Matt Janning, basketbol geleneği olmayan Northeastern Üniversitesi’nden mezun. Dört yıl boyunca birlikte oynadığı kişilerden sadece beşi profesyonel oldu. Onlar da Bulgaristan, Meksika, Avustralya ve Litvanya gibi düşük seviyede liglerde oynuyorlar. Yunanistan’da oynayan Chaisson Allen’sa Rethymno gibi bir orta sıra takımında. Siena’da görev adamı olan, Cibona’da Dario Şariç ve DJ Strawberry’nin gölgesinde kalan Janning, hayatında ilk kez bu kadar büyük bir takımda, bu kadar büyük bir rol üstlendi. Onun için hiç de kolay bir sezon olmadı 2014-15. Duşan Ivkoviç gibi bir efsanenin takımına transfer olması, hücumda tüm yaratıcılık görevinin üstüne kalması, beklenen performansı gösterememesi, ardından Thomas Heurtel’in transferi sonrası dibe vuruşu… Artık bir yerde patlama yapması gerekiyordu, o maç Real Madrid maçı oldu.
Aslında koç Ivkoviç, maça başladığı beşle, Heurtel transferi öncesi Efes takımını daha çok sahada tutacağının sinyallerini vermişti. Çünkü Efes için bu sezonun istatistiği çok net: Rakibi 77 sayının altında tutmak. Efes bu sezon 77 sayı ve üstünde yediği 12 maçta 11 mağlubiyet aldı. Hele Real Madrid’e 80-90 sayı şansı vererek yenmek, imkansıza yakın.
Maçın hikâyesi de, sezonun öyküsünden çok da bağımsız değil. Savunma ağırlıklı Efes, maça çok iyi başladı. Özellikle topa baskıyı iyi yapması, tempoyu kontrol edebilmesi, ikili oyun sonrasında sürekli adam değişerek rakibi kontrol etmesi Real’in sayı atmasına engel oldu. İlk turda Euroleague’in en az sayı yiyen takımından kesitler sundu Efes. Tıpkı o takımda olduğu gibi, yarı saha hücumları ciddi sorun ve bu sorunu çözmek için transfer edilen Thomas Heurtel oyuna girdiğinde, hemen çehre değişiyor. Fransız oyun kurucu, eğer Nenad Krstiç ile birlikte oyundaysa, Efes hücumda derhal sonuç alabiliyor. Fakat bu sefer de savunmada problemler oluşuyor. Nitekim Real Madrid, Heurtel’in oyunda olduğu her anda hücumlarını onun üzerinden kullandı. KC Rivers’ın sırtı dönük oyunundan başlayıp, Sergio Rodriguez’in penetrelerine kadar hepsinde de istediklerini aldılar.
İlk yarı tamamen bu dengede gitti maç: Savunma beşiyle oyunu tut ama sayı atama, hücum beşiyle sayı at ama kontrol elinde olmasın.
O dengeyi bozacak bir şeye ihtiyacı vardı Efes’in. O şey, iki forvet, Cedi Osman ve Matt Janning’in iyi performansı oldu. Savunmacılar ve hücumculardan oluşan Efes kadrosunda, Cedi gibi oyunu çift taraflı oynayabilen bir yıldız adayına sahip olmak paha biçilemez. Çembere gitti, iyi geri koştu (inanmayan Sergio Rodriguez’e sorabilir), sert savunma yaptı, ribaund aldı ve şut attı. Girmeyen iki üçlüğü, nazar boncuğu oldu.
Matt Janning’in kararlılığıysa, inanılmazdı. Üçüncü periyotta set şutu attı, potaya gitti, perdelemeyi kullanıp el üstü üçlük attı… Keith Langford gibi oynadı adeta. Efes’i aldı sırtına, tek başına sürükledi.
Efes sırayla Cedi ve Janning’in sorumluluk aldığı bölümlerin ardından, son çeyrekte farkı bir ara 13 sayıya kadar çıkardı. O bölümde, skor 59-49’ken Heurtel oyuna girdi yeniden. Sergio Rodriguez’i öne çıkarma fırsatı buldu Real. Skor 64-61’e geldi. İşte, bu noktada bir karar vermek gerekiyordu. Birçok antrenörün cesaret edemeyeceği işi yaptı Duşan Ivkoviç ve Heurtel’i oturttu. Maçın en kritik bölümünde, fark üçe inmişken, üç dakika altı saniye kala lider oyuncusunu dışarı alabilecek az isim vardır. Ivkoviç tabii ki onlardan biri.
Basketbolun adaleti Matt Janning için de, Anadolu Efes için de tecelli etti. Şimdi önemli olan devamını getirebilmek. Efes, sezonun en kritik maçını, savunması ve topun kıymetini bilmesi sayesinde kazandı. Dördüncü maçta bu değerleri unutmadan, top kaybetmeden, tempoyu iyi ayarlayarak, hücumda hareketliliği sağlayarak yine sonuca gitmesi gerekiyor Efes’in.
Üç maç sonunda artık herkesin kabul ettiği tek bir doğru var: Efes, Real Madrid’i yenebilir. Peki hangi Efes? Sezonun ilk yarısındaki mi? Sezonun ikinci yarısındaki mi? Cevabı Ivkoviç verecek.



