2 Şubat 2026, Pazartesi
spot_img
Ana SayfaDİĞERARŞİV"Hep kendim oldum" / GÖKHAN GERMAN

"Hep kendim oldum" / GÖKHAN GERMAN

Fenerbahçe’yi 4. şampiyonluğuna taşıyan coach Ertuğrul Erdoğan, Tanjeviç’in hastalığı nedeniyle görevi aldıktan sonraki dönemi ve şampiyonluğu nasıl kazandıklarını FANATİK’e anlattı. Söz Ertuğrul Erdoğanda…

– Tanjeviç’in hastalığını ilk duyduğunuzda neler hissetiniz?
– Biz üç yıldır birbirimize çok yakın mesai verdik ve sadece basketbolu değil, bir çok şeyi paylaştık. Aile gibi olmuştuk. Dolayısıyla iyi bir dostun böyle bir hastalığa yakalanması beni çok üzdü. Önemli bir hastalık çünkü. İşin basketbol kısmı her zaman ikinci planda kaldı. Sağlık her zaman daha önemli. Bu anlamda şok yaşadım.

– Sorumluluk size kalınca neler düşündünüz?
– Asistan olduğum için bir anlamda sorumluluk benim omuzlarıma kaldı. Aslında karışık duygular vardı. Şöyle ki önce çok uzun yıllardır, 16 yıldır Birinci Lig’de asistan coachluk yapıyorum. Son 10 yıldır Fenerbahçe’deyim ama işin hep mutfağındaydım. Her zaman vitrindeki insanların arkasında yer aldım. Vitrinde yer almak farklı bir baskı ve sorumluluk. Kendimi tecrübeli kabul etmekle beraber biraz endişe vardı. Ürktüğümü söyleyebilirim. Bu kadro insanı bazen hem çok rahatlabiliyor çünkü çok tecrübeli final oynamaya alışmış üst düzey oyuncular var. Öte taraftan yönetmek kolay değil. Kararları artık siz almaya başlayacaksınız ve bu kararlara oyuncular nasıl reaksiyon verecek bunu kestirmek güçtü. Bir çok bilinmeyen vardı, kafam biraz karışıktı ama iki üç gün içinde takımla beraber çalıştıktan sonra işlerin iyi gideceğini hissetmeye başladım. Gerçekten iyi reaksiyon verdi takım. Zaman zaman aldığım kararlar bazı oyuncuları memnun etmemiş olabilir ama oyuncular şuna inandı ki bizim hedefimiz şampiyonluk ve biz bu doğrultuda hep beraber hareket etmek durumundayız. Kimisi zaman zaman mutsuz olacak, kimisi beklemediği kadar süre alıp mutlu olacak. Sadece oyuncular değil, bu bir ekip işi ve tüm ekip çok fazla emek verdi. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Bana ‘mütevazı davranma’ diyorlar ama ben mütevazı olduğumu düşünmüyorum. Ben gerçekçi bir insanım. İşimle ilgili rasyonel konuşup, rasyonel kararlar veren bir insanım. Yani çıkıp da, işte çevrenizde bu işe emek vermemiş insanlar var gibi davranamazsınız. Bu takım Tanjeviç’in kurduğu bir takım. Ekstra bir durumda takım bana kaldı. Benim ciddi bir emeğim, ciddi bir katkım var ama bu o emeklerden sadece bir tanesi.

“Avantajlarım çoktu”

– Maçları Tanjeviç’in felsefesiyle mi yoksa Ertuğrul Erdoğan gibi mi yönettiniz?
– Ben aslında şanslı bir yardımcı antrenörlük dönemi geçirdim. 3 yıdır sayın Aydın Örs’le beraber çalıştım. Bana göre Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi antrenörüdür. Ondan çok şey öğrendim. Arkasından Tanjeviç’le çalışmış olmanın bir avantajı var. Her antrenörün eksileri ve artıları var. Ne kadar ismi büyük olursa olsun. Eğer iyi gözlemciyseniz, onları görebiliyorsanız kendinize birşey katabiliyorsanız bu çok önemli. Ben bu kısa süre içinde kendim olmaya çalıştım. Oyuncuların gözünde de başkasının felsefesiyle hareket eden bir coach olmadım. Kendi bildiğim doğruları yapmaya çalıştım. Ufak tefek detayları değiştirip, ortaya başka bir basketbol koymaya çalıştım ama bütünü bozmadan bunu yapmaya çalıştım. Zaten bu doğru da olmazdı. Zaten sayın Tanjeviç’le her günümüzü beraber geçirdik. Onun kafasındaki basketbolu en iyi bilen benim. Hem onun basketbol sistemini, hem de kendi doğrularımı bir potada eritmeye çalıştım. Bir artı daha var. Maçları yönetirken olayın dışında kalmaya özen gösterdim. Atmosfere kendimi kaptırmamaya çalıştım. Bana ‘Sakin görünüyorsun’ diyorlar ama sakin değildim. Çünkü maça kendinizi kaptırırsanız pozisyonları atlıyorsunuz. Belki de tecrübemle, kapasitemle ilgili bir şey. Evet rotasyonu kısalttım ama rotasyon yaptım. Rotasyonu yaparken mümkün olduğunca yorulan veya hatayı daha çok yapmaya başlayan oyuncuyu kenara almaya başladım. O an katkı verecek oyuncuyu bulmaya çalıştım. Tek fark bu olabilir. Bu takım benim kurduğum takım değil. Aldığım takımı yüzümüzün akıyla sonuna getirdim.

Pardon isminiz neydi?

-Bir sohbet sırasında bana, ‘Herkes head coach olacak diye bir kanun yok’ demiştiniz. Düşünceleriniz hala bu yönde mi?
-Ben şunu söylüyorum. Sevdiğim ve çok keyif aldığım bir oyunu kendime iş edinmiş bir antrenörüm. En büyük hobim bu. Asistan coachluk’tan keyif alıyorum. Türkiye’de herkes head cocach olacakmış gibi bir kanun var sanki. Şartlar oluşursa tabii ki ben head coach olmak istiyorum. Doğru zamanda, doğru yerde bunu istiyorum. 42 yaşındayım ve geçmişte teklifler geldi. Hedefleri olan bir insanım. Ama asistan coachluktan bir memnuniyetsizliğim yok. Biraz insanların ikinci planda gördüğü bir iş. Mesela ben uzun yıllardır antrenörlük yapıyorum. Bandırma’daki üçüncü maçtan sonra bir gazeteci, ‘özür dilerim isminiz neydi’ diye sordu bana. Düşünebiliyor musunuz. En çok göz önünde olan asistan coachlardan biriyim ama çok tanınmıyorsunuz. Bu anlamda asistan coachluk bence çok kıymetli bir iş. Böyle kalmak istiyorum demiyorum ama önemli bir iş.

‘Oyuncularımızı daha iyi tanırız’

– Gördüğüm kadarıyla oyuncular da size çok saygı duyuyor ve destek oldular..
– Yıldız ve genç milli takımlarda görev yaptım. Bu oyunculardan bazılarını örneğin Ömer Onan’ı 15 yıldır tanıyorum. A Milli Takım oyuncularının hepsiyle yıllarca çalıştım. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Asistan coachluğun getirdiği bir avantaj var. Oyuncuların duyguları nedir, nerede sıkıntıları var, head coach’a göre daha iyi görürsünüz. Bazı kararları alırken ufak detaylar sana çok yardımcı oluyor. Oyuncuların desteği önemliydi. Son üç yıldır Tanejeviç’in milli takımda geçirdiği süre içinde takımı biz hazırlıyorduk. Bu anlamda bir avantajımız vardı. Oradaki özel maçlarda coachluk yapıyorduk. Başta Aziz Yıldırım olmak üzere yönetim de büyük destek verdi. Çünkü o tarihte başka bir antrenör arayışına da girilebilirdi. Sonuçta Fenerbahçe Ülker gibi bir takımda bir asistanın görev yapması kolay değil.

– Aşşağı yukarı Fenerbahçe de, Efes Pilsen de aynı oyuncular vardı. Teknik kadrolar aynıydı. Geçen yıl kaybetmiştiniz, bu yıl neyi farklı yaptınız da kazandınız?
– Geçen yıl da 2-0 öndeydik. 3. maçın son 8 dakikasına 15 sayı önde girdik. Kırılma anıydı ve işler tersine döndü, psikolojik üstünlük Efes’e geçti. Bu maçta da 4. maçta kırılma anı yaşandı ve avantaj bize döndü. 17 sayıdan geldiğimiz maç. Çok farklı birşey yapmadık bence. Birşeyi çok iyi oturttuk. İyi oynayan oyuncu sahada kaldı. Herkes yüzde yüzünü sahaya verdi. Takımı düşünerek hücumu kullandılar, atış seçimlerini iyi yaptılar. Özetle saha içinde de, dışında da, az oynayanı, çok oynayanı takım için oynadılar ve sanıyorum bu çok önemliydi. Bazen yokluklar takımı biraz daha birbirine yaklaştırıyor, biraz daha kenetleniyorsunuz. Mesela benim Tanjeviç gibi maç yönetmem söz konusu bile değil. 39 yıllık bir kariyeri var. O endişeler, o yokluklar öyle bir kenetliyor ki takımı, müthiş bir sinerji çıkıyor. Bence en önemli nokta biz o sinerjiyi doğru zamanda yakaladık. Rüzgar da yanımızda yer aldı. İyi oynadık ama kritik dakikalarda rüzgarı da yanımıza aldık. 4. maçta mesela.

– Maç gitti diye düşündünüz mü?
– Aynısını Banvit maçında da yapmıştık. 20 sayı geriden geldik. Maçın o anında bende bir panik yoktu. Bunu samimiyetle söylüyorum. Sadece momentumu nasıl değiştiririz diye düşünüyorduk. Orada tabii seyirciye de parantez açmak lazım. Bizim oyuncuların ortaya koyduğu eforda seyircinin de önemi var ama Banvit maçından sonra, ‘Seyirci oyuncuları uyandırdı’ demiştim. Efes maçında ise galiba o gün oyuncular seyircileri uyandırdı. Hepsi birbirine denk geldi. Dolayısıyla kazanmaktan başka bir şey düşünmüyorduk. Klişe olsun diye söylemiyorum zaten o molada ‘bu maçı çevireceğiz’ diyen oyuncular vardı. Kendi aralarında öyle konuşuyorlardı. Hakikaten de öyle oldu. Serinin kırılma anı da orasıydı.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler