Benim seyircimin ana düşüncesi tuttuğu takımın hedefi önemlidir.
Onun dışında gelişen olaylar onu ilgilendirmez.
İstanbul’da organize edilen ‘Kadınlar sekizli final’linde bunu açıkça gördük.
Bu turnuvaya iki güçlü takımla katılmamız, ‘En azından biriyle’ final oynamanızı işaret ediyordu.
İşte, aynı grupta mücadele eden Galatasaray ve Fenerbahçe kadın takımlarımızın yaptığı mücadeleden galip ayrılan ‘Kanarya’lar olmuştu.
Abdi İpekçi Spor Salonu, bir tek bu maçta dolmuş hatta seyirci rekoru kırılmıştı.
Maç sonunda çıkan saldırılı taraftar çatışması ‘Üstüne Tuz-Biber ekmiş, Abdülrahim Albayrak da bu kaostan nasibini almış, sinir krizleri geçirerek ambulansla hastaneye kaldırılmıştı.
Böylesine tutkulu basketbol hayranlığı, takımlarımızın dördüncülük, beşincilik mücadelesine kalmasıyla bitiverdi.
Ne başkanlar, ne yönetim üyeleri ne seyirci kaldı ortalıkta herkes elini ayağını çekiverdi salondan..
Kala kala üç beş basketbol sever, oyuncuların aileleri, eşi dostu, yabancı misafirler doldurmuştu tribünleri.
Oysa iki İspanyol takımının karşılaştığı final maçı, üst düzey basketbolün sergilendiği müthiş bir mücadeleye sahne olmuştu.
Amerikan ‘Sosu bol’ takımlar da, ülkenin kızları ‘Figüran’ rolünü çok iyi oynuyor, sorumsuzca bütün topları kullanma lüksüne sahip ‘Dünya Star’larından kimse hesap soramayınca yenilgi de kaçınılmaz oluyordu.
Süpriz olarak finalde gördüğümüz İspanyol takımları bu işe dur demesini bilmişler.
Üç yerli iki yabancıyla oynuyorlar maçın büyük bölümünü.
Bu üç yerli oyuncuların hepsi kısa veya forvet .
Oysa biz tutturmuşuz kısa ,uzun ne varsa transfer ediyoruz.
Kadın basketbolümüz Avrupa’da söz sahibi olacaksa, yabancı oyuncu sayısını kısıtlamalı ve takımlarımızda kesinlikle en az üç ‘Türk kısa’ uzun süre sahada kalmalıdır.
Galatasaray’ da bir ‘Bahar’ var. İyi bakalım bu kızımıza, en az bir Valderamo olur kanısındayım.
Özel çalıştıralım özel!



