Ana SayfaDİĞERARŞİV"Invictus" Fener

"Invictus" Fener

- Reklam -

“Umutsuz olduğunun farkında olmamak aslında umutsuzluğun ta kendisidir” der Danimarkalı filozof Soren Kierkegaard ünlü ‘The Sickness Unto Death’ adlı eserinde. Niye böyle felsefi başladık derseniz, cevabı Fenerbahçe Ülker’in başarısında yatıyor. Eurolig’de dört haftayı geride bırakırken namağlup tek takım olan, üstelik bu süreçte hem Barcelona’yı (deplasmanda) hem de Siena’yı mağlup eden Fenerbahçe Ülker’in geçen yıldan bu yana yaşadığı değişiklik tahayyüllerin ötesinde bir durum. Son sezon yine bu iki takımla aynı grupta yer alan Sarı-Lacivertliler Kierkegaard’ın tümcesini tanımlarcasınaydı. Büyük farklarla mağlup olduğu bu takımların çok gerisinde grubu sonuncu tamamlamıştı.

Onlar artık ‘ısıran’ takım
Şimdiyse resim bambaşka. Değişim her yerde olduğu gibi önce düşüncede başladı Fenerbahçe’de de. Aydın Örs’ün genel koordinatörlüğe gelmesiyle oluşan düzen ve dirlik, Neven Spahija’nın takım içine getirdiği iyi ilişkiler, doğru felsefe ve tabii ki kimlik… Burada en önemli husus kimlik. Bir basketbol takımının bütçesi, kadro gücü ve hedefi ne olursa olsun belirgin çizgileri taşıması ve bir yapı oluşturması başarıya özellikle de istikrara giden yolda en önemli husus. Efes Pilsen bunu 90’larda ve 2000’lerin ilk yarısında başarmış ve o kimlikle başarılar elde etmişti. Şimdi ise Fenerbahçe Ülker’de bu oluşuyor: Sert ve akıllı savunma, bunun da hücuma paylaşım olarak sirayet ettiği bir takım. Asıl önemlisi de bundan keyif alan bir takım. Geçen seneki o vurdumduymaz ve umutsuzluğunun farkında olmayan takım (Avrupa’da) şimdi her top için saldıran, deyim yerindeyse ‘ısıran’ ve her oyuncusunun her verilen görevi keyifle yerine getirdiği bir ekip halini almış durumda. Düşüncede başlayan bu devrim parkeye de fiziksel ve taktiksel olarak mükemmel yansımış durumda. Kazanılan dört maçta rakiplerini sırasıyla ‘69,68,61 ve 68’ sayılarda yani hep 70 sayının altında tutan bir savunma alışkanlığından bahsediyoruz. Acaba Engin Atsür’ün sakatlığında tek başına kalacak Roko Ukiç çok yıpranır mı derken, geçen yıl yüzünden düşen bin parça olan Lynn Greer Temple Üniversitesi’ndeki yıllarını hatırlamışçasına çok efektif ve takım içindeki rolünü kabullenmiş keyifli bir şekilde basketbol oynuyor. Geçen yıl Semih Erden ve Ömer Aşık’ın pota altındaki savunmasına bağımlı olan Fenerbahçe Ülker artık Ukiç, Ömer Onan, Kinsey, Marko Tomas gibi isimlerle kilidi çok daha önceden dışarıdan vuruyor. Navarro, Bogdanoviç, Rubio, Kaukenas, Zisis, Moss gibi iyi dış adamlar ne yapacağını şaşırıyor. Bu savunmanın üzerine gelen ritm, hücumda iç-dış dengesinin sağlanması ve son maçı örnek alırsak sekiz oyuncunun yedi veya daha üstü sayı bulmasına olanak tanıyor.

Paylaşım üst seviyede
Bu paylaşım istatistiklere o kadar güzel yansıyor ki, sayı krallığında ilk 80 içindeki tek FB’li Roko Ukiç (33.) oluyor. Bunun yanında 9 oyuncu altı ve daha üzeri sayı atıyor. Siena maçında alan savunmasına karşı panik olunmayıp doğru şekilde ortada Mirsad ve Oğuz’un kullanılması dahi çok pozitifti. Mirsad da 13 sayı 10 ribaunt ile maçın kilit ismi olurken FB Ülker ribaundlarda 45-24 üstünlük sağladığı rakibine pota altı izni vermedi. FB’nin şu an tek açığı şutu olan iyi 4 numaralara karşı olan zaafı olacak. Ama diğer mükemmel işleyen çarklar onun da telafi edilmesini sağlıyor. Tüm bu sinerji seyirciye de sirayet etmiş durumda. Geçen yıl 900 kişinin zor geldiği Siena maçına bu yıl 14 bin 900 kişi gelebiliyor. Ama hep söylediğimiz gibi her şeyden önemlisi devamlılık. Takımın istikrarı seyirciye de yansısın.

EFES'TE AKSAKLIKLAR SÜRÜYOR
FB Ülker’de işler iyi giderken Efes Pilsen’deyse bahsettiğimiz aksaklıklar devam ediyor. Daha doğrusu kadro yapısından kaynaklanan giderilemeyen kusurlar Panathinaikos gibi sert takımlar karşısında fazlasıyla ortaya çıkıyor. Rakoçeviç’in skor liderliği belki istatistiğe yansısa da takım üzerine izdüşümü pek de parlak olmuyor. Evet OAKA çok zor bir deplasman, evet Panathinaikos Eurolig’in en güçlü ekiplerden ancak bu mücadele etmemeyi gerektirmez.

Kerem gününde olmazsa
Efes Pilsen oyuncuları maçın düşük tempoyla başlamasıyla tutundukları skoru özellikle üçüncü periyottan itibaren tamamen bırakmış gibiydiler. Bu hiç yakışmadı. Üstüne bir de Kerem Tunçeri kötü gününde olunca paslı çarklar hiç dönmedi. Rakoçevic bu takımın en skorer ismi olarak gözükse de, asıl görevi oyun kurmak olan (Eurolig resmi sitesine yazdığı blogda da bundan bahseden) Kerem Tunçeri skora katkı veremezse Efes Pilsen’in iyice tıkandığını gördük. Efes Pilsen yine galibiyetler alacaktır belki ama içeriyi zaten Kerem Gönlüm hariç iyi kullanmakta zorlanan takım, dışarıdan iyi şut atamadığında üstüne bu maçta olduğu gibi (18) yüksek top kaybıyla oynadığında böyle üzücü mağlubiyetler de alınacaktır.
Efes Pilsen de en tutarlı oyunculardan Nachbar dahi 6 top kaybı yaparak bu haftanın kötülerinden oldu. Bir de Wisniewski’nin bu takımın gardı olmadığını da söylemek her hafta boynumuzun borcu olsun. Haftanın en önemli galibiyetlerinden birine Mirza Begiç’in pota altından 18 sayısının da yardımıyla Caja Laboral’i deplasmanda yenen Zalgiris elde etti. Yine Big Sofo ve Chuck Eidson’ın ağır yükü çektiği Maccabi de Khimki deplasmanında Blutenthal’in kritik son saniye üçlüğü ile maçı aldı. Barcelona, Rytas karşısında rahat kazanırken Real Madrid seyircilerine korku yaşattığı maçta uzatmada Brose’yi zar zor geçebildi.

Kunter’in Cholet’i kazandı
Prokom, Rytas, Cibona ve Charleroi henüz galibiyet tadamayan takımlar iken Erman Kunter’in Cholet’si mutevazı kadrosuyla Cibona’yı da deplasmanda mağlup ederek ikinci galibiyetine ulaştı. Union Olimpija ise ilk mağlubiyetiyle tanışırken onu mağlup eden CSKA ilk galibiyetini aldı. AJ Milano ise David Hawkins’in önderliğinde Valencia’ya ağır bir mağlubiyet yaşattı.

Kaynak: Radikal

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler