Bu hikaye bir basketbol hikayesi değil. Bir hayat hikayesi. Ama bu iki hayatın önemli bir parçası basketbol. Yıllar sonra onları biribirine bağlayan da basketbol. Geldikleri günlere onları getiren de basketbol. Baskent 34 basketbol kulübünü kurduğumdan beri, bir iki çok değerli sosyal sorumluluklarını bilen ve bir şeyler yapma çabasında olan bir iki yardımseverin dışında hiç kimseden, doğru dürüst bir destek görmeyen altyapı kulübü, o kadar nam yapmış ki sürekli Anadolu’dan, İzmir’den, Adana’dan, Diyarbakır’dan ve Karadeniz’den veliler, amcalar, teyzler, ağabeyler bizi arıyor ve çocuğum sizde oynamak istiyor diyor. Salonu olmayan, ve olacağa da benzemeyen bu kulüp için “Baskent 34’ü niye kapatmıyorsun?”, “Sen manyakmısın bu kadar uğraşıyorsun?” veya “İsmin var, namın var, aç bir okul yap yaz kamplarını götür parayı” diyenlere cevabımdır bu hikaye. Niye basketbolu ve okulu aynı anda götürmenin önemli olduğunu gösterendir bu hikaye. Bu bir basketbo hikayesi değil belki ama çocuklarımız için basketbolun, sporun önemini gösteren bir gerçektir bu hikaye. Satır aralarından basketbolun nasıl bir kurtarıcı olduğunu çok iyi anlayabilirsiniz.
Okul ile arası pek iyi olmayan “Big” Mike Williams okulu kullanıp basketbolunu gidebileceğe yere kadar götürdü. Neresiydi derseniz, NBA’e kadar. Big Mike ismini kimse hatırlamaz, ama NBA’de Atlanta Hawks ve Sacramento Kings’de forma giydi. Chicago’nun DeLaSalle Lisesinde oynarken Mike için okul çok önemli değildi. Boyu 2.03 metre değilde bir 5-6 santim daha uzun olsaydı, NBA kariyeri çok daha uzun ve verimli olurdu. Yine de NCAA’ler için çok önemli bir yıldız adayıydı ve basketbol bursuyla gittiği Cincinnati’de iki sezon oynadı ve ikinci sezonunda 13.4 sayı ve 7.8 ribaunt ortalamalarıyla oynamasına rağmen NCAA’lerdeki son 2 sezonu için Illinois eyaletinde bulunan Bradley Üniversitesine transfer oldu. Orada da benzer istatistikler elde etti ve 4 yıllık NCAA kariyeri 12.3 sayı ve 7.1 ribaunt ile % 54.6 şut yüzdesiyle sona erdi. Golden State Warriors’ın dikkatini çekti ve boyuyla ilgili soru işaretlerine rağmen NBA takımın draft’in 3.üncü turunda Williams’ı seçti. NBA sonrası muhtelif ülkerlerde profesyonel basketbol oynamaya devam etti ve 8 sezon profesyonel basketbol oynadıktan sonra emekli oldu. Basketbol ve NBA’den kazandığı paralar çabuk bitti ve 2000 yılından bu yana o kocaman fiziğini en iyi şekilde kullanabileceği işlerde, özellikle de diskolarda, barlarda ve gece kulüplerinde kapıdaki o kimlik soran, kavgalar çıktığında ayıran, belalı kişileri ayıklayan “bouncer” denilen işlerde çalışıyordu. Atlanta’da bir gece kulübünde koruma olarak çalışmaya başlayan 47 yaşındaki Williams’ın hayatı 29 Kasım 2009 gecesi değişti. Çalıştığı gece kulübünde silahlar çekildi, çatışma oldu ve olayları önlemeye çalışan “kocaman” Mike dört kurşun yedi. Çenesinden, omuzundan, bacağından ve belinden vurulmuştu. Saatlerce süren ameliyat sonrası, 2 ay komada kaldı, böbreğinin, karaciğerinin ve çenesinin bir kısmını kaybetmişti. Ama en önemlisi belden aşağısı artık çalışmıyordu, yani bacaklarını oynatamıyor, yürüyemiyordu. Basketbolda sergilediği o savaşçı ruh, o pes etmeyen kavgacı kişilik onun müthiş engelleri aşmasını sağlamış, yaşama sarılmasına neden olmuş, ama bacaklarını geri getirememişti.
Williams annesinin yanına, büyüdüğü Roseland mahallesine taşındı. Roseland, Chicago’da suç oranı en yüksek bölgelerden birisi. Ama başka çaresi yoktu Williams’ın. Bir gece televizyon seyrediyordu ve ekranda dev bir doktorun işi gücü bırakıp Haiti’de ki deprem sonucu yaralanan ve sakat kalanların tekrar yürümeleri için verdiği uğraşile ilgili bir haber dikkatini çekti. Daha doğrusu 2.13 metre boyunda doktor desek daha doğru olur. İşte o gece izlediği o haber programı belki de hayatını değiştirecekti.
Hikayenin diğer kahramanı “Dev” Dan Ivankovich de Williams ile aynı dönemlerde Chicago Lise basketbolunda kendi ismini duyurmaya başlamıştı. Ivankovich 2.13 metrelik boyuna rağmen geleceğinin NBA’de veya profesyonel basketbolda olmadığını biliyordu. Çok iyi bir lise oyuncusuydu ve Mike Williams ile ayrı liglerde oynamalarına rağmen, Chicago Yaz Liginde birlikte oynama şansını zaman, zaman yakalıyorlardı. Ivankovich basketbol yeteneklerini kullanarak Northwestern Üniversitesinden burs aldı. Northwestern’da tıp okuyacaktı, ve basketbol kariyerini de sürdürebileceği kadar sürdürecekti. Çok iyi bir basketbolcu olmadı Dev Dan, ama basketbolu kullanarak uzmanlık alanı kemikler olan çok iyi bir ortepedist cerrahi doktor oldu. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi Williams’ın ekranda gördüğü dev doktordu Ivankovich.
Ivankovich’in ilk aşkı müzikti ve geceleri halen kendi bandıyla belki de “Big” Mike’ın koruma olarak çalışabileceği o barlardan birinde grubuyla birlikte “blues” döktürürken onu görebilirisiniz. Zaten lakabı da “Dock Rock”. Bir şeyi sevmek ile bir şeyde başarılı olmak çok ayrı şeyler. “Dock Rock” nasıl basketbolu kullanarak eğitimini tamamladıysa, müziği de kullanıyor. Yılda 800 ameliyat yapan bir doktorun kaçış kapısı sahne, o gitar ve o müzik. O kapıdan geçtiğinde o kendi dünyasına gidiyor ve Muddy Waters oluyor. İkinci aşkı bile basketbol değildi Dev Dan’in. Cook County Hastenesinde stajını yaparken anladı Amerika’ya niye geldiğini. Umutlarını yitiren veya yitirmekte olan insanlara yeni bir hayat kazandırmak için. Mike Williams parayı pulu düşünmeden yardım ettiği, hayata bağladığı ilk insan değil. Baterist Jimmi Mayes’e yeni bir kalça kemiği monte etti ve hayatının daha normal olmasını sağladı.
Hikayemize dönersek; Williams haberi dikkatle izlemeye başladı. Doktorun boyu dikkatini çekti, ama biraz daha dikkatli bakınca “Yahu bu bizim Dev Dan” dedi. Televizyon kanalından Ivankovich’in e-mail adresini aldı ve ona yazdı. Ivankovich basketboldan o kadar uzaklaşmıştı ki, ismi hatırlayamadı. Çünkü onun için basketbol görevini tamamlamıştı. Eski basketçiler stres atmak için salona koşarlar, ama Dan öyle durumlarda sahneye koşuyordu. Ancak yine de yardım elini uzatmak istedi. Kısa bir süre sonra e-mail’i gönderen kişinin lise günlerinde onunla top oynayan Mike Williams olduğunu hatırladı. Williams’ın hemen Medicaid Sigortasına kayıt olmasını sağladı ve 6 hata süren terapisine başladı. Üçüncü hafta sonunda Williams ayağa kalkabilecek duruma gelmişti. Şu anda ise destek ile 30 adaım atabiliyor. Ama herşey bitmiş değil, parkelerden eski arkaşaını “trash talk” ile motive eden Ivankovich’de bunun farkında. Williams’ın “biyonik bacaklar” dedikleri çok yeni bir teknoloji ile 2013 yılında satışa çıkarılması planlanan ve tanesi $ 150.000-$ 200.000 civarında olması beklenen Berkeley Bionics firması tarafından yapılan eLEGS adında sinir sistemine bağlı senörlü bir bacak destekleyicisi. “Dock Rock” ve “Big Mike” elele, omuz omuza vermiş ve hem firmayı Williams’ı örnek bir model olarak kullanıp, aletlerinin tanıtımını yapmaları için ikna etmeye, hem de Chicago Bulls yönetimi ve Chicago’nun bazı önde gelen büyük radyo istasyonlarını “Big Mike” gibi sokaklardan gelmiş birisinin gençleri silah taşımak, silah kullanmak konusunda uyarmak için sözcü olarak kullanmasını sağlamaya çalışıyor. Amaç Williams’ın istikrarlı bir gelir kazanmasını sağlamak.
Ivankovich bir doktor olarak Williams’ın en uç nokatadan geri gelen bir hasta olduğunu vurgulayarak, tekerlekli sandalyanın yerini alması planlanan eLEGS’in bir numaralı tanıtım aracı olması için bastırıyor. Dev cüssesinden dolayı onun ebatlarına uygun bir eLEGS’in ayrıca yapılacak olması da engellerden birisi. Ama bu ikili engelleri aşmaya alışık. Parkelerin onlara kazandırdığı unsurlardan, özelliklerden birisi de bu. Sporda gençlere, çocuklara aşılamaya çalıştığımız ilk önemli mesaj “Asla pes etmeyin, elinizden geleni yapın.” Mesajıdır. Şimdilik size bu yeterli görünmeyebilir, ama bunu alışkanlık haline getirdiğinizde hayatınızın bir yerinde mutlaka bunun geri dönüşünü hissedeceksinizdir.
Bundan çok değil, birkaç ay öncesine kadar Mike Williams için en zor şey aynaya bakmaktı. “Aynaya baktığımda ne oldu bana, nedir bu halim diyordum. Beynim bazı gerçekleri kabul etmiyordu.” diyor dev adam. Şimdi ise tünelin ucunda bir ışık, bir umut var. Yıllar önce aynı parkelerde koşturduğu arkadaşına bakarak alacağı derslerde. Williams eminim ki “Dock Rock” adındaki deve baktığı zaman okul-basketbol konusunda kendisinin yaptığı seçimi onun yapmadığından çok mutlu. Onun sayesinde artık aynaya daha rahat bakıyor ve belki de hiç çekinmeden bakacağı günler çok yakın.





