlamak için ‘Uğraş babam uğraş!’
Şu bütçesi milyon dolarları bulan takımlarımızın haline bir bakın.
Fenerbahçe Ülker, sakatlarının yetişmesini beklerken, Efes Pilsen Lafayette’i devreye sokayım derken, Galatasaray Medical Park Pachulia sevdasını, Savoviç ile tedavi ederken Eurolig’te ilk onaltıya veda ettiler.
Final Four bir başka bahara kaldı .
Oysa bu yıl o kadar avantajlıydık ki,
Üç takımla ilk sekiz şansımız vardı.
Gruplar fıstık gibiydi.
Final İstanbul’da Sinan Erdem Arena’daydı.
Daha iyisi ‘Şam’da kayısı olurdu’!
Olmadı. Olamazdı.
Neden mi diye soruyorsunuz?
Rakiplerimiz her geçen gün fizik ve form grafiğini yukarıya taşırken, bizim takımlar aşağıya doğru hızla düştüler.
Bunu iki önemli faktöre bağlıyorum.
Takımları eksik kurdunuz!
İyi çalışmadınız!
Final Four’da sizler yoksunuz ama ‘Ben tribünde ki yerimi her zaman olduğu gibi alacağım.’
Velhasıl yazık oldu!




