Geçtiğimiz hafta içinde, TBF Seçimlerinin hemen öncesinde TKBL kulüpleri TBF’ye yabancı sayısı üzerinde görüş ve taleplerini iletti.
Bu sezon uygulanan sistem kadrolarda 2 kıta dışı, 2 Avrupalı yabancıya, sahada ise 3 kenarda 1 yabancı oyuncuya izin veriyor.
Devşirme oyuncu olabilmek için önceki yıllarda elde edilen “imtiyazlar” saklı kalmak üzere A Milli Takımda oynama zorunluluğu var.
Bugün TKBL’de forma giyen 7 devşirme oyuncu var. Bu isimler Fenerbahçe (Quanitra Hollingsworth), Abdullah Gül Üniversitesi (Lara Sanders), İÜ-BGD (Kristen Newlin Vatansever), Adana ASKİ Spor (Michelle Campbell), Ordu Spor (Barbara Turner), Hatay BŞB ( Cori Enghusen), Osmaniye Gençlik (Amachree Mactebene)
KULÜPLER NEDEN YABANCI OYUNCU SAYISININ ARTMASINI İSTİYOR
TKBL’de Kulüplerin önemli bölümünün kadroda ve sahada yabancı sayısının artmasını istemesinin görünen ve görünmeyen nedenleri var.
1- Öncelikli amacı her zaman kulübünün başarısı olan kulüp temsilcilerinin ortaya koyduğu görünen neden bir maçın kaderini etkileyebilecek kalitede yerli oyuncuların talep ettiği ücretlerin giderek yükselmesi.
Bu doğru.
Nedeni ise çok basit. ARZI AZALAN BİR METANIN DEĞERİ ARTIYOR. Çünkü son 10 yılda TKBL’de oyunun kaderini etkileyebilecek kalitede oyuncu hemen hemen gelmiyor. Gelen yetenekli isimler ise 1-2 istisna hariç yabancı oyuncuların arkasında kalıp takımlarında süre daha önemlisi tecrübe biriktirecek kadar sorumluluk alamıyor.
Son 7-8 yılda TKBL’de süre alabilmiş, sahada nerede duracağını, ne zaman sorumluluk alacağını (yabancı oyunculardan fırsat kaldığında) ”öğrenmiş” yerli oyuncular, diğer oyuncularda olmayan bu tecrübelerin bedelini, oyunun kaderine etki edecek performansı 26 maçta yalnızca iki-üç kez sergilese de talep ediyor.
Hala inanmıyorsanız. A Kadın Milli Takımının 2007 -2014 dönemine bakarsanız, takımı sürükleyen isimlerin (devşirme oyuncu dışında) hemen hemen hiç değişmediğini göreceksiniz.
2- TKBL’de bazı Anadolu Kulüpleri para olsa bile, oyunun kaderini etkileyebilecek yerli oyuncuları transfer ederek güçlü kadrolar kuramıyor. Bu kalitede oyuncular tercihlerini genelde İstanbul takımları lehine kullanıyor.
Bu da bir gerçek. Ama sonuca değil nedene bakarsak iş farklılaşıyor;
Nedeni yukarıda belirtildiği üzere etkili yerli oyuncuların yetişmemesi.Yukarıda sayılan nedene ek olarak bir çok TKBL kulübünün altyapı çalışmalarını “görüntü verecek” bir formalite olarak gördüğünü bu konuya önem vermediğini belirtmek gerekiyor.
Buna itiraz edecek TKBL kulüplerine son 5 yılda kendi altyapılarından kaç oyuncuyu MAÇTA SORUMLULUK BİLE DEĞİL AMA EN AZINDAN ANLAMLI MİKTARDA SÜRE ALACAK konuma getirdiklerini sormak gerekiyor. Elbette bu konuda iyi işler yapan Fenerbahçe ve BOTAŞ gibi altyapılarından oyuncu çıkarıp TKBL’de oynatabilen kulüpler de var.
3- En önemli nedenlerden biri Avrupa’da başarılı olmak isteyen kulüplerin ELW ve EuroCup maçları için tüm sezon parası ödedikleri isimleri TKBL’de de kullanmak istemeleri. Bu şekilde hem oyuncuların ritm kaybetmesi engellenmek hem de verilen paranın karşılığı alınmak isteniyor.
Kulüplerin en haklı olduğu alanlardan biri burası olarak görülüyor.
Bununla birlikte adeta pasaport hediye ederek kendi ligini yabancılara açan Rusya örneğini unutulmamalı. Ruslar Milli Takım düzeyinde geçmişe göre yaşadıkları düşüşü durdurmak için şu anda formül arayışında. Örneğin Rusya Kupasında “yabancı ve devşirme” oyuncuların oynamasına izin verilmiyor.
4- Bazı TKBL Kulüplerinin yabancı sayısının artması taleplerinin ardındaki nedenlerden biri de rakipleri geride bırakma kurnazlığı. Bu da görünmeyen nedenlerden biri.
Özellikle finans kaynakları istikrarlı olan bazı kulüpler yabancı sayısı arttığında otomatik olarak fazla yabancı oyuncuyu finanse edemeyen kulüpleri geride bırakmanın hesapları içinde.
MAÇIN KADERİNE ETKİ EDECEK YERLİ OYUNCU NEDEN YETİŞMİYOR
Bu satırların yazarı 1985 yılından bu yana yapılan U18-U16-U14 Türkiye Şampiyonalarının yaklaşık %90 bölümünü canlı olarak izledi. Her yıl TKBL’ye oyuncu yetiştiren altyapı havuzunun geriye gittiği net şekilde görülüyor.
Geçtiğimiz yıl Kocaeli’de yapılan U14 Kızlar Türkiye şampiyonası birkaç takımında parlayan bir elin parmakları kadar olan isimlerin dışında adeta “Spor Okulları Türkiye Şampiyonası” seviyesinde oynandı.
Yine geçtiğimiz yıl tarihimizde ilk kez bir altyapı milli takımımız (U18) Avrupa’da son sıralarda kalıp B Klasmanına düştü.
TKBL ve TKB2L kulüplerinin büyük çoğunluğunun altyapı faaliyetlerine, yetenek taramalarına önem vermemesi, Okullarda kadın basketbolunun voleybol kadar yaygınlaştırılamaması, Anadolu’da bulundukları bölgelerde şahsi emeklerle faaliyetleri yürüten kişilerin yeterli şekilde desteklenmemesi sonucu giderek küserek “üretimi” azaltması daralan yetenek havuzuna ilişkin, uzun yılların perspektifi ile ilk göze çarpan nedenler.
Bu yalnız kadın basketbolunda mı böyle? Bence hayır.
Bugün futbol milli takımına bakın 75 milyonluk Türkiye’de yetişen oyuncu kadar 3-4 milyon “soydaşın” yaşadığı Avrupa ülkelerinde yetişmiş “gurbetçi” isimlerin yer bulduğunu göreceksiniz.
İkna olmadınız mı? Peki Türkiye Basketbol Ligine bakalım. A Erkek Milli Takımı Finlandiya ve Polonya ile kafa kafaya oynayan seviyeye gerilerken, TBL’de yerli oyuncuların maçın kaderinini etkilediği kaç maç var? Bu kalitede olan bir kaç ismin de Türkiye yerine NBA’de oynamayı tercih ettiğini unutmayalım. Bir maçta 30 sayı atabilen Sinan Güler’in o sorumluluk seviyesine ulaşmak için illa önündeki 2-3 yabancının finansal sorunlar nedeni ile takımdan ayrılması mı gerekiyor?
Bu arada ülkemizde erkek basketbolu altyapısında seferber edilen kaynak ve faaliyetlerin, harcanan fonların, oradaki yönetici / idareci / coach kalitesinin kadın basketbolunun kat kat üzerinde olduğu gerçeğini de unutmayalım.
Kadın basketboluna geri dönersek; 2010 -2014 döneminde Potanın Perilerini başarıya taşıyan şimdi 30’lu yaşlarında olan ya da olmaya doğru ilerleyen tüm isimlerin TKBL’de yabancı sayısının daha az olduğu 16-17 yaşlarından itibaren tecrübe biriktirdiklerini akılda tutmak gerekiyor.
MİLLİ TAKIMLA KULÜPLERİN ÇIKARLARI ÇELİŞİYOR
Kulüp yöneticisinin ilk hedefi ülke basketbolu değil. Kendi kulübünün yerel ve Avrupa ligindeki menfaatleri. Bunun Milli takımlar ve özellikle kasada parası varsa oyuncu yetişmesi üzerindeki etkileri “KULÜPÇÜ” için hiçbir şey ifade etmiyor.
Bence yalnızca kadın basketbolu için geçerli olmayan, futbol, voleybol ve erkek basketbolu için de geçerli olan bu durumda kulüp yöneticilerinin konumu anlayışla karşılanmalı.
Yanlış anlaşılmasın, Ayıplamadan söylüyorum. Yapılan hizmetleri de gayet önemsiyorum.
Ama,
Sporun içindeki tecrübesi 2-3 yıl olan, en eskisi 9-10 yıl kadar sporun içinde bulunan başarı vizyonu önceki yılın ya da komşu şehrin takımını geride bırakmanın ötesine geçmemiş bir yönetici profilimiz var. Bu tip “Kulüpçülerin” uzun vadeli bir perspektiften bakmaması, kendi kulübünün kısa vadeli çıkarlarını, sporun geleceği ya da milli takımların durumuna göre daha ön planda tutması gayet normal.
Avrupa’da bazı ülkelerin sınırsız sayıda yabancıya izin verdiklerini görüyoruz. Bu ülkelerin yetenek sömürgeciliğini üst seviyede tutarak çok sistematik şekilde oyuncu yetiştirdiğini de görmemiz gerekiyor.
Bu altyapı sistemleri güçlendirilmeden ve bunun elle tutulur sonuçları alınmadan yabancı sayısı arttırılır ise bunların A Milli takım boyutunda faturaları olacağı futbol, kadın voleybolu ve erkek basketbolunda görüldü.
BASKETBOLUN DÜZENLEYİCİ KURUMU TBF
Ülkemizde bankacılık kesimini BDDK, Enerji piyasasını EPDK, rekabet ortamını RK denetleyip düzenliyor. Basketbolun düzenleyici kurumu ise TBF.
Türkiye Basketbol Federasyonu büyük fotoğrafa bakarak yabancı sayısını düzenleyecek kararları almak konumunda.
Son söz olarak TKBL’de asıl tartışılması gerekenin yabancı oyuncu sayısı değil oyuncu yetiştirmeyen, yetiştirdiği oyuncuya süre vermeyen TKBL ve TKB2L kulüpleri olduğu düşüncesindeyim.
Kaliteli yerli oyuncu yetiştirdiğimiz gün yabancı sayısını arttırmaya ihtiyacımız olmayacağı gibi, yabancı sayısının artmasının bir zararı da olmayacak.